Aytunç Altındal, Halife istemiyoruz…

Aytunç Altındal, Halife istemiyoruz…

Bir sene kadar önce yerel bir TV. kanalında haftalık ‘canlı yayın’ yaparken, hemen her programda ilk sözlerim; aynı saatlerde yayına girdiğimiz “Kurtlar Vadisi” dizisine atfen, “Kurtlar Vadisi’ni izleyeceğinize Kemal Sunal filmi izleyin daha iyi” şeklinde olurdu. Bundan kastım, bizim programımızın ondan ‘çok daha faydalı’ olduğunu anlatmaktı…

Bu tür film, dizi, kitapların ‘görevi’nin, ‘halkını psikolojik harbe’ tabii tutmak –yönlendirmek, yanıltmak– olduğunu söylüyorum. Ülkemizde okunacak yazı-yazar-kitap, sözü dinlenilecek münevver, pek bulunmadığını da zaten, sık sık da belirtiyorum. Bu düşüncem, bu ülkeye; “inancıma” sorumluluğum oluyor. Tarihsel yer ve durumunu ‘idrak edebilen’ biri olarak; “Hasan Köni, Mahir Kaynak, Şerif Mardin, Nilüfer Göle’ler ve dahasıbenim için, ‘Amerikan ağzı’ üzerinden konuşanlar, dikkate alınmaması gerekenler oluyor diye de yazmış bulunuyorum. ‘Dahası’ kısmına bu yazımla, Aytunç Altındal Bey’i de ekliyorum, kalem bende, söz de bende, yazmaya başlıyorum…

Aytunç Bey, hoşsohbet bir insan, Tv.lerde göründükçe izleniyor, fakat, sanırım ‘eski izlenmesi’ pek yok gibi de görünüyor. Bu duruma, halkın ‘AKP/Cemaat tercihi’; onu, “ulusalcılar/ergenekoncular” arasında ‘görmesi’ sebep olması oluyor. Benim kendisine ‘karşı çıkacak’ olman, ‘AKP/Cemaat’ tarafından değil, “İslam adına taraf olmam”, ama, ‘bilimsel aklıyla’ yazan, ‘farkındalık yaşayan’ biri de olmam sebebiyle oluyor…

Kendilerini son kez, geçtiğimiz Cuma günü akşamı bir Tv. kanalında konuşurken –birkaç dakika– izlemiş bulunuyorum. Bu yazım, o izlediğim bölüme cevaplarım oluyor. Ama önce şu: Sanırım, “Çakma/palavra kilise” Sümela’ya yapılan ‘Açılım’ sürecinde olmuştu; programında olduğu ‘hemşehrim’ üzerinden ‘dolaylı’ kendilerine ulaşıp, ‘Sümela konusunda’ kısa bir konuşmamız olmuştu. Bu konuşmamızda Aytunç Bey’e; “Siz eleştirilerinizde hep Kilise/Papalık/Vatikan’ı hedef alıyor, sadece Vatikan’ı eleştiriyorsunuz, oysa biz biliyoruz ki, Papalık/Vatikan da tıpkı İslam ülkeleri gibi (ahı gitmiş vahı kalmış) reforme ediliyor, insanlık için asıl tehlike, “Protestan Hıristiyanlık (ve ortağı köktendinci Judea, yani ABD), fakat siz, Protestan Hıristiyanlığı (Anglosakson-Judea ortaklığını) hiç eleştirmiyorsunuz” diye de sormuştum fakat; “bilgi almak” isterken kabalık yapmayayım diye o gün sormadığım sorumu, bugün buradan soruyorum: Protestan Hıristiyanlık köktendinciliği”, Katolik Hıristiyanlık köktendinciliğinden daha az mı kötü! Siz Vatikan’ı kötüleyip Protestanlığı kötü bulmamakla, Protestan Hıristiyanlığa/amaçlarına hizmet ediyor (durumda) olmuyor musunuz?” diyordum…

