Abdülaziz Bayındır, Ali Rıza Demircan, Ebubekir Sifil, Ahmet Musaoğlu

Abdülaziz Bayındır, Ali Rıza Demircan, Ebubekir Sifil, Ahmet Musaoğlu

Her şeyde hayr vardır’ sözüne lafzen değil, kalben inanmış biriyim. Yaşama bakış açıma  yansır bu inancım. Zaten, “..Sizin için daha hayırlı olduğu halde bir şeyi sevmemeniz mümkündür. Sizin için daha kötü olduğu halde bir şeyi sevmeniz de mümkündür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” bildirisi de (Bakara-2 / 216) var önümüzde! Bize “şer olabilecek durumlardan hayr” beklemek ‘saflığı’ değil; bizi ‘sıkan’ hadiseler için, ‘vardır bir hayr’ demek rahatlığıdır bu. Bugün öyle bir anımda ‘hayr’a ulaştım, onu paylaşacağım, yazı konum bugün o oluyor…

***

En az kırk yıldır tanıdığım, sevdiğim, Yüksek İslam Enstitüsü mezunu, İHL’de öğretmenlik yapıp da emekli olmuş bir arkadaşımla, ‘Nüzül-i isa’ konusunu tartışıyoruz. Sorun şu oldu ki de, tıpkı; 2001 yılında stüdyoya, telefonla katıldığım bir Cevizkabuğu/Hulki Cevizoğlu programında konuklardan ilahiyatçı Prof. O.Ş’i, eleştirmem üzerine –konu din olduğu için-, –Sen Mühendis’sin, ne anlarsın(?) şeklindeki ifadeler benzeri tavırla karşılaşıyordum yine. Hemen de belirtmeliyim ki, bu ülkede alanlarında ‘ilk ve tek olan eserler’ sahibi bir Yazar’ım. Fakat, hemen ‘tüm ilahiyatçılarda’gördüğüm hâl, arkadaşımda da sırıtıyor; “İlahiyatçı değilsin, Arapça da pek bilmiyorsun ama, önemli eserler verdin” demek onun da nefsine güç geliyor!.

Sanırım 2003 yılında, hazırlayıp sunduğum ‘Bayrak FM/Radyo programıma’ konuk aldığım, Eski Trabzon Müftüsü N.G.’e; –Din sadece ilahiyatçılara mı geldi diye sormuş, –Tabii ki hayır doğru cevabını almıştım ama; o soruyu sormamım sebebi, Hz.İbrahim kıssasındaki ‘Kurban’ hadisesinde anlatılan hayvanın, “Koç değil, Deve olduğu” görüşünü de, ilahiyatçı olmamama rağmen yine ‘ilk’ seslendiren olmam; “Araştırmacı Yazar’ olsam da, ‘mühendis olan bir kişinin yapması sorununu’ çokça da yaşıyorum! “Benim, mühendis olmama rağmen yapmam”,kimileri; başta, ‘İHL-İlahiyat kökenli kişiler’ için sorun olmasını sürdürüyor! Asıl sorun, “Kur’an’ı ilahiyat zanneden, bütün bilim dallarının köken kitabı olduğunu akledemeyen” kişilerde ama, ‘sorun’ Ben zannediliyorum. Yazdığım ve yaptığım “kitap ve tablo eserler”, bu ülkede hiçbir kimsenin ‘ağzını açmamasını’ gerektiriyor ama, bundan sonra da, ‘hakkımı teslim etmeyen’ daha çok duyacağım. Mesela da; alanında yine bir “ilk ve tek”eser olan, “Nabucco Babil Yolculuğu Küresel Isınma Tuzağı” kitabım için;İklimci değilsin, Küresel Isınma YOK şeklinde nasıl yazarsın(?)” benzeri ‘akledemeyiş’ yine duyacağım. “İsasız Mehdisiz İslam Olmuyor mu” ismiyle 2006 yılı Kasım ayında çıkmış, “Nüzül-i isa yaşanmayacağı, Mehdi de çıkmayacağı”görüşlerini de ortaya koyan ‘ilk-tek kitabın’ da –Mühendis– olan Yazar’ıyım da ama, sorun yok; cahiliyetle içiçe yaşamayı sürdüreceğiz.

Arkadaşıma, Maide Suresi’nin 116-117 nolu ayetleri’nin, “Hz.İsa’nın öldüğünü bildirdiği, dolayısıyla tekrar dünyaya gelmeyeceğini” söyleyip, “Bu Benim görüşüm değil, Ayet bu” vurgusu da yapıp, aklına hitap ettiğimde, “akledebiliş” yaşayamıyor ama, vicdanı kendisine, yanlışlanacağını bildirdiği için konuyu, “Buhari ve Müslim Hadisleri” üzerinden konuşmak istiyor. Kitabımı sadece Ayetler değil, Hadis’ler üzerinden de yazmama; ‘Tozlandırılmış Hadisler’ var diyerek, ‘Sahih Hadisleri’ savunuyor olmama rağmen de, Beni, ‘Hadis inkârı’  ile suçlamasıyla da iyice ‘sıkıyor’, kendisine; –Seninle dini konuları artık konuşmayacağım ifademe karşın, Ben’im; Lise ve Üniversite yıllarımda ‘Hadis ilmi’ okumamış olmam, kendisinin ise, ‘İHL-İslam Enstitüsü’nde okumuş olması üzerinden o da Bana; –Sen mühendissin, Dini konulara girme, siyasi konuları yaz dediğinde, –O dediğin dersleri Yaşar Nuri Öztürk de okudu ama, Hadisleri reddediyordu, okumak yetmez, farkındalık yaşamak gerekcevabını verince, hiç benimsediği ‘Yaşar Bey duyurusu!’ üzerinden iyice de hiddetleniyor, tansiyonunun zirve yaptığı bir noktada; ‘Maide Suresi 116-117 nolu ayetleri’nin tefsirine bakmak istediğinde, tevafuk bu ya,internette; “Abbdülaziz Bayındır, Ali Rıza Demircan, Ebubekir Sifil” üçlüsü arasında, 2011 yılında yaşanan ‘Nüzül-isa’ tartışmasını rastlıyorduk.

Yazı konum da zaten asıl bu noktadan sonra başlıyor; arkadaşım Bana ‘kızgın’ olarak, ama tabii ki de ‘tekrar uğramak’ üzere ayrılıyordu yanımdan…

***

Söz ettiğim “Abbdülaziz Bayındır, Ali Rıza Demircan, Ebubekir Sifil” arasında 2011 yılında yaşanan ‘çatışmaları’ Bendenizilk kez; arkadaşımla tartıştığım gün; yani, 2013 yılının,  –Mecusilik adeti Nevruz ateşinin yakıldığı- 21 Mart günü okuyordum. Bunu yapınca da, “Bizim sıkıntı/kötü bildiğimizde bile hayr vardır” kabulüm önüme düşüyor; Ben’i, haksız bir şekilde ‘sıkan’ arkadaşımın anlamsızlığı ‘hayr’a dönüşüyordu.

Sosyal paylaşım siteleri sayfalarına bile yansıyan, sözettiğim ‘çatışma’da, Prof.Dr.Abdulaziz Bayındır Bey açıklamalarına istinaden; “Nuzül inancını temellerinden sarsan bu rivayet, nüzul rivayetleri mütevatirdir aksine bir haber sabit olmamıştır gibi bir anlayışı tarihe karıştırmıştır” ifadeleri okunuyor; “Hz. İsa, Buhari ve Müslim rivayetine göre ölmüştür, ancak size bu rivayeti asla anlatmazlar...” da deniliyordu. Buna paralel olarak da, ‘Tarihi video’ olarak adlandırılıp verilen video link’te, Abdülaziz Bayındır Bey’den; Maide 116-117 ayetleri üzerinden, Hz.İsa’nın öldüğü, dolayısıyla ‘Nüzül-i isa’nın gerçekleşmeyeceği açıklamasını, ayrıca da, Ali Rıza Demircan Bey’in, ‘Nüzül-i isa’ yaşanacak görüşünü savunan Ebubekir Sifil’e; Maide-116-117 ayetlerine açıklamalarında neden yer vermediğini sorduğu, buna rağmen de, Ebubekir Sifil’in, hâlâ açıklama yapmadığı ifadelerini dinlememin yanısıra; Abdülaziz Bayındır ile, Ali Rıza Demircan’ın yanyana göründükleri bir ‘ikinci video link’te de; ‘Nüzül-isa’ iddiasını yanlışlayan ‘Hadis no:5046/(-Salih Kul (İsa)’nın dediği gibi…) Buhari Hadisi’ni de, yine Abdülaziz Bayındır’dan dinliyor; bu yazımı yazmaya da, Ebubekir Sifil’in verdiği cevapları da okuduktan sonra başlıyordum…

***

Söz ettiğim ‘iki video’daki açıklamaları dinlediğimde, ‘ilk aklıma gelen’; Abdülaziz ve Ali Rıza Bey’in; Maide-116-117 ayetlerinin ve yukarıda sözettiğim Buhari – Müslim Hadisi’nin; Nüzül-i isa’nın yaşanmayacağını’ ortaya koymasını ‘ilk kez hangi tarihte’ açıkladıkları (?) düşüncem oldu. Ebubekir Sifil’in, kendilerine ilk cevabı olan, ‘31 Ekim 2011’ tarihli, “Maide117 ve Nüzuli İsa a.s 1” başlıklı  yazısındaki; ‘Birkaç gün önce internette bir videoya tesadüf ettim’ ifadesinden, Ekim ayı/2011 içerisinde söylenmiş olduğu anlaşılabiliyor. Bir başka deyişle de, görüşleri; 2006 yılı Kasım’ında, Kim Yayınları’ndan çıkan; “İsasız Mehdisiz İslam Olmuyor mu” isimli eserimin yayınlanmasından ‘5 sene sonra’ ileri sürülmüş oluyor. Bu durumda, açıklama yaptıkları tarihten ‘5 sene önce’ çıkan ‘kitabımdan’ haberdar olmaları gerekiyor. Ya da şöyle sormak istersem: “Kasım/2006 dan önce herhangi biri veya bir yayın, Maide-116-117 ayetlerini ve sözkonusu Buhari Hadisi’ni, Nüzül-i isa’nın gerçekleşmeyeceği delili” olarak gösterdi mi, göstermedi mi (?)

Merakım, haliyle bu..

Eğer sözkonusu ‘Ayet-Hadis’ deliller; Kasım/-2006’dan önce ileri sürülmüşse, böyle bir durumda, Ben, o görüşü görüp kitabımda belirtmemiş durumda kalıyorum. Yok eğer, “Benim kitap eserimde ‘önce’ bu konuya başkaları değinip yazmamış ise”, o zaman, Abdülaziz Bayındır ve Ali Rıza Demircan’nın (vb..); ‘Nüzül-i isa’ iddiasını yanlışlayan ‘Maide-116-17 ayetleri ve Buhari Hadis’i açıklamaları, kitap eserimin yayınından ‘sonra’ okunmuş-duyulmuş olmalılar görüşüm geçerli olabiliyor.

Bu düşüncem doğruysa, bir ‘hakkı teslim’ etmek adına, ‘her iki hocamız’dan da-tabii ki başkalarından da, “İsasız Mehdisiz İslam Olmuyor mu” kitabımdan ‘istifade’ ettiklerini açıklamalarını –nezaket gereği de olur diyor– bekliyorum. Ya da her kim yapacaksa, “Sizden önce yazdım, yazılmıştı, konuşulmuştu” denilmesini, ‘hem bilgilenmek’, hem de, o sözkonusı olabilecek kişilere ‘hak teslim’ etmek adına bekliyorum.

Ya ‘hakkım teslim’ edilsin ya da kimin hakkıysa, ‘hak teslim edebilmem’ için.

Bu bir çağrı’dır; ‘Sen mühendissin, nasıl yaparsın!’ zırvasını duymak için de!..

***

Bulunabilecek cevap her ne olursa olsun, “İsasız Mehdisiz İslam Olmuyor mu” isimli eserim; “Nüzül-i isa, Mehdi, Deccal” üçlüsü iddialarını gereği gibi yanlışlayan bir  “ilk-tek kitap eser” olmasını; Kıyametin, asırlarca önceden bilinecek alametiolmadığını, ‘Kıyamet alametleri’ denilenlerin, ‘Kıyametin yaşanması esnasında’ görüleceğini; bu sebeple de zaten, “Nüzül-i isa, Mehdi, Deccal” üçlüsünün ‘Kıyamet alameti’ olamayacaklarını; bir başka “ilk ve tek” çalışmam olan “Ölüm Yeniden Doğuş İçin Kıyamet” isimli eserimle de birlikte ortaya koymasını hâlen de sürdürüyor. Bir ‘hakkı teslim’ etmem için de, şunu da belirtmek istiyorum : Eserimi yayınlayan –o dönemdeki– yayınevi sahibi E.Ş., kitapevine gelen, Prof.Dr.Hayri Kırbaşoğlu’na, kitabımı takdimi sonrası, eserimi okuyup da, kişisel Web Site’me giren Hayri Kırbaşoğlu Bey; okuyucu için düzenlenen ‘Ziyaretçi Defteri’ne, 23.01.2007 tarihinde, “Tebrikler” başlığı altında yazdığı, aşağıdaki görüşleriyle, bana bugüne değin ‘hakkımı teslim’ eden ‘tek ilahiyatçı’ olmasını hâlâ da sürdürüyor, orada diyordu ki :

Değerli dostum Ahmet bey, bir-iki gün önce Ercan Şen sizin İsasız Mehdisiz İslam olmuyor mu ? adlı eserinizi bana hediye edince, hemen karıştırdım, satır satır okumadımsa da iyice gözden geçirdim ve sizleri tebrik etmeyi bir borç bildim. Bu vesileyle sizlere nacizane bir tavsiyede de bulunmak isterim: En kısa zamanda eserinizi bu konuyla ilgilenen, muhalif muvafık, akademisyen veya yazar kim varsa iletmeniz ve onların görüş ve eleştirilerini almanız. Onlardan gelecek katkıların ışığında yeniden gözden geçirdiğinizi zaman, artık her platformda eserinizi -akademisyenlere karşı bile- rahatlıkla savunabilirsiniz. Ayrıca eserinize tercihan bir akademisyen tanıtım yazarsa İSLAMİYAT dergimizde yayımlanması için elimden geleni yaparım. Keza her vesileyle, elektronik ortamlar dahil, kitabınızın tanınması için elimden geleni yaparım. Bu konuda en büyük desteği benden göreceğinizden emin olabilirsiniz. Allah’tan daha nice başarılı çalışmalara imza atmanızı dua ve niyaz eder, tekrar en samimi tebriklerimi sunarım, Allah’a emanet olunuzProf.Dr.M. Hayri KIRBAŞOĞLU

Bir ‘hakkı teslim’ eden Prof.Dr.Hayri KırbaşoğluBey’e, bir ‘hakkı teslim’ adına, şükranlarımı sunuyorum. Fakat, eserimi ona-buna iletme isteği ve o bu dergi yayın konusu; ortalıkta, ‘dergi-akademisyen/bilimadamı’ pek göremediğim için de zaten,Benim ‘Tercihim’ hiç olmuyor. Web sitemde görülebileceği gibide, 2005 yılında yaptığım basın toplantısı açıklamamda, MEB., DİB., TÜBİTAK, İSAM, a çağrı yapıp alın istifade edin dedim ama, kimi cevapsız bıraktı, kimi de DİB. gibi komiklik sergiledi.  Yazdığım makale türü yazılarımı bile, “zamanımda kavrayabilen pek bulamadığım için” yaptıklarımı ‘tarihe göndermeyi’ seviyorum. Müslümanların, ilim dünyasına olan borcunun kendi payıma düşenini ödediğimi debiliyorum. Prof.Dr.Hayri Kırbaşoğlu Bey’in, yukarıda okuduğunuz ifadeleri üzerinden bir sene kadar geçmişti sanırım, günlerden bir gün; kendisini bir konferans için Trabzon’a davet eden Beşikçi Kitabevi’yle beraber bulunan Trabzon Lisesi’nde görevli ilahiyatçı A.F.A. arkadaşımız, Beni arayarak; –Ahmet abi, Hayri Kırbaşoğlu Bey burada, seni görmek istiyor çağrısı alınca, bulundukları mekâna gittiğimde,  Hayri Bey’i ‘ilk kez orada tanıyor’ olmamın yanında, kendilerinin; Bendeniz oraya çağrılmadan önce hakkımda söylemiş olduğu açıklamasını yeniden tekrar ediyor;  –Bu çalışma bana gelseydi Doktora verirdimdiyordu. Sağolsunlar, bu düşüncesiyle de yine bir ‘hakkı teslim’ etmiş olsalar da; Beni bilebilen bilir, inandığım şeyi söylerim; –Hocam, benim her kitabımda onlarca Doktora konusu var diyordum ki, bu görüşüm, büyük bir iddia değil, ne de saygısızlık; sadece bir ‘tespit’ oluyordu…

***

Ben’den, ‘bilinen’bir şey daha vardır ki; bu ülkede yazar çizer, siyasetçi idareci, hacı hoca vb.. pek bulamıyorum! Diğer bilim dallarında da aynı; profesör de olsalar, ilahiyatçıları da yeterli görmüyorum. Bu düşüncemi, 2009 yılında, stüdyoda katıldığım bir Cevizkabuğu/Tv. programında, “Genel bilimdallarını bilmeyen ilahiyatçılar İslamı (gereği gibi) konuşamaz”ifademle yansıtmam üzerine, birlikte konuk olduğum profesörlerden ilahiyatçı Prof.Dr.İ.Y.’ın canı sıkılmış olsa da, aynı programa telefonda katılan, Prof.Dr.B.B.’nın;-İslam’da evrim vardır ifadeleri, ne kadar haklı olduğumu gösteriyordu. Çünkü, söylediği hem bilimdışılık, ama asıl da, İslamdışılık oluyordu. Bu hadise bile ‘öngörümün’ kesin bir delili oluyor; genel bilim dalları, mesela da, Jeoloji ilminin, ‘ANİDEN ortaya çıkan Toplu Yokoluşlar ve Toplu ortaya Çıkışlar’ mekanizması bilinmediği için, –İslamda evrim vardır zırvası ileri sürülebiliyordu. Dahası da şu olsun:  ‘Kurslar-İHL-Enstitü-İlahiyat’ geleneğinin, “İsmet İnönü Dönemi/1940’lı/ABD’li” yıllar ‘projeleri’ olmaları; alınan eğitimin dışında konuşabilen/sorgulayabilen birinin ortaya çıkmasına zaten müsaade etmiyordu! Tıpkı, ‘Nüzül-i isa’ konusunda olduğu gibi, gelenekten gelen haberler; “kesin doğruymuş” gibi, ‘akledilmeden’ alınıp kullanılınca, ‘İslam olan’ adına ‘sorun olunması’ durmaksızın sürüyor. Yazımda ismi geçen kişilerden örnekleme ile göstermek istersem de, şunları söylemem mümkün olabiliyor…

Yıl 2001, Mayıs ayı sonu veya Haziran başı; telefonla– katıldığım Cevizkabuğu/Tv  programında, Benden daha sonra, ama yine telefonda programa katılan Abdülaziz Bayındır Bey’in; –Ben onu bunu bilmem, dünyanın yaşı 6000 yıldır mealindeki sözlerini duyduğum zaman, kendilerine, ne kadar büyük hata yaptığını anlatabilmeyi çok istemiştim. Bugün bunu ifade etmem, kendilerini incitmek amacı taşımıyor, fakat; hâlâ da o bilimsel çöplükte bile yer bulamayacak ‘Tevrat görüşünü’ savunmuyordur da diyorum. Abdülaziz Bey’e ‘dokundurduk’ ya, Ali Rıza Demircan Bey’e de ‘dokunalım’, o da şu olsun: –Hocam Allah aşkına, İslam’da cinsellik konusu için televizyona çıkmayınız; ‘Uygarlık Tarihi’ isimli, yine bir ‘ilk ve tek’ olan eserimde ortaya koyduğum şekliyle; yaklaşık 12 bin yıllık insanlık tarihinde de, cinsellik hep biliniyordu, bu tip konular ‘İslam olana’ zarar veriyor, ‘Üresinleşmek’ kimseye fayda vermez de diyorum. Abdülaziz Bey ve Ali Rıza Bey’den sonra, sıramızda Ebubekir Sefil Bey var; yazı konumuz kapsamındaki görüşlerine, ‘nasıl hata bu!’ diyeceğim de, bu noktada değineceğim husus; “Nüzül-i isa yaşanacağı ve Mehdi çıkacağı” görüşlü yazılarını yazdığı yıllarda, kendisine yaptığım eleştirilerimden biri; “Yapma be kardeşim” başlığıyla, 11.11.2006 tarihli olarak gönderdiğim aşağıdaki mail-metin oluyor, onu paylaşıyorum:    

Sevgili kardeşim,

Siz önce, Mehdi/Nüzul konusunda, sizin bugün savunduklarınızı, 1000 küsur yıl önce aynen (gelecek) diyerek savunan insanlarla BİLGİ YÖNÜNDEN aranızda  (1000 küsur yıl gelen giden olmadığı deneyi de ortada iken) fark olup olmadığını düşünün lütfen… onlar da bugün sizin ileri sürdüğünüz iddiaları ileri sürüyorlardı… onlar bilgisizler miydi ya da siz, bugünküler mi bilgilisiniz…

 Birazcık Kur’an/bilim bilgisi olan, Kıyametin (ansızın geleceği için) “alameti” olamayacağını bilir. Kıyametin alametlerini de zaten Kuran vermiştir (Mürselat/7-18). Bu sebeple Mehdi/İsa Kıyamet Alameti demek Kur’an’ı yok saymak demektir….

 Sadece bu noktaları düşün Allahaşkına… / Ahmet Musaoğlu

Ebubekir Sifil Bey’i ayrıca, ileri sürdüğü; “Muvahhid hıristiyanlık, Tevhidi Yahudilik” hurafelerini ‘terk etmesi’ için de ‘uyarmış’, o görüşüme de nezaket cevabı alamamıştım ama, ‘derdim’ nezaket görmek değil; “Kumran-Esseniler/Tevhid” icatedenlerin, din sadece o olan “İslam ile, olmayan diğerlerini -Babil Sendromu çözümü- amaçları için birleştirip KÜRESEL/TEK DİN-DİL-DEVLET yapmak istediklerini” anlatabilmekti, fakat onu da başaramadım!  Sık görülen hâldir, sorgulamadan okunan bir iki yazı veya kitap üzerinden, mesela da; Da Vinci Şifresi kitapları ve filminin öngörülerinin, ‘Anlosakson-Judea ortaklığı’nın, “Katolik Hıristiyanlığın akidesini yoketmek” amaçlı olduğu bilinmeden, oradaki iddalardan gelen; “Hz.İsa’nın tanrı değil, insan olduğu” haberinin, “İslamın da görüşü” olması sebebiyle, ‘İslam kazanıyor’ zannedilip, “Muvahhid Hıristiyanlık-Yahudilik bulunduğu” tuzağına yakalanılması “İslamın reforme edilmesine” katkı oldu, oluyor.

***

Yazı konumuz olan, Abdülaziz Bayındır ve Ali Rıza Demircan Beylerin, “Maide-116-117 ayetlerini ve Buhari (-Salih kul..) Hadisi”ni ‘delil’ gösterip, “‘nüzül-i isa’ gerçekleşemeyecek” görüşlerine karşı, Dr.Ebubekir Sifil’in açıklamalarına döndüğümüzde, aşağıdaki görüşlerini (de) okuyoruz:

Hz. İsa (a.s)’ın nüzulüyle ilgili olarak yıllar önce…yaptığımız bir açıkoturumda meseleyi olabildiğince etraflı bir şekilde işlemiştik. Bu açıkoturum deşifre edilerek siteye konulmuştu. O açıkoturumda meseleyi, ref’ ve nüzul boyutlarına delalet eden ayetler merkezinde konuşmuş ve yine bu ayetlere getirilen itirazlar üzerinde durmuştuk. Aradan yıllar geçti. Birkaç gün önce internette bir videoya tesadüf ettim. Abdülaziz Bayındır konuşuyor. Sadece belli bir kesitinin verildiği anlaşılan konuşmasına Bayındır, “İsa aleyhisselam tekrar inecek diye bir inanç vardır biliyorsunuz” diye başlıyor ve şöyle devam ediyor: “(…) Ebubekir Sifil bir yazı yazmış, nüzul-i İsa diye. Bunu bir söyleşi şeklinde dergilerinde neşretmişler. Ali Rıza Demircan bunlara (üsluba bakın!!) diyor ki: “Siz neden Maide suresinin 117. ayetini yazmamışsınız?” Çünkü Maide suresinin 117. ayetini yazarsanız tüm sistem çöküyor. Çok ısrar ettiği halde hala yazmış değiller….” … “Ama bu ayetleri yazdığınız zaman İsa aleyhisselam tekrar gelecek diyemiyorsunuz. Bunu demek için bunları yazmamanız gerekiyor; gizlemeniz gerekiyor. (…) Ali Rıza hoca ısrarla söylediği halde, internete de baktım, yazılmamış…“….

O halde soralım:

1. “Vefat/teveffî” kelimesinin Kur’an’da biri “ölüm” ve diğeri “uyku” anlamında olmak üzere münhasıran iki anlamda kullanıldığını söylemek ne kadar doğrudur? Kelimenin anlamlarını tayin çalışmasında niçin 39/ez-Zümer, 42. ayetiyle sınırlı hareket etmek zorundayız? Yahudilerin “İsa’yı öldürdük” tarzındaki iddiasına cevap sadedindeki, “Onu ne öldürdüler, ne de astılar. Bilakis Allah onu kendisine yükseltti” diyen ayetlerde[1-4/en-Nisâ, 157-8.] geçtiği şekliyle “ruhu ve bedeni birlikte almak/yükseltmek” anlamını, işin içine “yorum” katmadan nasıl devre dışı tutabiliriz? Demek ki Kur’an’da “vefat/teveffî” kelimesi iki değil, üç anlamda geçiyor: Ölüm, uyku ve ruhla bedenin birlikte alınması.

2. Hal böyle olunca 5/el-Mâide, 117’de geçen “felemmâ teveffeytenî” ifadesinin, “Sen beni öldürdüğün zaman” anlamında değil, “Sen beni ruhumla bedenimle yeryüzünden aldığın zaman” anlamında olduğunun söylenmesi gerektiği kendiliğinden ortaya çıkmaz mı?

3. Abdülaziz Bayındır, bir önceki yazıda aktardığım ifadelerinde 3/Âl-i İmrân, 55. ayetini okuyor, ama ayette geçen “ref’”, “tathîr” gibi kelimeler üzerinde hiç durmuyor. Başka herhangi bir peygamber hakkında varit olmadığı halde Allah Teala sadece Hz. İsa (a.s)’a hitaben “Seni vefat ettireceğim, kendi (nezdi)me yükselteceğim.…” buyuruyor….

Demek ki ortada Mâide, 117’nin çökerttiği bir sistem falan yok, Abdülaziz Bayındır’ın kurgusu tamamen indî/sübjektif yorumu var!”

***

Ebubekir Sifil’in, yukarıdaki Madde 1-2 açıklamasında, ‘Mâide, 117’de geçen “felemmâ teveffeytenî” ifadesinin; “Sen beni öldürdüğün zaman” anlamında değil, “Sen beni ruhumla bedenimle yeryüzünden aldığın zaman” anlamında olması gerektiğigörüşünü; Madde-3 açıklamasında da; “Abdülaziz Bayındır…3/Âl-i İmrân, 55. (-…Seni kendime yükselteceğim.) ayetini okuyor, ama ayette geçen “ref’”, “tathîr” gibi kelimeler üzerinde hiç durmuyor. Başka herhangi bir peygamber hakkında varit olmadığı halde Allah Teala sadece Hz. İsa (a.s)’a hitaben “Seni vefat ettireceğimkendi (nezdi)me yükselteceğimbuyuruyor” görüşünü okumuş bulunuyoruz…

***

İmdi..

Ebubekir Sifil’in, “Başka herhangi bir peygamber hakkında varit olmadığı halde Allah Teala sadece Hz. İsa (a.s)’a hitaben…kendi (nezdi)me yükselteceğim…buyuruyor” şeklindeki iddiasını okuyunca, ne yapmalıyım?..

Ben ‘ilahiyatçı’değilim, Mühendisim..

Ben anlamam mı diyeceğim!..

Allah, onlarca ayetinde, “Akletmez misiniz?” diyorken, –Ben akletmeMeliyim mi demeliyim!.

Mesela, aşağıdaki ayetler de Hz.İsa’nın öldüğünü, tekrar gelmeyeceğini bildirmiyorlarsa, neyi bildiriyorlar diye sormayacak mıyım!

“Biz onları (peygamberleri), yemek yemez birer (cansız) ceset olarak yaratmadık. Onlar (bu dünyada) ebedî de değillerdir.”  / Enbiya (21) 8

“Biz, senden önce de hiçbir beşere ebedîlik vermedik. Şimdi sen ölürsen, sanki onlar ebedî mi kalacaklar? / Enbiya (21) 34

(Hz.İsa), SADECE kendisine nimet verdiğimiz ve İsrailoğullarına örnek kıldığımız bir kuldur. / Zuhruf ( 43) 59

“Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip

     geçmiştir…. / İmran (3) 144

Kur’an-ı Kerim, “Ben apaçık kitabım; tüm insanlar için Bildiriler Kitabıyım” ayetlerini Bana da bildirmiş ama, Ben kendime; -Sus otur, Kur’an-ı Kerim, (haşa) sana bildirmiyor, birileri anlayacak, sana da anlatacak mı demeliyim!..

Ben, mühendisimevet ama; öncelikle Müslümanım…

Arkadaşıma da olduğu gibi, Ebubekir Sifil’e de; –Ne dediğini bilmiyorsun demeyecek miyim!..

***

Arapça bilmeyi-ilahiyatı üstünlük/İslam zannetme istibdatı kimilerinde hâlen sürüyor olsa da, Ebubekir Sifil Bey gibi; “Başka herhangi bir peygamber hakkında varit olmadığı halde Allah Teala sadece Hz. İsa (a.s)’a hitaben “Seni vefat ettireceğim…kendi (nezdi)me yükselteceğim…buyuruyor” asla demem.

İlahiyatçı değilim ama, ilahiyatçı Ebubekir Sifil’in yaptığı “böyle büyük bir hatayı” yapmam.

Tabii ki ‘Arapça bilmek önemli’ ama, asıl da, ‘farkındalık yaşamak’ gerekiyor. Ebubekir Sifil’in, Abdülaziz Bayındır’a cevap verirken itham ettiği, “3/Âl-i İmrân, 55. ayetini (Hani Allah şöyle buyurmuştu: “Ey İsa! Şüphesiz, senin hayatına ben son vereceğim. Seni kendime yükselteceğim.) okuyor, ama ayette geçen “ref’”, “tathîr” gibi kelimeleri görmüyor” şeklindeki açıklamasında geçen “ref’” kelimesi/fiili ile; ‘Meryem-57’de geçen;  “çok âli bir makama yükselttik.” haberindeki “ref’” kelimesi/fiili/nin, ‘aynı’olup olmadığını sorup öğrenmeyi de akledebiliyorum!.

Emekli de olmuş mühendisim ama, “Seni nezdime yükselteceğim” haberindeki “ref’” yükseltme fiili’nin, sadece Hz.İsa için değilMeryem-57’de görüldüğü gibi de,“Hz.İdris için de” söylendiğini zatenbiliyordum :           

Kitapta İdris’i de an. Şüphesiz o çok sadık bir nebiydi. Biz onu çok âli bir makama yükselttik.” (Meryem: 56-57)

***

Ebubekir Sifil’in ‘Nüzül-i isa’ konusundaki ‘son delili’ de doğru çıkmadı; demek ki de, ortada; “Mâide, 117’nin ve ‘Hadis no:5046’nın da (-Salih Kul (İsa)’nın dediği gibi../Buhari  Hadisi’nin) çökerttiği bilgisizlik bulunuyor.

Sifil’in, Abdülaziz Bayındır’a, dolayısıyla da Ali Rıza Demircan’a yönelttiği; “Başka herhangi bir peygamber hakkında varit olmadığı halde…” İslamdışılığına, her ‘iki hocamızın’; –Hz.İdris için de dendi cevabı verip vermediğini bilemiyorum.

Bu sebeple şu da: –Sayın hocalarım, bunu da bilmek istiyorum..

Yok eğer verilmediyse, ‘ilahiyat’ hepten eyvah eyvah!..

Ahmet MUSAOĞLU

NOT: Başlıktaki isimlere ulaşan yazıma cevap – dün itibariyle- Ali Rıza Demircan Bey’den gelmiştir. Benim eserimden “önce açıklama” ifadeleri yoktur. Kendilerine şükranlarımı sunarım. Benim eserimden “önce” ifadesi yoktur. Yazının kendilerine de gönderildiği diğer iki isimden henüz ses yokktur.. 27.03.2013

Bu gönderiyi paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir