ÇAĞRI... HER DEM ÇAĞRIM

 


Okumak için tıklayınız...

 

 

 

 

Üye Girişi

 

 

Haber Listesi

Haber listemize kaydolarak tüm yeniliklerimizden haberdar olabilirsiniz.

 

Zeynep Aliş

Yaşamın kalemi

Zeynep B.

Zamana notlar

Ahmet Musaoğlu

Trabzon/Spor

Neslihan A. Süral

hayata eşlik etmek!

Ahmet Musaoğlu

İnsanın Gerçeği

KÜRESEL ISINMA YALANI/Tuzağı
14.03.2010

KÜRESEL ISINMA / TARİHİN EN BÜYÜK YALANI

 

İnsanlık ‘Küresel Isınma’ iddialarına dayalı ‘felaket’ senaryolarını konuşuyor. Atmosfer’deki Karbondioksit (-sera gazı) artışına bağlı ‘Küresel Isınma’ yüzünden gezegenimizdeki canlı türlerinin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacağı haberleri sürekli bizi meşgul ediyor! Bir ‘paket program’ şeklinde gelen haberlere bir de “Buz Çağı geliyor” kreması çekilip, ardından da öldürücü darbe olarak, “Kıyamet Kapıda” haberleri gönderilince (!), ‘Küresel Isınma’ kendiliğinden yeşeriyor!..

Peki de gerçekte neler oluyor? Karbondioksit (CO2) gerçekten de felaket mi?

Karbondioksitin  ‘yaşam tarihi’ serüvenine baktığımızda, bırakın bir felakete sebep olmasını, aksine fayda (nimet) olduğu gerçeğini görebilmemiz mümkün olabiliyor. Bir örnek vermem gerekirse de: Yaklaşık 4,6 milyar yıl önce yaşadığımız dünya ile aynı zamanda doğan Güneş’in, doğuşundan hemen sonraki dönemde bugünküne kıyasla daha ısıtmayan Güneş olması sebebiyle donacak olan dünyayı, o dönemlerinde bir ‘battaniye’ gibi sararak donmaktan kurtaran Karbondioksit Atmosferi olmuştur. Bunun olması ile de Karbondioksit, insanoğlu dahil, yeryüzünde ortaya çıkacak olan canlılık için ‘nimet’ olmuştur…

Karbondioksitin bu ‘nimet’ olma hâli ‘yaşam tarihi’nde pek çok kez olmuştur. Son yıllarda ‘tehlike’ olduğu iddia edilen ‘Küresel Isınma’ denilen şey, yeryuvarı (dünya) tarihinde bir kez daha, ama ‘son kez’ Halosen Dönemi başında, yani M.Ö.10 bin civarında yaşanmıştır. Bu dönemde gerçekleşen ‘son Küresel ısınma’, Buzul Çağları’nı bitirmiş; insanoğlunun uygarlığını başlatacağı ‘İlk Çekirdek (doğal) Ortam’ın ortaya çıkmasına da vesile (!) olmuştur.

İşte, yeryüzündeki ilk insan olan Hz.Adem’in ayak bastığı sözkonusu bu ‘İlk Çekirdek Ortam’ın ortaya çıktığı bu dönem aynı zamanda; dünya ikliminin Kıyamet’e kadar bozulmayacak bir şekilde ‘dengede kılındığı’ devir olmaktadır.

Deniliyor ki; “Albert Einstein’ın bir uyarısıydı duvarlara ilk asılan: «Arıların varlığı insan için hayatî önem taşır. Günün birinde arılar yeryüzünden kaybolursa, bu, insan soyunun nihayet 4 yıllık ömrü kalmıştır, anlamına gelir. Zira arı olmayınca bitkiler arası döllenme durur. Bu olmayınca da geride ne bitki, ne hayvan kalır, ne de insan!». Wurzburg Üniversitesi'nden Prof. Joergen Tautz, Einstein'ın dediğini bizim anlayacağımız dile çeviriyor: «Çiçek ve bitki türlerinin polenleri, tabiatın bu iş için şekillendirdiği arıların bacaklarındaki tüylere takılır. Ve 130 000 farklı bitki türüne konan arılar, bunların tohumlanmasını ve üremesini sağlar. Bir fikir vermek için söylüyorum: tek bir kovandaki arılar günde 1 milyon çiçeği dölleyebilir. Bu aşlama ve dölleme düzeni bozulursa önce bitkiler yok olur; sonra sırayla hayvanlar ve insanlar» (1)… Einstein’lı bu açıklamada yer alması gerekirken ‘söylenmeyeni’ ben söyleyeyim, o şu:  “…aşlama ve dölleme düzeni bozulursa” şu şu olur deniyor ama, asıl “düzenin bozulmayacağının” söylenmesi gerekiyor. Çünkü düzen varsa, ‘düzeni koyan’ da vardır. Haliyle de düzeni ancak ‘kuran’ bozar. Küresel Isınma’ya sebebiyet verdiği iddia edilen insanoğlu, yaşamak zorunda bırakıldığı, kurulan/korunan dünyanın/atmosferin/kainatın dengesini istese de bozamaz. Çünkü, Yüce Allah’ın, kurduğu ve yokedeceği bir DENGE/kainat sözkonusudur...

Bu sebeple, iklimlerde değişiklik olsa da ya da deniz seviyelerinde aşağı yukarı oynamalar olsa da bunlar olağan şeylerdir. İlk insanın ayakbastığı ‘İlk Çekirdek Ortam’ öncesinde ‘son kez’ yaşanan ‘Küresel Isınma’ bir daha ancak, Karbondioksitin (Atmosferin) de yokoluşu olacak olan Kıyamet (Big Crunch) hadisesi sırasında yaşanacaktır.

Bu noktada, küresel tellallar’ın iklimin insan eliyle bozulduğu yaygaralarına inanan, kendilerini; -Ben Müslümanım diye tanımlayan insanlara bir çift sözüm var: Küresel yalancıların felaket haberlerine inanmak; “Allah'ın kurduğu DENGE sisteminin insan eliyle bozulacağı” iddiasını getirir ki, zaten de bir Müslüman bunu asla kabul edemez. Müslüman bilgisiz olmaz ama, ne yazık ki günümüz Müslümanları bilgisiz olduğu için, arka planı Babil Sendromu çözümü amacı olan küresel tuzağa yem olabiliyor. Küresel Isınma iddiasının, Küresel Tek Devlet amaçlayanların Uyutma Rehberlerin’den Birleşmiş Milletler (BM) üzerinden icat edilen bir yalan olduğunun görülmesi gerekiyor…

* * *

BM emrediyor, ‘Küresel Isınma’ doğuyor…

Profesörü ya da avamı, kimse ne dediğini bilmeden ‘aynı şeyi’ söylüyor. İnsanoğlunu büyük felaketlerin beklediği anlatılıp/yazılıp duruluyor. Hemen herkes, neden olması gerektiğini bilmeden “fosil yakıtlara dayalı Enerji Sistemimizi hemen değiştirmeli, tarım politikamız da yeniden düzenlenmeli” deyip duruyor... 

Peki de, ülkelerin Tarım ve Enerji politikalarınını neden değişmesi gerekiyor? Üstelik de, bunun olması zaten de gerekmiyor. Çünkü, Küresel ısınma yaygarası üzerinden değiştirilmesi istenilen Tarım ve Enerji politikaları, daha önceleri de ‘yapılması gerekir’ diye değiştirilmiş ve bugün terk edilmesi gerekir denilen Tarım ve Enerji politikaları o zaman, faydalı olacak dite uygulanmıştı. Yani daha dün (1970’lerde), Toprak yerine ‘Gübre’ye geçilmesini öngörenler, bu defa bunun olmaması gerektiğini öngörüyorlar. İlkini yaptıkları için fakirleştikçe fakirleşen ülkeler, yine utanılmadan sıkınılmadan, bu defa Organik Tarım’a ve Yenilenebilir Eneri kaynaklarına yönlendiriliyor. Yaşamların kıt kanaat sürdürülmesi demek olan ‘Tarım’ın insanlığın elinden çalınması’, daha çok ‘yoksulluk’, daha çok ‘ölüm’ demek olacak ama, olsun; her ülkenin ‘idarecileri’ eliyle değiştirilmesi durmaksızın sürüyor. Bu dönüşüm, BM’nin üretimi; Küresel Isınma var yalanı üzerinden yürütülüyor…

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 1990 yılında; İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi için Hükümetler Arası Müzakere Komitesi’nin (INC) kurulmasını kararlaştırmıştı. 1992’de Rio de Jenario’daki Dünya Zirvesi sırasında imzaya açılan INC sözleşmesi ile de, “yeryüzünde iklim değişikliği yaşandığı” iddiası, üye ülkelere zorla/zorunlu kabul ettirildi. Mart-1995’de Berlin’de gerçekleştirilen Karbon yayımını azaltılmayı amaçlayan ilk anlaşma ile de Hükümetler; kucaklarında hazır buldukları ‘Küresel Isınma’ bombasına karşı, Karbon yoğunluğu düşük teknolojilerin ülkeler arasında transfer edilmesi için bir dizi pilot projeyi başlatmayı (-fosil yakıt subvansiyonlarının azaltılması, enerji vergilerinin yükseltilmesi ve yeni enerji teknolojilerinin önündeki pazar engellerinin azaltılmasını) ve yapılacak düzenlemeler sonucunda karşılaşacakları sıkıntıları çekmeyi de kabul ediyorlardı. Küresel Isınma yaşandığı ve bunun suçlusununinsan’ olduğu yaygarasını öngören de, kurulan Hükümetlerarası İklim Komisyonuna ait ‘ilk rapor’ oluyordu. BM, Küresel Isınma’yı da suçlusunu da bulup, üyelere kabul ettirmiş oluyordu. Aslında ne Küresel Isınma var, ne de suçlusu insan, asıl sorun; yoksulların/nüfuslarının zenginler için sorun olması oluyordu...

* * *

Yoksul güney/nüfus ‘zenginler/kuzey’ için tehlike görülüyor…

BM’ce icat edilen ‘iklim değişikliği’nden en olumsuz etkilenecek (ceza çekecek) olanların, kirlenmeyi yapan ‘zengin/kuzey ülkeler’ değil de, onların kirlettiği ‘yoksul/güney ülkeler’ olacağı, ‘yalan üretimi makinesi’ ‘Hükümetler Arası İklim Komisyonu’ açıklamaları oluyordu: “Birleşmiş Milletler raporunda dikkat çeken bir diğer gözlem, zengin ülkeler kaçınılmaz gözüken iklim değişikliğine kendilerini hazırlarken, yoksul ülkelerin büyük ölçüde savunmasız durumda olduğu...yoksul ülkelerin küresel ısınmanın getireceği felaketleri önleme, ya da hiç olmazsa etkisini azaltma yönünden yapabilecekleri sınırlı.” denilmesi (2). İklim Komisyonuna ait ‘sözde’ raporların dışında asıl gerçek ise, ‘yoksul ülkelerin’ ‘zengin ülkeler’ için ‘tehlike olduğu’ oluyordu: “zengin ülkeler ne yaparlarsa yapsınlar uzun dönemde tehlikenin kendileri için de nereye varacağını kestirmeleri kolay değil. Örneğin, açlık ve susuzlukla karşılacak yoksul ülke insanlarının kuzeydeki ülkelere göç etmesini önlemek çok da kolay olmayabilir. Bu da olayın siyasal boyutlarının ihmal edilemeyeceği gerçeğini ortaya koyuyor.” denilmesi (3) bu oluyordu.

İşte, insanlık için bir tehlike sözkonusu ama, bu tehlike varolmayan küresel ısınma değil, ‘çoğalan yoksulluğun’ zenginler (-sömürgenler) için tehlike oluşturması oluyordu. Bu sebeple, “En kötü etkilenenler yoksul ülkeler olacaktır. 21. yüzyılda diğer bir çok alanda olduğu gibi burada da zenginler ile yoksullar arasındaki küresel eşitsizlik ciddi ölçüde artabilir. Çocukları açlıktan ölen, kaybedecek pek az şeyleri olan milyonlarca insan –devrim tarihinin bize öğrettiği gibi- zenginler için uğraşılması gereken bir ciddi bir sorun oluşturacaktır.” deniyordu (4). Büyük çoğunluğu açlık çeken insanlığın, kendilerini soydukça soyan ‘zengin ülkelere’ göç etme ihtimali, ‘zengin/kuzey’ için tehlike görülüyordu.

İşte, hemen hemen her gün önümüze konan Küresel Isınma’ yalanı; hem görülen bu tehlikede (!) kullanılan bir argüman, hem de, yeni tarım ve enerji politikalarının izlenmesiyle, günümüzde de ‘işlemekte’ olan Sosyal Darwinizm oluyor…

* * *

 ‘Küresel Isınma’ iddiası ‘Sosyal Darwinizmin’ türevi oluyor…

İçinde yaşadığımız çağın da en büyük sorunu, Köktendinci Protestan/Yahudilerin-ABD’, yeryüzü ve kaynaklarını büyük bir umursamazlık içinde tüketme ‘hak ve yetkisi’ni ancak kendilerinde görmeleri oluyor. 19’ncu yüzyılda, Social Darwinism olarak uygulanan bu görüş; kendileri dışındaki insanların hem dinlerini değiştirmeyi, hem de yeryüzündeki hammadde kaynaklarının sadece kendilerine ait olması gerektiği inancına dayalı köktendinci bir ideolojidir. Kendilerinden başkasını insan olarak görmeyen Batılı Beyaz’ın, tarihsel-kültürel modeli olan bu ideoloji, ‘Batılı Beyaz Irkın’ın dünyaya egemen olma isteğini haklı çıkarmak, daha aşağı ırkları kendi alçak statülerine mahkum etmenin (-yokedilmelerinin) bir yolu olarak kullanılmıştır (5). Bugünkü vahşet (-Amerikan) imparatorluğunun, 19’ncu yüzyıldaki ataları İngilizler tarafından; o dönemin ‘Yeni Dünya Düzeni (Küreselleşme)’ olarak kendilerinden olmayan insanlara benimsetilmekte kullanılmış; İngiliz sömürgeciliğine ve Hıristiyanlık ihracatına meşruiyet kazandırmıştır (6). Hâlen de dünyada, ‘Küreselleşme’ adı altında uygulanmakta olan da dünkü Social Darwinism’dir…

Bu noktada bir tespit yaparsam da, Darwinizmateizm’ olarak gösterilse de, kesinlikle dinsizlik olmayıp; Afrikalı’yı hayvan (Maymun), Asyalı’yı ise ‘yarı hayvan-yarı insan’ kabul ettiği için, medenileştirilmeleri (Hıristiyangibileştirilmeleri) gerekir; yok eğer medenileşmiyorlarsa yokedilmeleri gerekir diyen bir anlayıştır. Sosyal Darwinizm’de zaten budur. Zaten de Darwin’in, İngiliz para birimi Sterlin’de (10’lukta) hâlâ da yer alması, ateist olmadığının delili olması yanında; Papazı olarak bulunduğu İngiliz Savaş Gemisi Beagle ile, Güney Amerika’da sergilenen vahşeti de hatırlatır niteliktedir… Hal bu olunca da, 19’uncu yüzyılın ‘köktendinci emperyali İngiliz İmparatorluğu ve Fransız İhtilali denilen vahşetten beri işbirlikçileri olan köktendinci Yahudiler’in Sosyal Darwinizmi kendinden olmayanlara uygulaması da sürüyor. Atalarının bugünkü veledi ABD imparatorluğunun zulmüne baktığımızda, bugün (20-21’nci yüzyıl) tıpkı dün (19’ncu yüzyıl) gibi yaşandığı görülebiliyor...

İşte, hemen her gün önümüze konan Küresel Isınma yaygarası; günümüzde de ‘işletilmekte’ olan dünkü Sosyal Darwinizm ya da Yeni Sosyal Darwinizm oluyor. Küresel Isınma yalanlarının, “Yoksullarla/Mültecilerle” ilgili iddialarına baktığımızda; çok sayıda insanın “ölmesi gerektiğinin” öngörülmesi de, dünkü Malthusculuğun yeni versiyonunun işlediğini gösteriyor...

* * *

‘Yeni Malthusçuluk’…

İşte, insanlık için bir tehlike sözkonusu ama, bu tehlike “küresel ısınma” değil, ‘çoğalan yoksulluğun/nüfusun’ zenginler için tehlike oluşturması oluyor. Açlık, susuzlukla, yoksulluğun yayıldıkça yayıldığı yoksul/nüfuslu ülkeler’, ‘Batılı Beyaz’ için sorun oluyor: “Kaderimizin kontrolünü yeniden kazanmamız, nüfusu ve iklimi istikrara kavuşturmamıza bağlı.” denilmesi bu oluyor (7).  Sömürgenler için yoksul ülkelerin nüfusu, Küresel Isınma yaygaraları ile insanlığın önüne tehlike olarak konuyor.

Sorunlarının çözümü ise, 19’uncu yüzyıldan geliyor. Malthusculuk, bugün Yeni Malthusçuluk olarak karşımızda bulunuyor. Bu ideoloji, ‘Aşağı sınıf’ kabul edilen (kendilerinden olmadıkları için insan kabul edilmeyen) insanların sürekli artan nüfuslarının, kendilerini ve dünya kaynaklarını ‘tüketeceği’ korkusu, bu sebeple de ‘yaşama hakları olmadığı (ölmeleri gerektiği)’ ‘inancı’ oluyor.

Thomas Robert Malthus, 1798 yılında yayınlanan (Essay on the Principle of Population, as it Affects the Future-Toplumun Gelecekteki Gelişimine Etkileri Açısından Nüfus İlkesi Üzerine Bir Deneme adlı) kitabında, insan nüfusunun her 25 yılda geometrik oranda (2, 4, 8,...), yiyecek kaynaklarının ise aynı süre içinde aritmetik oranda (1, 2, 3, 4,...) arttığını iddia etmişti. Bu bilimdışı, ama aynı zamanda insanlıkdışı da olan iddiaya göre, kaynaklar; hızla artan nüfus için yetersiz kalıyor; bunun olmaması için de, nüfusu arzu edilen seviyede tutmak gerekiyor! Yani, gerekenden fazla doğan çocuklar (tabii ki de söz edilen çocuklar kendilerinden olmayanların çocukları), yetişkinlerin ölümleri ile onlara yer açılmadığı müddetçe, ölmelidirler anlayışı, Batılı/Köktendinci Beyaz’ın, ‘inancı’ oluyor.

Bu ‘yanlış inanç’sahipleri, Küresel Isınma’nın suçlusu ‘insan’dır diyerek; bu düşünceyi insanlığa kabul ettirmeleri yetmemiş olacak ki, bir ikinci suçlu daha buldular! İnek gibi davranış gösterenler, ineklerin yellenmesini de, Küresel Isınma’nın sebebi olarak öngörüyorlar…

* * *

İnekler ‘yellense de’ Bush/lar kadar ‘yellenemez’…

Fransa’da, ‘Tarım ve sera etkisine yol açan gazların salımının azaltılması’ adlı hükümet araştırmasında, büyükbaş hayvanların atmosfer için bir felaket oluşturduğu ve bu ülkedeki 14 petrol rafinerisinden daha fazla sera etkisine yol açan gaz saldıkları ileri sürüldü. Yapılan araştırmada, “…büyükbaş hayvanların geğirtileriyle her yıl atmosfere 26 milyon ton ve dışkılarının da 12 milyon ton sera etkisine yol açan gaz saldığı saptandı. Fransa'daki 14 petrol rafinerisi ise toplam 13 milyon ton sera etkisine neden olan gazı atmosfere salıyor.…Büyükbaş hayvanların dışkıları atılmasıyla organik gübreye dönüşürken, aynı zamanda ortaya çıkan nitrat ile suyu, azot protoksit ile havayı kirletiyor.” deniliyor (8). İneklerin Küresel Isınmaya katkısını (!) Almanlar, Fransızlardan iki sene sonra açıklıyor; “Almanya'da yapılan bir araştırmaya göre dünyadaki tüm ineklerin geğirmeleriyle açığa çıkan metan gazı, küresel ısınmaya yol açan sera gazlarının yüzde 4'ünü oluşturuyor.” deniyordu (9). Bu da bilimsellik oluyordu.

Düşünebiliyor musunuz? Bir yanda dev endüstriler, diğer yanda ‘gaz çıkaran (yellenen)’ inekler. Bu durum, BM-Gıda ve Tarım Örgütü FAO’nun, Kasım 2006 bülteninde; Henning Steinfeld imzalı bir raporda anlamını buluyordu: “Hayvanların çıkardığı gazlar öyle bozuk ve öyle çokmuş ki, insanlardan daha zararlılarmış. Mide gazları ve dışkılarından salınan metan miktarı toplam insan etkinliklerinin yüzde 30-40'ını oluşturuyormuş. Hayvancılığın sera gazları oluşumundaki rolü yüzde 18'miş. Düşünebiliyor musunuz? Bir yanda dev endüstriler, termik santraller, petrokimya tesisleri, fabrikalar, New York, Tokyo, Los Angeles, Londra, San Fransisko, Pekin, otomobiller, uçaklar, kat kaloriferleri, linyit sobaları, dev bacalar...Karşı cephede ise alttan üstten gaz çıkaran inekler...O koca FAO böyle raporlar da yayınlıyor işte.” deniyordu (10). Bir tarafta BM’nin bir taşeronu Hükümetler Arası İklim Komisyonu insanı suçlu bulurken; bir diğer taşeronu FAO ise; alttan üstten gaz çıkaran inekleri ‘suçlu’ ilan ediyordu.

BM bu yeni suçluyu da icat edince, ‘çevreci örgüt’ denilen zihni kirlenmişlerin yeni hedefi de bu defa inekler oluyor, ineklerin ‘gaz çıkarma sorunu’ için yeni bir diyet arayışına giriliyordu. Grassland Çevreci Araştırmalar Enstitüsü’nden Micahel Abberton, “Bir inek günde 100 ila 200 litre metan gazı salgılıyor. İneklerin çıkardığı metan gazı insan tabanlı gazlardan 23 kat daha fazla. İnekler için yeni bir diyet programı ve ürünler üretmeliyiz. Beslenmelerinde değişiklik yapmayı başarabilirsek geğirme ve osurma sonucunda üretilen sera gazlarının salınımını önemli ölçüde azaltabiliriz.” diyordu (11). Fakat sorun şu ki, ineklerin ‘yellenmesini’ de suçlu ilan edip, 'Küresel Isınma oluyor' yaygarası çıkartanlar, yaklaşık 8000 yıldır yeryüzünde bulunan ‘ineklerin’, bunu neden 21’nci asra bıraktıklarını da cevaplamaları gerekiyor! Ya da ineklerin yellenmesi dünya için felaket olacak, bunu önlemeliyiz diyen akıl’a, akılsızlık’ denilmesi bile fazla oluyor...

Dahası, ineklerin yellenmesini dünya için tehlike görenler, Bush/ların yellenmesini, bombalar yağdırmasını sorun görmeseler de, farkında olanlardan biri; inek-gaz meselesini bakın nasıl yorumluyor: “Sanki inekler yeni yeni yellenmeye başladılar. Ya da sanki eskiden inek yoktu. Bilim adamları ineklerin poposunun dibinde bekleyip yellenme sayımı yapacaklarına, bir inekten daha fazla doğayı yok eden devletlerin, devlet adamlarının karşısına çıkıp duramazlar. Çünkü bilim adamları da tıpkı öbür meslek grupları gibi sermaye düzeninin birer kölesi olmak zorundadırlar. Bu yüzden ineğin poposu tarafında oturmayı seçtiler. Misal; küresel ısınmayı önlemek için tüm uluslararası sözleşmeleri imzalamayan, kendi kimya ve silah sanayi için dünyanın canına okuyan ABD Başkanı Bush, yellenen inekten daha zararlı değil mi?..İneğin yellenmesi ile Bush’un yaptıkları aynı mı?..Üstelik inek yellenirken farkında değil bebeğim. O masum, her şeyden habersiz, zavallı...Ya bombaları, gazları, atomları ile Bush?..İnek, Bush kadar olabilir mi?..” diyor (12). Tabii ki de inekler, yellense yellenmeseler de, ‘Bushlar’ kadar yellenemez! Zaten de sorun/felaket, ineklerin yellenmesi değil, Bush/ların, kendilerinden olmayan insanlığı, insan değil; Kurbağa olarak görmeleri oluyor…

* * *

İnsanlık ‘Kurbağa’ değil...

İnsanlığın/toplumların reflekslerinin nasıl körleştirildiğine ilişkin bir kurbağa metaforu var. Bir kurbağayı kaynayan suya atınca hemen dışarı fırlıyor. Fakat soğuk suya koyup, suyu yavaş yavaş ısıtırsanız eğer, giderek sıcağa alışıp sonra haşlanıyor. Eğer bir dış yardım olmazsa da Kurbağa ölüyor, deniyor….

Eski ABD Başkan Yardımcısı Al Gore, ‘An Inconvenient Truth (Uygunsuz Gerçek)’ adlı belgeselde, bu hikayeyi vraklayan karton kurbağalar kullanarak anlatıyor ve dünyada yaşayanları harekete geçmeleri için uyarıyor. Onun hikayesinde bir el (-dış yardım), kaynayan kaba uzanarak, pişmek üzere olan kurbağayı kurtarıyor.

Al Gore, ‘Kurbağayı kurtarmak önemli’ derken, onun gibi küreselcilerin kullandıkları aktörlerden BM yetkilileri de, bu hikayeyi sıklıkla anlatıyor. Anlatılan bu öykü ile, söz dinlemeyecek hükümetlere (ülkelere) dolaylı bir tehdit gönderiliyor. Yani ‘kurtarılacak olanı’ ancak kendi ellerinin (-kurbağaya uzanan dış yardım gibi) belirleyebileceği söyleniyor! İnsanoğluna, eğer bir ‘dış yardım’ olmazsa ölen kurbağa hikayesi sunmaları bu oluyor….

İşte, sorun da bu noktada başlıyor. Dünya hükümetleri ‘dış yardım’ olmadan zamanında zıplayabilecekler mi? Ya da kurbağalar bile ısı yükselince zıplayacak kadar zekiyse, işbirlikçi hükümetler bir tarafa, mevcut ‘küresel tehdit/terör’ karşısında insanoğlu için hiç umut yok mu?..

Eğer insanlık, gerçek idarecilerini bulamaz, gizli ve yavaş sürdürülen bir tehlikeyi göremezse; dünyanın en büyük tehdidini oluşturan ‘Küreselcilere’ karşı (insanlık için) umut var diyemiyoruz. Hangi politikacı/idareci, -Ülkemin Tarım ve Enerji politikamı ve de toplumumun yaşam biçimini, siz istediniz diye değiştirmem diyor? Ya da diyen (farkındalık yaşayan) var mı? Tarihin büyük bir yalanı ile kandırılıyorsunuz...

* * *

Tarihin en büyük yalanı : Küresel Isınma

Uzman denilen sözde bilim adamları ve küreselcilerin taşeronu BM komisyonlarınca hazırlanan raporlara (küresel ısınma senaryolarına) göre, iklimlerde…

 +2.4 derece artarsa: Su sıkıntısı başlayacak

+ 5.4 derece artarsa: Denizler 5 m. Yükselecek, Dünyanın yiyecek stokları tükenecek.

+ 6.4 derece artarsa: Göçler başlayacakdeniyor…

Bu veya benzeri haberleri okuyan veya dinleyerek korkan ‘bilgisizlerin’ dikkat etmedikleri şey, bu öngörülenlerin CEK-CAK olması oluyor. Yani olan bir şey yok, olacak olduğuna da dair tek bir veri de yok. Varolan sadece, şöyle şöyle olursa, şöyle olur, yani olan aynen, Halamın bilmem nesi olursa, bilmem ne olur öngörüsü gibi oluyor.

Bu Cek-Cak sahtekarlığı İngiltere’de fark edilmiş bulunuyor. İngiltere Yüksek Mahkemesi, Cek-Cak’cı Al Gore’un ‘Uygunsuz Gerçek’ filminin, ‘gerçeğe aykırı ve abartılı’ olduğuna hükmetmiş bulunuyor: “Okullarda gösterilince mahkemeye verilen filmde 9 nokta hatalı bulundu: Buzulların erimesiyle deniz seviyesinin yakın gelecekte yükseleceği (bilimsel değil), Klimanjaro'daki buzların küresel ısınmayla eridiği (eksik ve abartı), kutup ayılarının eriyen buzullardan atlamaya çalışırken öldüğü (yanlış).” (13). Yani Küresel Isınma var iddiası yalan oluyor. Dünyanın en önemli hava durumu kanallarından Weather Channel’ın kurucusu John Coleman ise; “Küresel ısınma tarihin en büyük yalanıdır…Küresel ısınma dedikleri şeye insanların yol açtığı da büyük bir aldatmacadır. Gezegenimiz tehlikede falan değil.” diyor (14). Küresel Isınma iddiası, ateizm gibi algılanan, ama aslında köktendincilik olan Darwinizm gibi, Tarihin En Büyük yalanı oluyor. Normalde, Türkiye’nin 100 yıl sonraki geleceği için, ‘şöyle şöyle felaket olacak’ diyen birine hemen ‘beyaz gömlek’ giydirmek gerek ama, çevreci, tematikçi, yönetici tüm işbirlikçiler eliyle estirilen Küresel Isınma Terörü yüzünden insanlık korktukça korkutuluyor. Küresel Isınma iddiasının, İslam/coğrafyasını yok etme projesi BOP ile örtüşmesi, yalan bombardımanının ‘arka planını’ ortaya koyuyor…

 * * *

Küresel Isınma iddiası, BOP ile örtüşüyor…

Sovyet İmparatorluğu’nun öcü rolünün (-ideolojilerin) bitirilmesi yeni ‘tanımlamaları’ da beraberinde getirdi. Bunlardan ilki, Yeni Dünya Düzeni (Küreselleşme) kavramıydı. Amerika’nın, Irak-Kuveyt krizine müdahalesi (1991) sonrasında ABD Başkanı Baba Bush bu kavramını telaffuz etmişti. Hemen akabinde de, Amerikalı ideolog (-Japon) Francis Fukuyama, bir başka kavramı; Tarihin Sonu tezini ileri sürdü. Bu yeni tanımlama, ‘Yeni Dünya Düzeni’ ile kastedilenin ne olduğu ortaya koyuyordu. Bu kavramın, İslam toplumlarının dönüştürülmesi/yokedilmesi amacı taşıdığı, bir başka Amerikalı stratejist, Yahudi Samuel P.Huntington’un ‘Medeniyetler Çatışması’ makalesi (1993) ile iyice anlaşılıyordu. Bu amaç ilk kez, bir başka ideolojist; Bernard Lewıs’te, 1990 yılındaki Müslüman Öfkesinin Temelleri isimli deneme yazısında görülüyordu.

Huntington’un makalesinden önce, 1992’de; (-daha sonra Clinton döneminde ABD Devlet Sekreteri olan) Strobe Talbot, “Önümüzdeki yüzyılda (Üçüncü Binyılda) bilinen şekliyle milletler tedâvülden kalkacak ve bütün devletler bir tek, küresel bir otoriteyi idrâk edeceklerdir.” diyordu (15). Sözkonusu küresel otorite, Tevrat’ın öngörüsü olan Babil Sendromu sorununun çözümü sonucu ortaya çıkacak, Küresel -Tek- Devlet/Din oluyordu. Hedeflenen bu amaca ulaşmak için de, 1990’da başlayan BOP’un yanına, Küresel Isınma iddiası da (-bu sorunla tek başına ülkeler baş edemez, bunun için küresel idare gerektiği öngörüsü ile de) konuluyordu. BOP’un fiilen başlatıldığı 1990’la birlikte, Küresel Isınma ve iklim değişiklikleri konusunda pek çok iddia ortaya atılması, bu iki olayı örtüştürüyordu. Bu örtüşmenin resmileşmesi, 2004 yılında görülüyordu: Pentagon'un 2004 yılında küresel iklim değişikliği­nin boyutlarını anlatan raporu ve hemen ardından da BOP pro­jesinin resmen ilanı, BOP ve küresel iklim değişikliği arasında bir ilişki olup olmadığı sorusunu akıllara getirmeliydi…” denilmesi de bu oluyor (16). Zaten, Pentagon’un küresel iklim değişikliği raporunda sözü edi­len bölgeler ile, Büyük Ortadoğu Projesi’nin işaret ettiği, İslam ülkelerini kapsayan bölgele­rin bire bir örtüşmesi, BOP ile Küresel Isınma iddiası arasındaki ilişkiyi çok açık bir şekilde ortaya koyuyor. ABD'nin Avrasya bölgesinin kalbi sayılan Ortadoğu'da bu­lunmak istemesinin nedeni, yeni toprak arayışlarıdır.” denilse de (17), aslında hedeflenin; Türkiye dahil, Tarihin sonuna ulaşamamış, yani ‘Hıristiyan topluma’ erişememiş İslam/coğrafyasının yok edilmesi amacı taşıdığı görülebiliyor.

BM denilen şer gücü (Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli, IPCC) ile, Nobel Barış Ödülü denilen soytarılığını paylaşan Al Gore için; …başkan yardımcısı olduğu sırada Sırbistan ve Kosova'nın vurulması, Afganistan ve Sudan'ın bombalanması, uluslararası yaptırımlar yoluyla Iraklı çoluk çocuğun ölümlerine sebep olunması, ABD askeri makinesinin dünyaya yayılması, nükleer silah depolarının kurulmasında payı bulunan Gore'un barış ödülü almasında şaşılacak bir şey yok.” deniliyor (18). Bu durum, dünya için sorunun, olmayan Küresel Isınma değil, insanlığı Küresel Isındıran Al Gore gibi ‘şeytan insanlar’ olduğunu gösteriyor…

* * *

 Küresel Isınma yok, insanlığın ‘Şeytan insan’ sorunu bulunuyor…

Küresel Isınma iddiası 'buzullar eriyor, her yeri sular basacak; göçler de olacak, kutup ayıları da yaşamayacak’tan (vb.) öte bir şey… Yeni yaşam biçimimiz öngörüsü oluyor! Bu küresel tuzak’ın ‘proje başkanı’, BM ile birlikte ‘iklim krizi’ üreticisi Al Gore

Al Gore’un, hazırladığı ‘Uygunsuz Gerçek’ isimli belgesel film için; “…izlerken, dünyada temel iki kamp olduğunu algılamak hiç de zor değil: ‘İyiler ve kötüler’.” deniyor (19). İşte sorun da bu noktada görülüyor. Köktendinci Yahudi-Hıristiyanların, Ahiret Yurdu’nda, yapılacak bir ‘ayrımı’, yeryüzünde yapıp insanlığı; İYİLER (kendileri) ve KÖTÜLER (diğerleri) şeklinde ayırması, asıl ‘Uygunsuz Gerçek’ oluyor. Dünya/insanlık için ‘tehlike’, varolmayan Küresel Isınma değil, Al Gore gibi ‘Köktendinci Protestan Hıristiyanların ve de Samuel Huntington gibi Köktendinci Yahudilerin’, Babil Sendromu’nun çözümü uğraşları oluyor (Babil Sendromu yazım için Bakz: http://www.ahmetmusaoglu.org). Küresel Tek Devlet/Dil/Din amacı güden şeytan insan sorunu, insanlığın asıl sorunu oluyor. ‘Küresel Isınma yalanının’ arka planında, ‘Hıristiyan Siyonist’ bu düş bulunuyor. Yoksa iddia edildiği gibi, insanoğlunun ‘Küresel Isınmaya sebebiyet verip’ dünyanın dengesini bozacak hâli de yok, gücü de zaten yok. Bunun aksine inana, ‘hadi iyi akıllar’… Çünkü, gerisi laf-ı güzaf oluyor…

 

 

Ahmet MUSAOĞLU / Günebakış, 09.12.2007

 

http://www.ahmetmusaoglu.org

http://www.ahmetmusaoglu.com

 

                                                                      Ana Sayfa  Eserler   Yazar Hakkında   Basın Galerisi   Videolar    Ziyaretçi Defter    Sunum İzle       İletişim