ÇAĞRI... HER DEM ÇAĞRIM

 


Okumak için tıklayınız...

 

 

 

 

Üye Girişi

 

 

Haber Listesi

Haber listemize kaydolarak tüm yeniliklerimizden haberdar olabilirsiniz.

 

Zeynep Aliş

Yaşamın kalemi

Zeynep B.

Zamana notlar

Ahmet Musaoğlu

Trabzon/Spor

Neslihan A. Süral

hayata eşlik etmek!

Ahmet Musaoğlu

İnsanın Gerçeği

GÖZLERİNİZ NİYE VAR TOPRAĞINDA BU VATANIN…
13.03.2010

GÖZLERİNİZ NİYE VAR TOPRAĞINDA BU VATANIN…

 

 

hepİsi ermeni olanlar’

 

Peşinen söyleyeyim, kimse bu yazıyı ‘İsmail Türüt-Ozan Arif’ savunması ya da benzeri bir girişim sanmasın. Bunu düşünen en hafifinden zırvalamış, ama aynı zamanda cahilliğini de sergilemiş olur. Dahası, ‘güncel türküde’ söz edilen “Fatihalar Yasinler”deki ‘Yasin’ ismi ile kastedilen, Kur’an’daki Yasin Suresi değil de, kandırılmış bir çocuğumuzun ismi ise; bir Müslüman olarak hem o sözleri yazandan, hem de o sözleri türkü olarak okuyandan bizar olurum. Eğer yapılan bu ise, böyle bir cahillikle zaten de işim olmaz benim… Demek ki bu yazı başka bir şey…

Aslında bu yazıma, Trabzon özelinden bakıp; işlenen menfur Papaz cinayeti ve Hirant Dink cinayetleri üzerinden ‘ulusal’ denilen basınca “şehrin savunma refleksi”nin nasıl yıkıldığından ve Trabzon için, aralarında, “Papazını vuran kent: Trabzon”, başlıklı yazı yazanların ve Trabzon üzerinde 'misyonerlik' oyunları ve 'Pontus saldırıları olmadığını varsayıp, yaşananların ‘kaba milliyetçilik’ için üretildiğini düşünenlerin ve de Ramazan’da Oruç yüzünden Trabzon’da açık lokanta bulunamadığı yalanını da yazanların aralarında bulunduğu; geçmişlerinde şuculuk buculukla kitleleri kandırmış olmaları yetmezmiş gibi, bugün yeni zeminlerinde yine bu görevi üstlenen bilgisizleri de yazmak isterdim ama, bunu yapmayacak; bu yazımda, ‘türüt türküsü’ ile yine manşetlere çıkan ‘Hirantlar’ın ‘zihni arka planlarının’ ne olduğunu ortaya koymaya çalışacağız…

Hırant Dink cinayeti sonrası yapılan bazı açıklamalardan hareketle de, sorular sorup; cevaplar isteyeceğim… Başbakan Recep Tayyip Erdoğan; “Rakel Dink ve Patrik 2. Mesrob'un konuşmalarını övdü…Rakel Dink'in konuşması şükrana layık..Patrik Mutafyan'ın yaptığı konuşma da milletimizin birlik beraberliğine yönelik olarak çok olumluydu” demiş olsalar da (1), biz cevaplarımızı bilimsel alırsak değer vereceğiz… Hadi bakalım, “hepİsi ermeni olanlar”, size de kolay gelsin, eğer ‘bilgi sahibi’ iseniz…

* * *

Anadolu’yu alıp gidecek değiller tabii, ama şu…

Menfur bir cinayete kurban giden Hırant Dink; “bu ülkede gözünüz var” iddialarına, "Evet, gözümüz var toprağında bu vatanın…" demişti…

Sorgulamak istediğimiz de tam da bu nokta; bu toprağı (Anadolu’yu), Ermeni (Hıristiyan) Hırant Dink için bu kadar önemli kılan ne? Bir başka deyişle de, Ermeniler için Anadolu’nun bir özel önemi mi var (?), ortaya koymak istediğimiz işte bu

Öldürülmesi sonrası, Hırant Dink için Meryemana Kilisesi’nde yapılan törende konuşan Türkiye Ermeni Patriği Mesrob Mutafyan, “Devletimizin ve Türk halkının Ermeniler binlerce yıldır bu topraklarda yaşayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olduğu…okul kitaplarından…başlayarak toplumdaki bu Ermeni düşmanlığını yok etmeye yönelik çalışmaların ivedilikle ele alınacağına dair inancımızı hala koruyoruz.” çağrısında bulunuyordu (2). Ülkemizde Ermeni düşmanlığı diye bir şey sözkonusu olmadığı, sorun kitaplarsa, asıl Ermeni okullarındaki kitaplara bakılması gerektiği düşüncemiz bir tarafa; yapılan açıklamada “görülmesi gereken” husus, “Ermenilerin bu topraklarda (Anadolu’da) binlerce yıldır yaşadıklarının” iddia edilmesi oluyordu.

Kabul edilebilir ki de, Ermeni Patriği, “Biz Ermeniler binlerce yıldır bu topraklarda yaşıyoruz” derken; “Biz Anadolu’da sizlerden, yani Müslüman Türklerden daha eskiyiz” demek istiyordu. Bu bir niyet okumak değil, yapılan tanımlama; “Bu topraklar/Anadolu sizden önce bizimdi” anlamı taşıyordu...

İşte, Hırant Dink’in, "Evet, gözümüz var toprağında bu vatanın. Gözümüz var ama koparıp götürmek için değil, en dibine gömülmek için..." açıklaması da, zaten bu noktada anlamını buluyor. Bu toprakları (Anadolu’yu) alıp gidecek değillerdi tabii, çünkü bu topraklar zaten kendilerinin (!) toprakları oluyordu!.. Rakel Dink’in, eşinin ölümünün ardından yaptığı konuşmada; Sevdiklerinden ayrıldın çocuklarından ayrıldın? Kucağımdan ayrıldın ama ülkenden ayrılmadın sevgilim.” ifadeleri de (3), söz ettiğim açılımda anlamını buluyordu…

* * *

Ermenilerin düşüncesi bu…

 Anadolunun Ermeni toprakları olarak görülmesi sadece ülkemizdeki Hirantların değil, bütün Ermenilerin düşüncesi oluyor. Ermeni Yazarlar Birliği'nde, Başkan Levon Ananyan ile yapılan bir söyleşi bunu şöyle ortaya koyuyor: “…Türkiyeli gazetecilere güvenmiyor!...Bu yüzden diyorum ki, Alaska’dan geldiğimi düşünün. Ararat'ın anlamı ne? Niye herkes ‘Buradan daha güzel görünüyor, değil mi?’ diye soruyor bana? O zaman efkârlı bir sigara yakıyor Ananyan: ‘Bizim için Ararat’ın anlamını bilseydiniz, kamyonlarla onu buraya taşırdınız! Sizin için bir dağ orası, bizim için kökümüz!’. Ararat hakkında yazmayan tek bir Ermeni şairi olmadığını anlatıyor, Ermenilerin Ararat’sız var olamayacağını, her Ermeni'nin kalbinde Ağrı'dan daha büyük bir Ararat olduğunu: ‘Biz duygusal bir halkız. Siz Ararat'ı isteriz diye korkuyorsunuz, ama o bizim için kalbi bir mesele.’” deniyordu (4). Ananyan’ın bu sözlerinde, Ermenistan’ın ‘asıl vatan’ olarak görülmediği, “Ağrı Dağı neredeyse, vatan da oradır” yaklaşımı bulunduğu görülebiliyordu. Arzulananın (Ermeni Yazarlar Birliği Başkanı Ananyan’ın sözlerindeki, Ağrı’dan daha büyük Ararat’ın) Anadolu olduğu kolayca görülebiliyordu.