Aytunç Bey bu soruma ne derler veya demezler bilemem ama, şunu da söylüyorum: Dünyanın yaklaşık son 200 yılına damgasını vuran ‘Şeytani itiraz (-ben sizden üstünüm inancı)’ sahibi “Kıyametçi/Mesihci Anglosakson-Judea ortaklığı”nın, Fransız İhtilali ile doğan “özdeşliğini” yoksayarak “dünya olaylarını” açıklamaya kalkan her kim olursa, dikkate almam, almıyorum. Tüm insanlığın hâlen de ıstırap çekmesinin sebebi olan bu “şer ortaklığı”nın, “bazı Müslümanlara”, ‘Müslümanları reforme edip Protestanlaştırma görevi’ verdiği bir dönemde, Müslümanların yapmaları gereken işi yapıp, “Anglosakson-Judea ortalıığı” saldırılarına karşı “kendilerini korumaya” çalışan “Katolik Hıristiyanlığa”, Aytunç Bey’in “devamlı vurmasını”; Osmanlı’nın, döneminin en güçlüsü olan ‘Hıristiyan Katoliklik gücüne’ karşın, ‘Protestan Hıristiyanlığa’ destek vermesinin “benzerini tersinden”yapması gerekirken, yapılmaması gerekeni yapmasını doğru bulmuyor -en hafifinden-, “bilgisizlik” olarak değerlendiriyorum. ‘İhkâk-ı hak’kı; “hakkı yerine koymayı” misyon edindiğimiz için de; Aytunç Altundal’ın, izlediğim konuşmasında öne çıkan “birkaç konu başlığı”, aralıklı verip eleştireceğim, imdi…

Diyorlar ki… 

Türkiye tarih istediği için büyüyor, Erdoğan ve AKP istediği için büyümüyor.

Büyümek zorunda…Türkiye’nin güçlü olması derdim…

Türkiye’yi güçlü yapacak olan tarihtir…Tarih size misyon yüklemiş… dediler.

Aytunç Bey’in, bu söylediklerinin ‘dahası’ da var ama, önce ‘bu söylediklerini’ değerlendirelim, sonram da ‘dahası başlıklara’ geçeriz, ilk eleştirim bu ‘başlığa’…

Kendileri, “-Türkiye tarih istediği için büyüyor, Erdoğan ve AKP istediği için büyümüyor.” diyor da; bu değerlendirmesinin “Erdoğan ve AKP kısmı” doğru ama, ‘ilk’ kısmı da ‘kesinlikle yanlış’ değerlendirme oluyor. Hatta -bilerek yapıyorsa- kandırmaca olur, oluyor. Çünkü, “Tarih istediği için” Türkiye büyümüyor, “amaçları için dünyaya tarih yazanlar, ülkemiz için de tarih yazıyor, Türkiye’yi amaçları için büyütüyor! Eğer bu, “tarih yazıcıların” işine gelmese, Türkiye’yi de ‘Tunus’a çevirebilecekleri’ de zaten bilinebiliyor. Dolayısıyla da, “Türkiye’yi ‘geçici (sahte) güçlü’ yapan” tarih değil ya da “tarih AKP/Erdoğan’a misyon yüklememiş”, Türkiye’ye ‘misyon’ yükleyen ABD, yani, “Anglosakson-Judea ortaklığı=ABD-İngiltere-İsrail şeytan üçgeni” oluyor. Türkiye’nin ‘dış politikasının’ ABD’nin dış politikası olduğu zaten akledilebiliyor. Gerçek bu olduğu için de, Aytunç Bey, “Türkiye tarih istediği için büyüyor” öngörüsüyle halkımızı ‘yanıltıyor’. Türkiye ve Dünyanın bugüne geleceği, 21’nci yüzyılın ‘Yeni Dünya Düzeni’nin yapılanması gereği bunun olacağı (Adriyatik’ten Çin Seddine sloganlı) Özal’lı yıllar, ama esasta da, “BOP”un ve “Küresel Isınma VAR yalanın” başlatıldığı 1990’dan beri biliniyor. Aytunç Bey, “derdim Türkiye’nin güçlü olması” dese de, ABD’nin “(rol model) kullandığı” Türkiye’nin ‘sahip olduğu’ gücün, “gerçek güç olmadığı, sanal güç olduğu”, kağıttan kule’nin “bir dayanağının” çekilmesiyle hemen yıkılacağı bilinebiliyor. “Tarih” bizi büyütmediği için de, kimsenin bizi kandırmaya, “Amerikan” menfaatlerini “Türkiye’nin  menfaati” olarak göstermeye hakkı yok, kabul etmiyor, reddediyoruz…

Diyorlar ki…

(Tunus, Mısır ayaklanmaları için) Bu rejimleri halk yıkıyor… bu ülkelerde yoksulluk, yolsuzluk, işsizlik var, bu durum ülkeleri yıkıyor…Türkiye çalışkan olduğu için yıkılmıyor…Biz imkanlarımızla büyüyeceğiz, Hükümete rağmen büyüyeceğiz, Türk milleti çalışkandır, canını dişine takıp iş yapıyor… dünyaya açılıyor, kendini dünyaya tanıtıyor…

Dediler de, insaf be Aytunç Bey… Bu açıklamalarınızı da ‘yutmamızı’ nasıl beklersiniz! Tunus halkı, Ürdün ve Mısır’daki ‘halklarının ayaklanması’ sözkonusu öyle mi?  Ayaklanıp da başlarındaki ‘rejimleri’ yıkıyorlar, Aytunç Bey öyle mi!..

Peki de… Tunus, Mısır, Yemen, Ürdün’de halk meydanlarda, caddelerde sel suları gibi akarak yönetimlere dalga dalga vururken “kendi mi vuruyor?

Tabii ki “kendi değil, ABD” vuruyor. Halk, farkında bile değil, “kendi ABD oluyor” ABD ‘vuruşu’nun ‘iki modeli’ bulunuyor. Biri “BOP(çu)/silahlı saldırı” modeli, diğeri ise, Eski Rusya ülkelerinde, şimdilerde de Kuzey Afrika ülkelerinde yaşatılan, “Sivil saldırılar/Sorosculuk” şeklinde ya da İkinci Dünya Savaşı sonu ülkemize işletildiği gibi, “Demokrasiye geçilecek, geeeç” modeli ‘silahsız/kültürel saldırı’ modeli oluyor. Birincisi hayata ‘kanlı’ geçiyor, ikincisi daha ‘kansız’ vuruşlar; ABD’nin “ülkeleri (yeniden bir kez daha) dizayn etmesi” oluyor. Hüsnü Mübarek’i de iş başına getiren ABD olmuştu, bugünlerde onu ‘sıkıştıran’ da yine ABD oluyor. Tıpkı, Saddam’ın yaşadığı hâl gibi; ona önce Kuveyt “işgal ettiriliyor”, zamanı geldi mi de, “işgalci”, çık Kuveyt’ten “gerekçesiyle” üzerine çullanılıyor”, demokrasi geliyor! Ya da tıpkı, Türkiye’nin İsmet İnönü’lü dönemde kurulan, “daha baskın laiklik & daha az baskın muhafazakarlık” çatışması döneminden, bugünlerde –Abdullah Gül Cumhurbaşkanlığı sonrası– tersine, “daha az baskın laiklik, ama daha baskın muhafazakarlık” yapısına geçi(rtili)yor olması gibi oluyor. Türkiye, esasta Özal’lı dönemle, fiiliyatta 1990’la, Yeni Milenyum’un ‘Yeni Dünya  Düzeni’nin, “rol model ülkesi” hâline getirilmiş bulunuyor. Tunus ve Mısır gibi ülkelerde meydana gelen olaylar, ülkemizde kimilerince, Türkiye için “kazanç” gibi görünse de, ABD’deki kimi düşünce kuruluşu uzmanları da, Türkiye’nin, en fazla kazanacak ya da kaybedecek ülke olduğunu da belirtiyor. Aytunç Bey(giller) ‘kazanacak’ olduğumuzu düşünüyor olsalar da, Amerikalı ideolog Fransis Fukuyama’nın, Türkiye’yi “tarihin sonuna gelmiş” ülkelerden göstermesi, başımıza gelecek olanı gösteriyor. Dimyata “pirince gitmeyi” düşleyenler, “evdeki bulgur”dan da olacaklar; zararlarının “ülkemize/inancımıza” olacağı görülemiyor. Zaten de, deneyselleşmiş “Mısır rol model ülkesi” de, “olacak olan olarak” önümüzde duruyor. 1978’de “Camp David Sözleşmesi” ile “kendini İsrail-Amerika”ya sattı da ne kazandı ya da ‘kazancı’ “gerçek kazanç mı” oldu? Aytunç Bey’in, “benden almayı kabul edemezlerse”, hiç olmazsa bu örnekten “ders almaları” gerekmiyor mu? Ülkemize “Sahte kazanç” sağlayan “Anglosakson-Judea ortaklığı”, sahibi olduğumuz Anadolu’yu, ‘kendi kutsalı’ gören ‘inanca’ sahipken, hangi kazanç, başarıdan söz edilebiliyor! Allah’ın, “Akletmez misiniz?” çağrısı, bu zeminde de ne de güzel yerini buluyor…

Aytunç Bey’in, sözkonusu Tv. programında, bir ülkedeki “hareketlenmenin” öyle hemen bir anda olMayacağını, “birkaç sene”geçmesigerektiğini söyleyen açıklamasıyla, yine aynı programda, İslam coğrafyasındaki ülkelerde görülen ‘ayaklanmalar’ için yaptığı; “ABD eski Dışişleri Bakanı Condalize Rice, BOP kapsamındaki 22 ülkenin sınırlarının ve idaresinin değişeceğini söyledi” şeklindeki açıklaması, Tunus, Mısır, Ürdün ve diğer ülkelerde ortaya çıkan ‘ani patlamaları’ açıklar nitelikte oluyor. Yoksa, Aytunç Bey’in; “halkların, yoksulluk ve yolsuzluk” sebebiyle ayaklandığı açıklamaları doğru olmuyor, sadece ‘laf-ı güzaf’ oluyor. Eğer ‘bilerek’ ileri sürülüyorsa, ‘kandırmaca da’ oluyor. “Türkiye çalışkan olduğu için yıkılmıyormuş” ‘dolmasını/gazlarını’ yutacak halimiz yok, çünkü; 25 yıllık mühendisliğim/memurluğum sırasında, bırakın çalışmayı, ‘çalışanları’ arkadaşlarının bile istemediğini yaşayarak gören de biriyim. Aytunç Bey, “hangi Türkiye çalışmasından” söz ediyor bilemem de, ülkemize biraz “sıcak para gönderilmezse”; ‘Türkiye’nin, memurunun maaşını bile veremeyeceği’, bir “gerçek kalkınma” da yaşamadığı hemen her kes tarafından biliniyor Ya da gönderilen ‘sıcak parayı’ yiyip ‘işgale hazır hâle’ geliyor, ama ‘çalışkan’ oluyormuşuz! Ülkede ‘Gerçek yatırım’ hemen hiç yok, sadece “kimlik kıran AVM/Alışveriş merkezleri’ ürüyor ama, ‘bağımsız’ da oluyormuşsunuz! Ne kadar ‘su içeceğimizi’ belirleyen ‘vana’nın her an ‘kapatılması’ “demoklasin (demokrasinin) kılıcı” gibi başımızda duruyor ama, biz ‘dünyaya açılıyor’, kendimizi dünyaya tanıtıyormuşuz!.. Yeni biten, “Dünya Üniversiteler Kış Oyunları Erzurum/2011”’den sonra yazı yazan, Öztürk Akkök; “Olmayacağı da önceden belliydi zaten. Ama öylesine gaz verdiler ki bize, oyunlar ile birlikte uçacağımızı zannettik billahi.” diye yazıyordu. Biz “gaz yutmayanlardan” olduğumuz için önceden yazıyoruz…

Aytunç Bey, “ne dediğini bilmiyorun” da ötesinde,  ‘dünyaya ‘açılıyoruz’ dediği şey, ‘Kürt Açılımımız’ veya ‘Alevi Açılımımız’ gibi, “bizi BİZ olmaktan çıkartan”, “açılmadık yerimiz bırakmayan” şey oluyor. Ülkemizdeki insanlar aç ve yoksulken Afrikalara kadar gitmemiz, açlıktan öldükçe ölen Afrikalıyı (Asyalıyı) –isyan etmesinler diye– desteklememiz,yanipasifize olmalarına katkı koyma ‘görevimiz’ oluyor. Bu ‘görev’ BM üzerinden; “yardım dernekleri” üretilmesiyle, ülkemizde de işl(etil)iyor. Üstelik, Türkiye’nin kendini dünyaya tanıtmasına, zaten de gerek yok, çünkü; ‘Batılı Beyaz Adam’, bu ülkeyi, idarecilerini zaten yeterince tanıyor! Tanzimat’tan beri dış politikasını, “taviz vere vere’ sürdürdüğünü; “idarecisizliği, hacı hocasızlığı, bilim adamsızlığı, münevversizliği vb..”  sorunu bulunduğunu bildiği için, ‘sürdürülebilir kalkınmasını’ sürdürüyor. “Müslüman saf olmaz” da, “Akletmez misiniz?” çağrısına rağmen “akıllarını”hacı hocasına ‘teslim ettikleri, onları ‘din zannettikleri’ için bilgisiz kalan günümüz Müslümanlarının, yaşanan gelişmeleri, mesela da, “başörtüsünün serbest olacak olması hâli” gibi, “verilecek gazları” yutmasıyla, “İslam yükseliyor” zannedecek ama, aslında “İslam olana” zarar vermesi gibi; “gerçek milli politika” yerine, “taviz vere vere ülke yönetme politikasızlığı” sürdürenlerin de, “ülkemiz/İslam” aleyhine olmaları durmaksızın sürdürüyor… 

Diyorlar ki…

Türkiye ağırlık kazanıyorsa bundan memnuniyet duymak gerekiyor…Buna katkı koyan Rusya

Aytunç Bey, “memnuniyet duymak gerekir” dese de, biz ancak, “senaryosunun yazıp başrolünü oynadığımızı politikalar” için memnuniyet duyarız, yoksa, “bizi figüran yapan politikasızlığı (senaryoları)” tabii ki sev(e)meyiz, sevmiyoruz. Ayrıca da, Rusya ‘kandırmacasını’, daha önce de yaşamıştık, diyoruz…

Hatırlanırsa… Bize “düşman” olarak gösterilen, ama aslında, “Angloakson/Judea işbirlikçisi olan” Rusya” ile “korkutulmamız” üzerinden, NATO’ya sokulup, bugünkü “Ergenekon/Glaido yapılanmalarının kurulmasına katkı sağlanılmış, Kore’de de askerimiz öldürülmüştü! Bunu yap(tır)an, tabii ki ABD ama, onun “Yerli/ÖZ olamayan Yerliler”imize uygulattırdığı ‘politikasızlık’, onlarca yıl ‘politikamız’ olmuş, ülkemiz senelerini boşuna yakmıştır! Şimdi de ‘aynı film’, ama farklı versiyonu; aynı ABD, yine ‘aynı Rusya’ya, bizi yine ‘yönlendiriyor’; çünkü, “Rusya’yı da rol model ülkesi” olarak kullanıyor. II.Dünya Savaşı sonrası “tu-ka” rolü verdiği Rusya’ya, bu defa “sevimli ayı” rolü verdi, artık buna ‘kanmamız’ – tıpkı, bazı askerlerin, yutulan gaz sonucu Avrasyacılık yanlışlığı yapmaları gibi– “Rusya ile kendisine karşı çıkmamız isteniliyor! “Rusya/Ortadoks Hıristiyanlığının”, “fundemantaslist ABD/Anglosakson-Judea ortalığı”nın “eylem ortağı” olduğu, “tarihsel gerçek” de olmasına rağmen, yine “Rusya dinletisi” sunulması, “cahilliğimizin” devamının istenilmesi gereği oluyor. Rus İmparatorluğu yıkılırken (1989-90), bunu yapanın, akabinde de ayakta tutanın, ‘düşmanı’ denilen NATO/ABD olduğu gerçeğini ve Rusya’nın, ‘düşmanı’ NATO’ya ‘alınma’ çalışmalarının hâlen de sürdüğü, NATO’nun ise, “ABD’nin dünya işgal gücü” olduğu gerçeğini de unutup, “kandırılmaya” devam etmemiz isteniliyor. Oysa, biz yeterince ‘gaz yut(turul)muş’ bir milletiz; bize akıl verenlerin artık, ‘gaz yutmamaları’ gerekiyor..           

Diyorlar ki…

Kehanet kitabı, Abdullah gülü gösteriyor…Abdullah Gül ismi 11 harf..Türkiye parçalanacak, ikiye bölünecek…

Aytunç Altındal, söz ettiği kitabınının asıl metin yazarının, 1400’lü yıllarda Osmanlı Devleti’nin durumuna tanık olmuş Atina doğumlu Bizanslı Tarihçi dediği Laonicus Chalcondyles, metni yorumlayanın da, “dünyanın en ünlü şifre yazıcısı” Fransız Blaise de VigenEre olduğunu söylediği, “Türk İmparatorluğu’nun Yıkılışına Dair Kehanetler” adlı kitapta yeralan; “Türkiye’nin 11’inci liderinin adı 11 harfli” cümlesinin Abdullah Gül’e işaret ettiğini belirtiyor, ayrıca da; “Kehanetlere göre bu cumhurbaşkanı döneminde Türkiye büyük sarsıntı geçirecek, yıkılma noktasına gelecek…Gerçekleşmiş kehanetlerinden biri, Mustafa Kemal Atatürk’ün yeni Türk devletinin kurucusu olması sıfatını kazanması…yüzyıllar öncesinin kahinlerine göre, yeni cumhurbaşkanının ad ve soyadındaki harflerin toplam sayısı 11, bu da Abdullah Gül olarak yorumlanıyor” diyorlar.

Ekranlardan tanıdığımız Aytunç Bey’e, kendi iddialarını bir başkası söylemiş olsaydı, inanıyorum ki, iddialara kahkahalarla gülerdi. Fakat nedense, kendileri bu palavraları bize, “kehanetler” adıyla öngörüyor. Kurgulanacak olaylara göre kitap yaz(dırıl)ıp, eski bir ‘tarih/yazar’ adı verilerek “günümüzü şifrelemek”, yutacağımız ‘gaz’ değil, “ABD modeli” oluyor. Hristiyan Prensliklerin birleşmesi, Türk imparatorluğunun sonunu getirecektir” haberine Aytunç Bey’in yorumu, bunun, “AB olduğu” oluyor. Oysa, AB’de “ABD projesi”, yorumu da doğru olmuyor, “Prensliklerin birleşmesi denilen şey”in doğru yorumu; “Anglosakson-Judea ortaklığı”nın yüklendiği misyon olan “Babil Sendromu çözümü (Küresel Tek Dil-Devlet-Din)” için ‘milli devletler’ yok ediliyor olması oluyor. AB’nin rolünün ‘bitmiş olması’, ‘Küresel Tek Yapı’da birleşecek “Bölgesel Birlikler”in kuruluyor olmasına paralel oluyor. Ortada “kehanet” yok, ABD’li ideolog Fransis Fukuyama tarafından, 1990 (-BOP) başlarında, Türkiye için, “Tarihin sonuna gelmiş ülke” denilmesinin fiiliyata yansıması sözkonusu ediliyor. Kehanet yok, ortada ‘Küresel Tuzak’ bulunuyor.  Aytunç Bey, “Kehanetler Kitabı”nda (2007), Türkiye’nin ikiye bölüneceğini ve bunun isim/harf sayısının 11 karakterden oluşan Başkan, Abdullah Gül zamanında olacağını, ‘olmadan açıkladığını’ ileri sürüp paye kazanmak isteyeceğine, benim 2004’den beri neler öngörülerimi okusunlar; gerisinde, ne Bizanslı, ne de şifreci Fransız var, vatan evlatlarından Ahmet (Trabzoni) Musaoğlu’nun imzası bulunuyor…

Diyorlar ki…

-Isaac Newton Şifresi’nin içeriğini söylemeyeyim, 2-3 yıl sonrasına kalsın, bu söylediklerimin kasetini o zaman gösterirsiniz… …

Aytunç Bey’in öngörülerinden biri de, “Newton Şifresi masalları” oluyor. Sayın Altındal, “Gül Haç kardeşliği, Tapınak Şövalyeleri, Kutsa Kâse” gibi hurafelerden sonra önümüze “şifre” de koyup, “Anglosakson-Judea” amacına (dolaylı) katkı koyacağına; Da Vincilerle de “Katolik Hıristiyanlık akidesine” büyük darbe vuran “Anglosakson-Judea ortaklığı”na karşı ‘inancının’ mücadelesini verip, “Tutku/İsa’nın Çilesi” filmini çeken ünlü “Katolik Hıristiyan” aktör Mell Gibson’un ‘mücadelesinin’ benzerini ‘kendi inancı/İslam için’ vermesi gerekiyor. Mel Gibson bile ‘sahte inancı’ için, “Anglosakson-Judea ile çatışırken”, –Ben Müslümanım diyen bazı kişiler, “Anglosakson-judea’ya hizmet vermesini sürüdüryor İlk ve tek, “Benim” Türkiye’ye armağan ettiğim gibi de, “Diyalogculuk, Papalık/Vatikan ile işbirliği değil”, asıl, “Anglosakson-Judea ile işbirliği” oluyor. Bu “tip” işbirliği, kendi inancını “reforme” ederken, Katoliklik Hıristiyanlığı da reforme ediyor. Aytunç Bey; “Hıristiyan teologlar 4. asırdan itibaren dünyayı hep ‘Hıristiyani dünya-şeytani dünya’, ‘Hıristiyani güç- şeytani güç’ olarak ikiye ayırdılar. Zihinlerinde hep bu kategori oldu. Hıristiyanlık dışındaki dünyayla savaşmayı kutsal bir görev olarak gördüler. Onun için Batılı kilise adamlarının beyin arkalarında hep haçlı zihniyeti ve kutsal savaş anlayışı vardır” diyor ce, bunu “Katolik Hıristiyanlığa/Papalığa” fatura ederken, son 200 yıldır dünyayı, “İyiler (Anglosakson-Judea)” ve “Kötüler (Katolikler ve Müslümanlar)” diye ayırıp, “Tanrılarını Kıyamete zorlayan” Protestan Hıristiyanlara neden hiç “tekme atmıyor?” Kilise diyor ama, Prüten/Protestan kiliseler(in)den neden söz etmiyor! Ya da Mahir Kaynak öngörüsü gibi, “ABD ile yaşamak politikası” neden “doğru tercih” oluyor?

‘Yutmuyor’, “bilgilendirmemi” sürdürüyorum: Newton ve karşıtları ‘çatışması’, tamamen “Hıristiyan mezhepleri çatışması”ydı (Bakz: ‘Vatikansız Hıristiyanlık isteniyor’, başlıklı yazım). Her kim ki bana“şifre”den söz ediyor, şüphesiz kioradan, kandırmaca geliyor. “Dünyada neler olup bittiğini bilebilen”ler, Aytunç Bey’in göremediğini görebiliyor…  

Ve de…

Aytunç Altındal, söz ettiğim programda söz etti mi bilemiyorum ama, konumuzla ilgili bir husus da; “Atatürk‘ün ülkemiz için Halifelik önerdiği” iddiası oluyor. Mustafa Kemal Paşa’nın, İslam devletlerinin oluşturacağı bir konsey aracılığıyla “hilafet müessesesinin” yeniden oluşturulması görüşünde olduğunu da ileri sürüyor…

Bu noktada soru/sorun, “Aytunç Altındal’ın bunu neden ortaya attığı?” oluyor.

Aytunç Bey buna cevap olarak: 6 Kasım 2004’te İngiltere Dışişleri Bakanlığından ve istihbaratından…bir diplomat Türkiye’ye…ziyaret yaptı…Abdullah Gül’le de görüştü ve bir açıklama yaptı: ‘İslam aleminin artık bir halifeye ihtiyacı vardır ve Türkiye de buna öncelik etmelidir.’dedi….ben de bunu Akşam Gazetesi’nde “Atatürk’ün vasiyeti içinde bir hilafet projesi var mıydı” şeklinde anlattım diyordu. Aytunç Bey, ABD’nin ve İngiltere’nin; “Hilafet devletler nezdinde olursa İslam ülkeleri güçlenir, bunu istemediği için kendi adamı bir şahsı Halife yapmak istediğini” söylerken, kendi görüşünün, “bir kişinin Halifeliğini değil, İslam ülkeleri birliğinin dış konseyinin Halifeliği üstelenmesi gerektiği” olduğu, bu olursa, ABD’nin amaçlarını sürdüremeyeceğini” ileri sürüyor.  Ayrıca da, “…kurulmuş bir G8 var. AB hayali yerine G8 ve İslam kalkınma Örgütü’nün debaşkanlığındayeni arayışlara gidilebilir…‘eğer papaz ekümenik oluyorsa, ben de Halife olurum’ diyecekler bulunur.” da diyordu

Atatürk’e ait denilen ‘vasiyetin’, üretilip üretilmediğini bilemeyişimiz bir tarafa; varsayalım ki de, Mustafa Kemal 1920’de, “Hilafet için” öyle düşündü veya konuştu. Bu noktada dikkatimizden “kaçmaması gereken” şey; bu dönemde ortada henüz, hem “Cumhuriyetimizin henüz olmayışı”, hem de Mustafa Kemal’in de zaten, “padişah/halife yanlısı” olması oluyor. Mustafa Kemal bu döneminde, “Batı’ya ve Batılıya”, hatta “Batılıdan akıl almaya” karşı bile çok sert konuşmaları olduğu zaten biliniyor. Buna rağmen de, Atatürk’ün, bize gösterdiği hedefin, “Batılılaşma” olduğu öngörüsüyle bugüne gelmiş bulunuyoruz. Demek ki de, Cumhuriyet öncesi ve sonrası; “Mustafa Kemal” ve “Atatürk” ‘öngörüleri’ olabiliyor. Önceliğimiz “Cumhuriyet ile gelenler” olması gerektiğine göre, “ulusalcıların”, Mustafa Kemal’e atfen ileri sürdükleri “Hilafet vasiyeti” iddialarının, “Atatürk’e ait bir proje olmaması” gerekiyor. Bu durum tıpkı, “Hizbullah” adıyla örgüt kurulması fikrinin kucaklara konulup, PKK’yla mücadele edileceğini “san(dır)mak gibi” olur, oluyor. İsmi, Ak Parti ve Gülen Cemaati ile “birlikte” anıldığı söylenilen (Bkz. Nagehan Alçıı,Akşam, 23.03.2010), CIA’in Ulusal Haber Alma Konseyi Başkan Yardımcılığı da yapmış, Graham Fuller; “İslamsız bir dünya” isimli kitabında, Atatürk’ün Müslümanlar için yaptığı en kötü şey Halifeliği kaldırmaktı (niye) diyor?.

İşte, mesele de bu; amaçları “İslamsız dünya” olan Fullergiller, ‘Halife istedikleri’ için “Vatan kurtaran aslanlarımız” da Halife istiyor. BOP’çu Fuller’in istediğini, BOP’un başlatıldığı 1990’ların başlarında, Aytunç Altındal’da istiyor; “Türkiye’de acilen Hilafet Yönetimi’nin egemen olmasını…Türkiye’nin bütün İslam Ülkeleri için “Hilafet Yönetiminin egemen olduğu bir merkez” haline getirilmesi gerektiğini..” söylüyordu (Bkz: Cumhuriyet-10.4.1994). Halen de Web sitesinde,  “Hilafet kurumunun, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)’nin devam ayaklarından biri olarak yakın zamanda hayata geçecek olması”ndan sözeden de kendileri oluyor. Sorun da tam da bu noktada: Ülkeyi “taviz vere vere yönetme” politikasızlığını sürdürenler, “nasılsa Halifelik gelecek”, hiç olmazsa bizim istediğimiz gibi gelsin” projesi (mi) işletiyor? Sorun şu ki, gelecek olanın, “BİZ/Öz” olmayacağı”, esasta yine “Amerikan Halifesi”olacağı görülemiyor…

Ne ‘Hatırlı Süttozu’dur ki…

Yerel bir gazetede, 10.02.2005 tarihinde, “Ne ‘Hatırlı Süttozu’dur ki..” başlıklı yazımda; “Süleyman Demirel, ‘Anti-Amerikanizm içindeki halkı memnun etmek için ABD’ye karşı efelenebilirsiniz. Ama netice almanız mümkün değil.’ diyor. Sn.Demirel gibi yetkililere, -Bugün ki perişanlığımız ‘bugüne değin hiç efelenmeyişimizin’ sonucu değil mi, bir kez de efelensek ne çıkar (?) diye sormak gerekiyor. Yapılması gereken ´efelenmek´ de, Amerikan dış politikası…´Efe´ olmamızı istemiyor…İlk Marshall Yardımı´nın kontrollü Tarikatlarİmam Hatipler, İlahiyatlar ürettiği biliniyor. ´Yeni Marshall Yardımı (!)´ ise, ´İlk Marshall Yardımı´yla büyümüş nesiller arasından ´nurlu bir Halife, bir de dünya lideri’ göndere çekmiş bulunuyor! Ne ´hatırlı süttozu´dur ki o, zihinler ‘Batılı Beyaz’a torpil geçebiliyor hâlâ.” diyordum…

ABD bize halife bulacak, aman o bulmadan Biz halifemizi bulalım” anlayışı, tıpkı, “ABD’ye karşı efelenebilirsiniz. Ama netice almanız mümkün değil” ilkesizliği gibi, “Hatırlı süttozu” oluyor. Olan, “ÖZ/kendi olamayış” olunca, sergilenen;‘Anglosakson-Judea ortaklığı’nın “Babil sendromu çözümü” amacı için ‘yazdığı senaryolarda’ kullandığı yapıtaşlarından ikisi olan “G-8 (-ki, bugünlerde G-20) ile, (ABD’nin, İslam’da istediği reformları yapan) İslam Kalkınma Örgütü‘nü, “kendinin” sanıp, onların başkanlığında yeni arayış ya da ‘eğer papaz ekümenik oluyorsa,ben de halife olurum’ yanlışlığı sergilenmesi oluyor. Oysa, her “iki tür Halife modeli”nin, ‘bizim halifeniz’ değil, “Amerika(nın) Halifesi”olacağını, “ülkeyi/İslamı”yokoluşasürükleyeceğini, Aytunç Bey’in de bilmesi gerekiyor. Ayrıca da, kimse ‘saflık’ göstermesin; “Amerikan hesabı” olan yerde “Allah’ın hesabı” aranmamalıdır, ‘Biz’ ancak, senaryomuzu ‘kendimiz’ yazarsak ‘gerçek mücadele’ etmiş oluruz, yoksa; ABD senaryolarına ‘senaryo yazmaya’ çalışmak, ‘mücadele etmek’ olmaz; sadece onlara ‘hizmet’ olur, başka bir şey olmaz, olmuyor…

Aytunç Altundal’ın Web sitesi ana sayfasında, ‘Bilgi Berekettir’ yazıyor…

‘Anglosakson-Judea ortaklığı’nın, amacı için kullandığı, “Vatikansız(laştırılmakta olanHıristiyanlık” projesi, “ülkemiz/İslam coğrafyası” için tehlike olmasını –Aytunç Bey’in katkılarıyla da– sürdürüyor…

“Ancak ‘Gerçek Bilgi’ Berekettir”

Ahmet MUSAOĞLU / 03.02.2011

Bu gönderiyi paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir