Evet…Rahmetli Akif'in de dediği gibi, "zaman, zaman-ı ulûm". Gerçekten de, zaman ilim zamanı. Bu nedenle de sorunlar (bireysel ve toplumsal hayatımıza-inancımıza yapılan saldırılar) ilim tekniği ile karşımıza çıkmaktadır. İlim silahı ile yola çıkmış insanlara:
"..Onlara karşı, en güzel olan bir mücadele yap..." Nahl (16)125
fermanına uyarak, yine ilmi çalışmalarla cevap vermek zorundayız.
Biz, tüm çalışmalarımızda bunu yaparken, Kur'an-ı Kerim ayetleri ile ilmi teoriler arasında bir uzlaşma arıyor değiliz. Kur'an'a, ilmi teorilerden bir destek arıyor da değiliz. Çünkü, biz bilmekteyiz ki, Kur'an-ı Kerim'in, dışardan hiçbir kaynağın teyidine ihtiyacı yoktur. Bu nedenle de, bilim tarafından kabul edilen hakikatlerin Kur'an-ı Kerim'de yer alıyor almasından söz ediyor olmamızın, Kur'an'ın doğruluğuna herhangi bir şey eklediği ileri sürülemez. Çünkü biz, Allah kelamı (bütün ilimlerin ana-rehber kitabı olduğuna inandığımız) Kur'an'ın, hiçbir yanlışı barındırmayacağına (sadece imani olarak değil, aklen de, ilmen de) inananlardanız. Bu nedenle de, bilimsel gelişmelerin ancak 20'nci asırda ulaşabildiği bazı hakikatlerin, 1400 küsur sene önce Kur'an-ı Kerim'de bildirilmiş olduğunu gösteren örneklerin bizim için şaşırtıcı bir yönü yoktur. Üstelik, Neml suresinin 93'ncü ayeti, Kur'an-ı Kerim'de geçen bazı ayetlerin dış dünyadaki karşılıklarının, zaman içersinde ortaya çıkacağı ve görüneceği anlamını taşımaktadır:
"…O size ayetlerini gösterecektir, siz de onları bilip tanıyacaksınız" Neml (27) 93
"İlerde biz....hem yeryüzü etrafında hem de bizzat nefislerinde ayetlerimizi
(kudretimizin alametlerini) öyle göstereceğiz ki.." Fussilet (41) 53
Bu nedenle, ortaya çıkan ve zamanla ortaya çıkacak olan örnekler bizim sadece imanımızı tazelememizin birer vesilesi olurlar. Çünkü, ortaya çıkarılan her eserin bir sanatkarı vardır. Kainattaki her bir eser de:
"..herşeyi sapasağlam yapan Allah'ın işidir (sanatıdır)" Neml (27) 88
Geçmişten günümüze, bu Yüce Sanatkarı inkar eden, "O"na isyan eden insanlar olagelmiştir. Yaşadığımız zaman diliminde de, sözkonusu "Yüce Tasarımcıyı" kabul etmeyip her şeyi; "kendiliğinden oluş" ile, "doğa" ile, "rastlantı" ile, "şans" ile, "doğal seçilimle" (vb.) açıklamaya çalışan insanlar da bulunmaktadır. Onlar, her yeni buluşun dinin (İslam dininin) hakikatlerini haykırdığı bu zaman diliminde hâlâ, kainatı ve Dünyayı "Yaratıcısız" inşa etmek gayreti içersindedirler. Bilimin "altın çağı"nı yaşadığı (ateizmi yasakladığı) zamanımızda, hâlâ "Yaratıcıyı" inkar edebilmektedirler. Geçmişte pek çok kez sergilenen cahili isyanı, asrımızın cahiliyeti olarak sergileyebilmektedirler.
Oysa, çağdaş bilim karşısında "Yaratıcıyı" inkar etmek, bilime isyan etmek demektir. Çünkü, artık hiç'ten (yok'tan) bir şey yaratılamaz inancı (!) yıkılmış, maddenin ezeliyet fikri ortadan kalkmış, "kendiliğinden oluş" yerini "Yaratılışa" bırakmıştır.
Kainatın (evrenin) nasıl ortaya çıktığı, yaşadığımız Dünyanın nasıl oluştuğu meselesi insanoğlunu her zaman meşgul ede gelmiştir. Bu uğraşın ilk sorusu da, "kainat nasıl ortaya çıkmıştır?" olmaktadır. Bu sorunun ise, iki muhtemel cevabı vardır. Bu cevaplardan birisi, "her şey bir Planlayıcı'nın-bir Yüce Tasarım'ının eseridir", diğer cevap ise "bir Planlayıcı yoktur-bir Yaratıcı yoktur" şeklinde olmaktadır.
Birbirine tamamen zıt bu iki görüş, yakın yıllara kadar büyük bir çatışma içerisinde bulunuyordu. Fakat, artık bu çatışma bitmiştir. Çünkü, 20'nci yüzyıl ilmi yaşadığımız kainatın ezeli olmadığını, bir başlangıcı bulunduğunu tespit etmiştir. Önceleri bir başlangıç ve son gerekmeyen kendiliğinden ortaya çıkmış evren (kainat) düşüncesi yerini bir ilk başlangıca bırakmış, hareketsiz evren düşüncesinin yerini de genişleyen evren düşüncesi almıştır. Big-Bang (Büyük Patlama) teorisi ile maddenin ezeliyet düşüncesi ortadan kalkmış, bir ilk başlangıcı olduğu (evrenin sonradan ortaya çıkmış olduğu) kabul edilmiştir. Bunun sonucu olarak da, "kendiliğinden oluş" yerini bir ilk başlangıca (Yaratılışa) bırakmıştır.
İnkar edilemeyecek bu gerçek nedeniyle de, pek çok ateist-evrimbilimci bile ilk başlangıcı gerçekleştiren bir Üstün Gücü (İlk Gücü) kabul etmektedirler. İşte, sözkonusu bu "İlk Güç", Big-Bang (Büyük Patlama)'dan önce de varolan, her şey yokolduktan sonra da geride kalacak olan Allah'dır:
"O, (her şeyden önce mevcut olan) evveldir ve
(her şey helak olduktan sonra geriye kalacak) ahirdir." Hadid (57) 3