Protestan kültürüyle büyüyen, ama Ortodoks Ermeni kilisesine bağlı olan Hırant Dink’in, Nereye gidersem gideyim, kökümün burası olduğunu unutamam…gitmek zorunda bile kalsam giderken yolda öleyim ve bu toprakta kalayım. Gitmek nasip olmasın, buraya gömüleyim, diye yazdım. Bu toprak benim, burası benim vatanım.” açıklaması da (5), zaten ancak bu noktada yerli yerine oturuyor. Kökünün bu toprak, Anadolu’nun ‘vatanı’ olduğunu söyleyen Hırant Dink’in, oğlunun isminin ARARAT olması da, ‘köken’ ve ‘vatandan’ kastedilenin ne olduğunu aşikar kılıyor…

Bu gerçek, Ermenistan Ligi ve Türkiye ligi arasında yapılacak bir karşılaştırma için yapılmış araştırmada da ortaya çıkıyor; Hiran Dink “Değişik sezonlarda Ermenistan 1. Ligi’nde mücadele eden takımlar arasında Araks Ararat, Ararat Erivan, Tsement Ararat (Ararat, Ağrı Dağı demek), Kilikia 1992, Pyunik Kilikia (Kilikia; Adana, Mersin ve Tarsus civarına verilen ad), Van, Malatia (Malatya), Akhtamar (Akdamar Adası, Van), Alashkart (Eleşkirt, Ağrı’nın ilçesi) ve Arabkir (Arapkir, Malatya’nın ilçesi) vardı. Ayrıca, isminde Ararat olan takımlarla Ermenistan Futbol Federasyonu’nun amblemlerinde Ağrı Dağı’nın silueti bulunuyordu. Siluetler, ‘M’ harfine benziyordu. Bu siluetlerde ‘M’ harfinin ikinci yüksekliği, birinci yüksekliğine göre biraz fazlaydı. Bu da Ağrı Dağı’nın Güney Ermenistan’dan görünüşünü sembolize ediyor ve bir özlemin ifadesi olarak yansıyordu…Hiç unutmuyorum, 19 Ocak 2007’de öldürülen Dink ile 19 Ocak 2003’te telefonla görüşmüştüm…Dink’e Ermenistan Ligi’ndeki takım isimlerini sorduğumda (-Ararat dolayısıyla neden Ağrı Dağı konulduğu sorulduğunda), bana şunları söylemişti: “…Ermenistan Ligi’nde Malatya, Van, Eleşkirt, Akdamar, Arapkir, Ararat ve Kilikia’nın olması da gayet doğaldır. Anadolu’dan dünyaya birçok Ermeni gittiği gibi, Ermenistan’a da gitmiştir. Ermeniler, gittikleri her yerde öz memleketlerini yaşatmaya çalışmışlardır….Ermenilerin kökeni Anadolu’dur.” deniyordu (6). Görüldüğü gibi de Hirant Dink/ler için Anadolu, ‘öz memleketleri’ oluyordu…

* * *

Ermeniler neden Ararat’sız (Ağrı Dağı olmadan) var olamıyor?..

Peki de, Ermenileri neden Ararat’sız (Ağrı Dağı olmadan) var olamıyor? Neden kendilerini, kendilerine ait olmayan bir dağa ait hissediyor? Ya da Ermenilerin bilinçaltında Ağrı Dağı neden yer alıyor?

Bunun sebebi çok açık… Bilindiği gibi, Ermenilerce (-Tevrat/İnciller bağlılarınca) ‘Ararat’, Ağrı Dağı’nın adı olarak anılıyor. Tevrat/İncil’de yer alan Ararat, bu öğretilere inanan insanların inançları açısından; Nuh Tufanının sonlandığı yer, insanlığın da yeniden türediği mekan oluyor...

Ermenilere açısından kabul edilen bu olsa da, sorun şu ki; Müslümanların Anadolu’yu fethetmelerine kadar Ağrı Dağı’nın adı ARARAT değildir. Ağrı Dağı’nın adının, ´Ararat/Masis adı  ile anılması, Müslümanların Anadolu’yu fethinden (1071, Malazgirt zaferinden) sonralarıdır. Dahası, Ararat, bir dağ (Ağrı Dağı’nın) ismi değil, bir bölgenin adıdır: “Ararat dağ değil, bölgedir. Bu bölge ise, Urartu’ların yaşadığı ve Cudi Dağı’nın bulunduğu Cordyean bölgesidir....(M.Ö.III. asırda yaşamış olan Babil’li din adamı) Berossus’un bahsettiği dağlar, Cordyean bölgesindedir. Bu bölge (Cordyean bölgesi) ise, Van Gölü’nün güneyinde kalan dağlık bölgedir.” (7). Ararat, Van gölünün güneydoğusundaki dağlık bölgenin adıdır (8). Ararat, Nuh’un Gemisi’nin karaya oturduğu yer olan Cudi Dağı’nın da içinde bulunduğu bölgenin (geçmişteki) adı oluyor…

Masis (Ağrı) Dağı’nı, Nuh’un Gemisi’nin üzerine konduğu dağ; Masis’in de Ağrı Dağı/Ararat olduğunun ileri sürülmesi, 11 ve 12’nci yüzyıllarda, Tevrat’taki ifadenin (Tekvin, 8/419) değiştirilmesinden sonra olmuştur. Dolayısıyla da, Ermenilerin; Nuh’un Gemisi’nin Ararat'a oturduğuna, ataların Tufandan sonra Ararat (Massis=Ağrı Dağı) çevresine yerleştiklerine ve Nuh’un oğullarından Hay’ın soyundan geldiklerine inanmaları, (kendileri için) bir “inanç” oluyor (9). İşte, Anadolu’nun “kendi (Ermeni) toprakları” olması, sözkonusu bu ‘inanca’ dayalı olarak sözkonusu oluyor…

Bu yüzden, Anadolu’dan, “ülkem, vatanım, toprağım” diye bahseden her Ermeni’nin, “Anadolu’nun en eski Ermeni (kendi) toprakları olduğu” düşüncesine sahip olup olmadığının bilinmesi, bizim (ülkenin bölünmez bütünlüğü) için gerekli oluyor. Cevabını istediğim soru bu, bu yazıyı yazmamın sebebi de bu oluyor...

* * *

‘Osmanlı kültürü’ yaşadığı-yaşattığı için…

Hırant Dink; Ermeni Tehçiri yapıldığı iddiasını sunduğu ortamlarda, hatta şehrimiz Trabzon’da katıldığı bir panelde de şu hikayeyi sunuyordu: “Tehcir kararı geldi, gideceksiniz artık diyorlar. Oğulları, hadi baba gidiyoruz artık, diyor. O da düven bozulmuş, onu tamir etmeye çalışıyor. Dur oğlum şunu tamir ediyorum, diyor. Gelinleri geliyor, baba hadi. Dur kızım, durun şunu tamir ediyorum. Baba şimdi tamirin sırası değil, kalacak zaten o düven, götürmeyeceğiz, diyorlar. Oğlum düven kalacaksa ekinler de kalacak. Bu düveni böyle bozuk bırakmak olmaz. Biz gideceğiz, bizim yerimize birileri gelecek, bu ekinin biçilmesi lazım. Belki gelenler bilmez tamir etmeyi, ekine yazık oğlum, diyor, ekine yazık. İşte bu toprağın kültürü bu... Eğer o yaşlı adamın bıraktığı düveni kullanıp o ekini biçseydik bugün Kürt sorunumuz da olmazdı, başka sorunlarımız da. Bu hikâyeyi bana amcam anlatmıştı. Çok etkilenmiştim. Böyle öykülerimiz çok var bizim.” diyordu (10). Tabii ki de bu olayın, amcadan toruna anlatıldığı söylenilen hikayeden öte bir anlamı bulunmuyor. Ya da söz edilen kültürel yapı için, Ermeni kültürü değil, Ermeni’yi de besleyen “hakim kültürel yapı’ denilmesi gerekiyor.

İşte size bunun güncel bir örneği… Hem Osmanlı/İslamla haşr neşr “olmayan” bir ‘kalem’den, hem de bir Ermeni’nin ağzından; “Anait, en eski ‘tüccarlardan’ biri. 1993'te başlamış Türkiye'ye gidip gelmeye. Önce araba parçaları getirmiş Türkiye'ye. Otobüsle Gürcistan'a, oradan Ardahan'a gelmiş. İlk gelişini hiç unutmuyor: ‘Korkuyorum. Türkler nasıl, bilmiyorum. Belki saldırırlar mı? Ama otobüs bozuldu Ardahan'da. Otobüsün içi hep kadın. Türk geldi, hepimize karpuz, peynir verdi. Otobüsü tamir ettirdi. Para da istemedi. 'Malları satın. Dönerken verirsiniz' dedi” deniliyor (11). İşte, bir Ermeni’ye bugün  bile olması gerektiği gibi davranan ‘zihni arka plan’ söz ettiğim “hakim kültürel iklim” oluyor. Tabii ki de Ermeni denilen insanlar içinde de iyi insanlar vardır ama, sözkonusu “diğergam/verici insan tipini” ortaya çıkaran, bu topraklarda (Anadolu’da) “asırlarca yaşayan ve yaşatan” ‘hakim kültürel yapı’ oluyor,.

O dönemdeki ‘hakim kültürün’ “Osmanlı/İslami kültürü” olduğu, o kültürel iklim hüküm ferma olduğu için bugün Ermeni denilen insanların, tıpkı diğer ‘çeşitlilikler/etnikeler’ gibi kimliklerini koruyabildiği gerçeğinin de görülmesi gerekiyor.

* * *

‘Sahte tarih yazıcıları’, tarih ve millet üretmiş, üretiyor…

Beslendikleri kültürü görmezden gelen Hirant Dink/ler, tarihte yaşamamış bir kültüre inanmamızı istiyor. Oysa, Ermeni diye bir milletin tarih sahnesine çıkması çok yeni olup, 19’uncu yüzyıl üretimidir: “Osmanlı idaresi altında Katolik Ermeni Kilisesi kurulmuş ve Katolik Ermeniler bir ‘millet’ olarak tanınmıştır. Aynı hakka Protestan Ermeniler 1846 yılında, özellikle İngiliz ve Amerikan misyonerlerin desteğinde kavuşmuştur (12). Tıpkı bugünlerde Türkiye’yi parçalamak için Kürt devleti/milleti oluşturulduğu gibi, geçmişte de Osmanlıyı parçalamak için ulusculuk üretildiği (Ermeni, Bulgar, Yunan milletleri oluşturulduğu) gerçeği tartışılır bile değildir. 4000 yıla indiği kabul edilen Ermeni/liğin yada Ermeni tarihinin, ‘sahte tarih yazıcılarının’, (-Osmanlıyı parçalamak için 18-19 yüzyıl’da) ‘yazdığı’ bir tarih olduğunun; tıpkı aynı dönemde benzer şekilde üretilen uyduruk Yunan Devleti/Milleti tarihi gibi bir ‘tarih’ olduğunun görülmesi gerekiyor.

Ermeni tarihçileri bile kökenleri konusunda fikir birliği içinde değilken, tarihi bir milletten/devletten söz etmek mümkün değildir. Cumhuriyet dönemimizde Türklerin, Sümerlerden olduğu yalanı kucağımıza konmuş olsa da, bunun komiklik bile olamayacağı ortaya çıkmış, dahası; Tarihte Sümer diye bir ulus da yaşamamışken bu yapılmıştır. Sümer sadece bir bölgenin, geçmişte Aşağı Mezopotamya’nın adı iken, insanlığın medeniyet tarihinin kökeni Ortadoğulu halklara verilmemesi için, o kelimeden bir millet, Sümerler türetilmiştir. Tıpkı bunun gibi, Armaniya denilen bölge isminden de Ermeniler üretilmiştir. Bir karışım toplumu (çeşitlilik) olan Anadolu/dünya halklarından hâlâ da millet/devlet üretimi sürüyor.  

Ermenilere tarih yazan ‘sahte tarih yazıcıları’nın bugünkü torunlarının, günümüzde Kürtlere de tıpkı Ermeniler gbi 4000 yıllık bir tarih ve de tarihsel bir mit olan Gılgamış’tan Kürt kahraman ürettikleri gerçeği de ‘dün gibi’ bugün önümüzde duruyor.

* * *

Sahte değil, gerçek kültüre/tarihe sahip olmak gerekiyor…

Hırant Dink’ın öldürülmesi üzerine (sonrası) Agos gazetesi Genel Yayın Yönetmenliği'ni üstlenen can dostu (Ermeni) Etyen Mahçupyan; “Hrant'la birlikte Avrupa'daki Ermeni diyasporasının karşısına epeyce çok çıkmıştık son dönemde. Tartışmalar döner dolaşır hep aynı noktada yoğunlaşırdı. Soru Türklerin değişebilip değişemeyeceğiydi...Diyasporadakiler Türklerin değişemeyeceğini, uygarlığın getirdiği tüm yeniliklere karşın, onların ötekini kabullenemeyen özlerinin hep orada olduğunu söylerlerdi. Biz ise..Türklerle ilişkide normalleşmenin bizzat Ermeni kimliğinde bir normalleşme ürettiğini gözlemler, kendimizden memnun otelimize dönerdik…Oysa Türklere ilişkin bu 'değişmezlik' kanısı hiç de yabancı olduğumuz bir görüş sayılmazdıbabam sık sık geçmiş örneklere dönerek fazla kendimi yıpratmamamı, çünkü 'bu Türklerin değişmeyeceğini' konuşmasının bir yerine iliştirirdi. Kendi babası da ona hep bunu söylemiş ve nihayette haklı çıkmıştı...Hrant'la ben bu telkinlerin üzerinde durmaz, kendimizi ikna ettiğimiz bir umut çizgisi üzerinde yolumuza devam ederdik. Şimdi düşünüyorum da demek ki henüz gençmişiz...Babamın çoktan öğrenmiş olduğunu bilecek yaşta değilmişiz. Hrant'ın gidişi Türklerin bize 'Artık kendinizi kandırmayın' demesidir belki de.” derken (13); Türklerden/Müslümanlardan hoşlanmamalarının, ‘inanılan’ şey olduğu ortaya koyuluyor.

Adeta Osmanlının Müslüman toplumuyla özdeşleştiği için, Osmanlı Devleti tarafından Sadıka-i Millet vasfına erişen Ermenilerden, 19’ncu yüzyılda üretilen, Babadan toruna geçen ‘öfke/ön kabul’ değişmeden günümüze gelmiş bulunuyor: “Katil henüz reşit değilmiş...Hrant olsa ‘Tam da bu işte’ derdi, ‘Türkler reşit mi ki?’ Olgunlaşması engellenmiş bir toplumda yaşadığımızın farkındaydık zaten, ama belki şu soruyu da sorma zamanı geldi: Yoksa kendi kimlik sorununu ötekine yönelen bir şiddet eylemine dönüştürerek ayinleştiren, bu işler için 'yaşı küçültülmüş' bir toplum mu bu?..Türkler değişebilir tabii ama öteki Türkleri değiştirebilirler mi, gerçekten de söylemek zor. Ama niye olmasın?..Hrant olsa benim bu kuşkuculuğuma karşı çıkar, ‘Onlar da insan değil mi, hayret bişey’ derdi...” açıklamaları (14), sahip olunan ‘zihni arka planı’ zaten ortaya koyuyor. Müslüman; ‘Bilgi sahibi insan da demektir’ ama, bazı cahil/bilgisiz Müslüman Türkler üzerinden bizleri ‘olgunlaşmamış, değişmesi gereken’ bir toplum olarak görmeleri aslında, “kendilerine tarih yazan” Batılının, bizleri/Müslümanları ‘Barbar’ görmesi gibi önümüze geliyor. Bu sebeple, asıl değişmesi gerekenlerin Müslümanlar değil, kendileri olduğunun görülmesi, 19’ncu yüzyıl öncesi temel yapılarını kazanmalarının gerekir olduğunun görülmesi gerekiyor. İsterse de bir inek tanrı da edinilsin, benim kimsenin inancı (!) ile işim olmaz, “bilimsel kesinlik” üzerinden söylüyorum; Ermenilerce (de) inanılan, Nuh Tufanının bütün dünyada yaşandığı, bütün insanlığın öldüğü, insan soyunun da kendilerinden türediği gibi ‘bilimdışı’ kabullerin ve tabii ki de Anadolu’nun, Müslümanlardan önce vatanları olduğu şeklindeki yanlış inancı yaşatan “zihni arka planın” değişmesi gerekiyor.

Mesela da, Rakel Dink’in; “Yaşı kaç olursa olsun, 17 veya 27 olsun, katil kim olursa olsun bir zamanlar bebek olduğunu da biliyorum. Bir bebekten bir katil yaratmayı sorgulamadan hiçbir şey yapılamaz..” sözleri (15), değişmesi gereken bu ‘arka plan’ oluyor. Çünkü, “bebekten katil ürettiği” denilen şey, benim kültürüm; kültürü belirleyen din olduğu için de “benim inancım” sözkonusu ediliyor. Değişmesi gereken Ermenilerin yanında, kimliği kırılmış ‘hepİsi ermeni’ olanların da, sahte değil, gerçek kültüre sahip olmaları gerekiyor

* * *

Hangi Türkler mi?..

Türk milleti denildiğinde inanç sözkonusudur. Batıda yada ülkemizde ‘Türkler’ denildiğinde kastedilenin, Müslüman/İslam olduğu biliniyor…

Etfen Mahçupyan; “Bugün artık mesele, ‘Ermeni sorunu’, ‘soykırım’ falan değil, yarını hangi Türkün belirleyeceğidir’ diye soruyordu (16). Bunu ben cevaplayayım: Yarını belirleyecek olan Türkler/Müslümanlar, dünyada ve ülkemizde neler oluyor?u ve geçmişte de şimdilerde de kullanıldıklarının bile farkında olmayan Türkler değil; İslamcı, Milliyetçi, Muhafazakar vb. gibi, bir başka isme talip olmadan, ‘Ben Müslümanım’ diyecek olan Türkler olacak, diyorum. Halen de ıstırap çeken insanlığın beklemesi gereken de onlar; “onlar bilimsel akılları ile”, gözleriniz niye var toprağında vatanın diye sora/n/cak olan Ahmed’ler, Mehmed’ler oluyor…

Hirant Dink; Ermeni kimliği üzerine yazdığı makalelerden birinde, “…Ararat’ın (Ağrı Dağı) Ermeni dünyasında oynadığı o simgesel role değinmek gerekir. Bu simge, Ermeni halkının kaybettiği toprak bütünlüğüne olan hasretidir. Ancak bu hasreti sadece “Bir toprak ya da dağ parçasına olan özlem” olarak tanımlamak yetersiz kalır. Ermeni halkı için Ararat’ın yaydığı gölge Ermeni halkının 4 bin yıllık varlığını simgeler. “Nuh Nebi”den beri sonsuz bir varoluşun zirvesidir. Sadece geçmiş değil aynı zamanda gelecektir.” demişti (17). Bu esasa yönelik konuşmak için, şu hususu özellikle belirtiyorum: Aşağıdaki satırları bir Müslüman olmam hasebiyle yazmayacağım, zaten de Kur’an’ın öngörüsünden hiç bahsetmiyorum; bırakın Nuh Tufanı konusunda da eserler veren bir Yazar olmamı; konu ve sorun, benim meslek (jeoloji) alanıma da giriyor, sadece “bilimsel gerçekler” üzerinden ifade ediyorum, İmdi...

Hirantların, Nuh Nebi’ye ve Nuh Tufanı’na dayalı iddiaları kesinlikle doğru değildir. İlmi gerçekler, Nuh Tufanı ve Nuh’un Gemisi’nin Ağrı Dağı ve yöresiyle hiç ilgisi olmadığını, bırakın birkaç bin yıllık tarihte Tufan yaşandığı iddiasını, tüm yeryuvarı tarihinde dahi dünya çapında bir Tufan yaşanmadığını ve de insanlığın da Ağrı yöresinden dünyaya yayılmadığını; dolayısıyla da Ermeniliğin 4000 yıllık bir tarihi olmadığını da kesinlikle ortaya koyuyor. Bu sebeple, söz edilen  ‘Hasret’, olması gereken ‘Hasret/Gelecek’ değil, Ermenilere ‘yazılan’ tarih yanlışlığı oluyor …

İmdi; şimdi cevaplanılsın bakalım, Kim ‘Anadolu Eski Ermeni Topraklarıdır’ Demiyor!.. Bunu soran da, işte o Ahmedlerden biri oluyor…

* * *

Ayrıca…Yazarcıklara ve türkü çalanlara…

Son yıllarda operasyona tabii tutulan şehrimiz için, ‘Trabzon’da neler oluyor (?)’ diye (şehrin savunma refleksini kırmak için) soran (saldıran) bilgisizlere cevabımızı daha önce bu sütunlarda vermiştik, web sitemde de halen yayınlanıyor… Trabzon’da Katil Yetiştirme Yurdumu (Kampı mı) var diye soran bu ‘kültür katili’; kimliği kırılmış, kimlik kıran bu zihniyet; bugünlerde 12 yaşındaki bir kızımız üzerinden, Fair Play ödülü mödülü adı altında yine aynı şeyi yapıyor… Bu ‘YAZARCIK’lara sözüm var, o şu: Ününüz ne olursa olsun ‘bilginiz’ kepazelik, Trabzon’da YAZAR var, sizi her konuda bilgilendirecek; geçin bakayım karşıma, önce Genel Yayın Yönetmenleriniz, onlar sizden de beter…

Eh bir de son söz, o da ‘Plan Yapmayın Plan’ sazı çalan kardeşlerime… ‘Vatan Kurtaran Aslanlar’ yapısı Osmanlıyı parçalayıp bitirdi, Mehmed Akif’i elinden bırakmadan oku; bak ne diyor ‘üç beyinsiz’ için; ‘biz kardeşiz’, kalan ülkemizin de parçalanmaması için, Müslüman/Bilimsellik türküsü çalmak gerekir, başka türkü gerekmiyor

 

 

Ahmet MUSAOĞLU / Günebakış, 24.09.2007

 

http://www.ahmetmusaoglu.org

http://www.ahmetmusaoglu.com

 

 

                                                                      Ana Sayfa  Eserler   Yazar Hakkında   Basın Galerisi   Videolar    Ziyaretçi Defter    Sunum İzle       İletişim