Abdullah Gül’ü gönderiyorum!

Abdullah Gül’ü gönderiyorum!

Görevini devreden önceki Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, Ankara’ya veda ettikten sonra İstanbul’a gitmesinde Erbakan Hoca’nın mezarını ziyaret ettiğini okuyunca bu yazıyı yazıyorum…

***

Abdullah Gül’ü ilk yazışım, 26 Şubat 2004 tarihinde bir yerel gazetede, “Sayın ‘Bakan’ Bize de Gül!” başlıkta; “Zana ve arkadaşlarının AB uyum yasaları kapsamında ‘yeniden’ yargılanmalarını izleyip de serbest kalmadıklarını gören Lagendijk…‘Zana’nın Avrupa için sembolik değerini kimse gözardı etmemeli.’ şeklindeki dolaylı tehdidini davanın hemen peşinden gönderiyor. Kendilerine, -Defol, diyemiyoruz, çünkü ‘uyumumuz’ sürüyor…Bu ‘uyum’ sürdükçe de, bir Genel Af’la çıkabilecek Apo da milletvekili olacak…Avşar Kızı nam bayanın şovuna katılıp Kürtçe parça okuyan Aynur isimli kızımızın, Dışişleri Bakanlığımızca Avrupa’ya gönderileceğini de öğrenmiş bulunuyoruz…benim talebim de bu noktada başlıyor: Dışişleri Bakanımız Sayın Gül’e…diyorum ki: Bakanlığımız, Aynur kızımızı Avrupa’ya gönderebildiğine göre…‘yazarlık’ alanında da ‘uzman’ olan beni …dinin bilim, bilimin de din(İslam) olduğunu anlatmak üzere…Avrupa’ya göndersin. Sayın Bakan Gül…bana da bir ‘gül’…” şeklinde de yazmıştım.

Karadeniz Petrol Masalları ileri sürülünce de ilki 30.07.2003 tarihli olan açıklamamda; “Ortada daha petrol yoktur ama, Karadeniz’in ‘petrol dolu olduğu’ siyasilerimizin ve ne yazık ki de aydın sorumluluğuna sahip olmayan bilim adamlarınızın beynine sokulmuştur…” diyor, 2003’den 2013 yılına kadar tam da 10 yıl, “Karadeniz’de petrol bulduk” açıklamaları havada uçuşsa da “bulunan petrol olmadığını, ‘Petrol var’ diyen profesörlerimize rağmen de” açıklayıp duruyordum. Konunun, o dönemde Cumhurbaşkanı olan Abdullah Gül ile ilişkisi ise şu oluyor 29.09.2010 tarihinde, “Sayın Cumhurbaşkanıma (da) arzım’dır” alt başlığı altında kendisine hitaben yazdığım“Sayın Cumhurbaşkanım…Bu defa olsun ‘itirazımı’ duyunuz…‘Karadeniz’de petrol bulduk’ şeklinde süren ‘kandırılmamıza’ son verilmesini, haliyle de, ‘Karadeniz’in NATO/ABD Gölü haline getirilmesine’ müsaade edilmemesini, Tanzimat Dönem(ler)i ‘alışkanlığı’ olan, ‘Taviz vere vere’ ülke yönetilmesinin terk edilmesini, önemle arz ediyorum…” da diyordum.

Diyordum ama, Bendeniz ünlü yazar (iyi ki) değilim, profesör de (bilimdamı olunamazsa, iyi ki) değilim ya cevap dönüşalamıyordum…

***

Abdullah Gül Bey’e bir kez daha yazdım, 2011 yılı olabilir; Cumhurbaşkanı iken ülkedeki ünlü yazarları köşke, yemeğe çağırdığı günler sonrasıydı sanırım; “Hemen bütün eserlerim ama, hiç olmazsa Küresel Isınma İDDİALARINI yalanlayan TUZAK OLDUĞUNU ortaya koyan Tek Kitap Eser Sahibi olan Bendenizi, yemeğe olmasın da çay içmeye davet etmelisiniz” mealindeki talebimi belirtiyordum…

Ankara’dan ayrıldığını bile twitter’den bildiren Abdullah Gül’ün, Cumhurbaşkanlığı web sitesi’ne yazdığım talebimi okumadığı söylenemeyeceğine göre, davet alamayışıma muhtemelen; ünlü olmayışım –tercihindeki yanlışlık- sebep olmuş olmalı, fakat, okuyucum beni biliyor; ünlü olmayı değil, kaliteli olmayıseçmiş biriyim; görüşleri ortak paydamız hiç olamayacak araştırmacı yazar bir hanımefendinin, beni tanımladığı; –Siz Türkiye’nin en ünlü ünsüzsünüz tanımını benimsemiş biri olarak, yazdıklarımı tarihe göndermeyiseviyorum; bugün Abdullah Gül’ü gönderiyorum!..

   ***

Yazar/bilgilendirengörmediğim, yazan gördüğüm Fehmi Koru, İngiltere’de bulundukları dönemde Abdullah Gül’ün, kilisede namaz kıldığını açıklamıştı, Abdullah Gülise, Dışişleri Bakanı olduğu günlerde başka bir kilise namaz olayı haberi aktarmıştı. Fehmi Koru, İngiltere’deki doktora öğrencilik günleri için; “Gül, cami ararken okulun yanında bir kilise görmüş. İçeriye bakarken göz göze geldiği papaza yakınlarda mescid olup olmadığını sormuş. Genç papaz kendisine boş bir oda gösterip yere temiz bir örtü serivermiş. Gül, bana bunları anlattıktan sonra, ‘aylardan beri namazımı kilisede kılıyorum’ demişti…” diyordu. Abdullah Gül ise, Avrupa Konseyi’nde 1991-1995 arasında Türkiye´yi temsil ederken aynı şeyi yaptığını belirtiyor; “…1991’di galiba…Bir gün namaz vakti geldi, Strasborg’da namaz kılacak yer arıyorum. Baktım küçük bir kilise, içi boş. ‘Burası da bir ibadet yeri’ dedim, ceketimi çıkarıp yere serdim, namaza durdum..” diyordu…

***

Bugüne değin yüzyüze gelseydik mutlaka sorardım; gelmedik, şimdi soruyorum; –Park bahçede bile namaz kılabilecekken kılmayıp kilisede neden kıldınız? Hadi bunu yaptınız, peki de Siz ve Fehmi Koru, bunu neden halka anlatıp bilinmesini istedinizBu davranış, –Sizde yaptığımızı yapın  demek olmadı mı?

Ve de…

Erbakan Hoca’nın kabri başındayken,-Geldiğimiz nokta koca bir hiç oldu şeklinde bir duygu geçti mi acaba içinizden!..

Tarihe göndermeyi seviyorum…               Ahmet MUSAOĞLU

Bu gönderiyi paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir