(Deccal- Mehdi – Nüzül-i isa’ : Üçleme İnancı)
Kur’an-ı Kerim’de, her canlı şeyin sonu olduğunun haber verilmesi gibi, yaşadığımız dünyanın/evren sistemi’nin de bir sonu olduğu bildirilmiştir. Sözkonusu bu son (Evrenimizin sonu ve sonrası yaşanacak olan süreç) Kıyamet/Ayrım Günü olarak tanımlanır. Bilimin ‘Big Crunch’ dediği bu hadiseye ait ‘alâmetler’den de bahsedilir ki, bu alâmetlerin Evrenin yokoluşu öncesindeki zaman diliminde yaşanacak olan hadiseler olaylar olduğu zannedilir.
Oysa, din/bilim olan İslam’ın bildirdiği Kıyamet/Big Crunch hadisesinin onlarca ya da asırlarca yıl önceden yaşanacak ‘alameti’ olmayacağını, kıyamet alametlerinin kıyamet sırasında yaşanacak olaylar olduğu tartışılır bile değildir. Bu kesin gerçeğe rağmen, ‘kıyametin alameti’ olduğu ileri sürülen Deccal, Mehdi, Nüzül-i İsa’nın (-Hz.İsa’nın yeryüzüne ikinci kez gelmesinin) Kıyamet öncesinde yaşanacağı görüşü; İslam geleneğinde bunu “reddeden” görüşler de olmasına rağmen, bazılarınca gerçekleşmesine inanmanın neredeyse İslam’ın şartı, inanılmamasının da kafirlik olarak ilan edildiği bozuk/yanlış inanç şekline dönüşmüştür.
Hz.İsa’nın tekrar yeryüzüne döneceği, Mehdi ve Deccal’in çıkacağı sorununa ilişkin olarak İslam geleneğinde yer alan görüşlere baktığımızda ise, bu konuda “tek değil”, birden fazla ‘görüş’ olduğu görülebiliyor. Hz.İsa’nın, yeryüzüne “ikinci kez döneceğini” bildiren görüş olmasının yanında, “tekrar dönmeyeceğini” bildiren görüşler de bulunduğu, Nüzül-i İsa’nın ‘beden’ ile gerçekleşecek olduğu görüşünün yanında, diğer iki görüşün, Hz.İsa’nın Kıyametten önce yeryüzüne gelmeyeceğini kabul ettiği ifade ediliyor (1). Gerçek bu iken, tekrar yeryüzüne gelecek iddiasında bulunan görüş, “tek görüşmüş” gibi ortaya koyularak Müslümanlar kandırılıyor.
Biz bugün sınırlı alanımızda, Nüzül-i İsa iddiasının doğru olamayacağını ortaya koyarken, dolayısıyla da, Deccal ortaya çıkacak, Mehdi gelecek gibi iddiaların da Kıyamet Alameti olamayacaklarını ortaya koymuş olacağız. Çünkü, Deccal ortaya çıkacak, Mehdi gelecek ve Nüzül-i İsa gerçekleşecek iddialarındaki “üç” unsurdan eğer biri olmazsa, “üçü birbirini yaşattığı için”, diğerleri de zaten kendiliğinden ortadan kalkmaktadır…
* * *
Üçü birbirini yaşatıyor…
İnsanlık tarihi, ‘din/ler tarihi’dir. İnançlarını tahrif sonucu dinleri ile tarihlerini özelleştirmiş olan Yahudilerin, tarihin değişik dönemlerinde karşı karşıya kaldıkları sıkıntı ve felâketler, onları yaşadıkları sıkıntılarından çekip alacak ve arzu ettikleri hedeflere de ulaştıracak bir “kurtarıcı” fikrini ortaya çıkarmalarına da sebebiyet vermiştir.
Yaşanan sıkıntılı günleri feraha çevirecek ‘beklenen kurtarıcı’ ya da ‘Mesih’ inancı, esası pek değişmeden Yahudilik’den Hıristiyanlık’a ve onlar dışındaki kültürel geleneklere de girmiş, karanlıktan aydınlığa, zulümden adalete çıkmak isteyenlerin ütopyası olmuştur. Bu olunca da, zulmün arttığı dönemler geçirmekte olan hemen her toplum, kendisini ‘beklenen kurtarıcı’yı ‘bekler’ bulmuştur. Beklenen kurtarıcı bir türlü gelmeyince de, yaşanan hayal kırıklıkları yeniden yeşertilmiş, ‘kurtarıcı’ için yapılan öngörüler her dem “sürekli yenilenerek” beklentinin sürmesi sağlanmıştır.
Beklenen kurtarıcı’nın, İslam geleneğindeki karşılığı ise Deccal, Mehdi, Nüzül-i İsa beklentisi, yani ‘Üçleme İnancı’ oluyor. Kıyametin kopmasından önce Kıyamet Alametleri olarak, Deccal, Mehdi, Nüzül-i İsa’nın zuhur etmesi; önce Deccal’in, arkasından Mehdi’nin görülmesi; sonrasında ise, ‘Nüzül-i İsa’ hadisesinin gerçekleşmesi ve bu ‘üçlü’nün aynı dönemde yaşaması gerekmektedir. Bu beklenti bir ideal zamana da dönüştürülmüş, ‘kurtarıcı’nın geleceği beklenen ‘ideal zaman’, Kıyamet öncesi (Ahirzaman) ile ilişkilendirilmiştir. Ahirzaman ile kurulan bu ilişki, hemen her devirde ‘kıyamet bekleme’ hurafesi doğurmasının yanında (aynı zamanda), Evren Sistemi’nin yokoluşu sonrası ‘yeni evren’de (Ahiret Yurdu’nda) işlemeye başlayacak olan Cennet’in, ‘yeryüzünde kurulması’ diyebileceğimiz bir yanlışlık, yani ‘Yeni/Altın Çağ’ yaşanacağı inancını da üretmiş bulunuyor (Bkz:Altın Çağ Bitmiştir yazım).
Yeryüzünde adaletle ve bereketle dolu olacak Altın/Yeni Çağ beklentisinin Üç unsurundan, Deccal, Mehdi, Nüzül-i İsa’dan herhangi birinin yokolması, diğerlerinin de yokolması olacağından, ‘Üçleme’nin her bir unsurunun mutlaka yaşatılması sözkonusu oluyor!.. Bu şu demektir: Üçü mutlaka aynı dönemde yaşaması gereken Deccal, Mehdi, Nüzül-i İsa üçlüsünden biri olmazsa, diğer ikisi, dolayısıyla da Üçleme İnancı ortadan kalkıyor. Çünkü, ‘Nüzül-i İsa’ olmazsa, arkasında namaz kılacak olduğu söylenen ‘Mehdi’nin olmasının bir anlamı da olmuyor. Eğer Deccal olmayacaksa, onu öldüreceği ileri sürülen Hz.İsa’nın olması için de bir sebep kalmıyor. Kısaca biri varsa ‘Üçleme inancı’ var, ‘biri’ veya ‘ikisi’ yoksa, ‘Üçleme inancı’ da yok oluyor. Yokolmaması için de üçü birbirinin yaşatıp duruyor! Fakat, Müslüman olanın, ‘Üçleme İnancı’nın Kur’an delili olmadığını bilmesi gerekiyor…
* * *
Nüzül-i İsa’nın Kur’an delili yoktur
Kur’an’ın, Nüzül-i İsa’yı bildiren tek bir ayeti yoktur. Fethullah Gülen Hocaefendi, kendisine sorulan; “-Hz. İsa geri gelecek mi?” sorusuna verdiği cevapta; “Hz. İsa’nın geriye dönüşü muğlak zikrediliyor. Dönüş keyfiyetiyle alakalı bir şey söylenmiyor…Müslümanlıkta da Kur’an’da sarih olarak geçmiyor.” cevabını vermiş bulunuyor (2). Kur’an’ın, nüzül-i isa veya Üçleme İnancı konusunda açık (kesin) bir bildirisi olmadığı tartışılır bile değildir. Fakat ne yazık ki de, Harun Yahya’nın ilgili eserlerinde, Hz. İsa’nın Allah Katına yükseltildiği ve dünyaya ikinci kez geleceği Kuran ayetlerinde yer alan bir gerçektir şeklinde açıklamalar okunabilmektedir.
Kur’an’da varolduğu söylenen şey ise, bu konudaki ‘Hadis denilen rivayetleri’ İslam aleminin önüne ‘cem’ edip koyan, İngiliz kültür işgali altındaki Hindistan’da yaşamış bir zat, Enver Şah Keşmiri, onun Kur’an ayetlerinden işaret çıkarması oluyor. Hocaefendi’nin dediği de bu oluyor: “Keşmiri denilen kişi, hadisleri ‘cem’ etmiştir: Kur’an’da bu konuyu sarih olarak ifade eden bir âyet yoktur. Fakat bazı büyük âlimler, mesela bu mevzudaki hadisleri de ‘cem’ eden Hindistanlı Allâme Keşmirî, dört âyetin ahir zamanda Hazreti Mesîh'in ineceğine işaret ettiğini söylemişlerdir.” diyor (3). Ortada varolan sadece, birilerinin Hz.İsa’nın tekrar dönüşünün Kur’an’da yer aldığını, yer almamasına rağmen iddia etmeleri; ayetlerden işaret çıkarmaları (!) oluyor. Bu sebeple Hayrettin Karaman da; “Kur’an’da onun (Hz.İsa’nın) geleceğine dair açık bir ifade yoktur, ancak iki âyeti (Nisa: 4/159; Zuhruf: 43/61) böyle yorumlayanlar olmuştur.” diyor (4). Kur’an’da Hz.İsa’nın gleceğine ait hiçbir ifade yoktur, aksi iddialarda ilmi dayanaktan yoksundur. Ortalıkta delil olarak bulunan iddialar, işaretçilerin, şifrecilerin, hacısını hocasını yaşatmak isteyenlerin üfürmeleri, ilmi değerleri olmayan iddiaların ortada dolaşması oluyor. Aniden gelecek/yaşanancak olan Kıyamet de, Deccal, Mehdi, Nüzül-i İsa üçlüsünün Kıyamet öncesinde “belirli bir süre” yaşamalarına ya da Kıyamet Alametleri olmasına izin vermiyor da zaten.
* * *
Aniden gelecek Kıyamet, ‘Üçleme inancı’na izin vermez
Bilindiği gibi insan dahil her tür canlı, belirli bir yaşam süreci içinde doğar, büyür ve ölür. Bu değişmez kuralın bazı zamanlarda bozulduğu tespit edilmiştir. Aniden yaşanan ‘toplu yokoluş’ ve de sonrasında ortaya çıkan aniden oluşum dönemleriyle kesintiye uğramış bir dünya (-Evren) tarihi sözkosudur (5). Her toplu yokoluşun, aynı zamanda bir ortaya çıkış (yeniden doğuş) da olması, evren tarihini, aniden ortaya çıkan toplu ortaya çıkışlar ve de aniden ortadan kalkan toplu ortadan kalkışlar tarihi, bir başka deyişle de, Küçük Kıyametler Tarihi yapmaktadır.
İşte, yaşanan “Küçük Kıyametler”, yani ‘Evren/dünya Tarihi’ni sonlandıracak olan şey, “Büyük Kıyamet” olacak, tıpkı Küçük Kıyametler’in aniden yaşanması gibi, Büyük Kıyamet’de “aniden” gelecektir. Aniden ortaya çıkan Evren Sistemi, yine Aniden yokolacaktır. Evren “son bulurken” bir-iki dakikalık zamanımız bile olmayacak, her şey aniden yokolacaktır (6). Evrenin ölümünü, ancak o günü yaşayacak olan insanlar, gelip çattığında öğreneceklerdir (7). Bilimsel çalışmaların itiraz edilemez gerçeği (öngörüsü) budur, ‘Kur’an bildirisi’ de budur:
“Onlar…keendilerini ansızın yakalayacak korkunç bir sesi bekliyorlar.” / Yasin (36) 49
“..kendilerine o (kıyamet) öyle âni gelir ki, onları şaşırtır….” / Enbiya (21) 40
“İnkâr edenler, kendilerine o saat ansızın gelince...” / Hacc (22) 55
“Onlar, kıyamet gününün ansızın gelip çatmasını mı bekliyorlar?...” / Muhammed (47) 18
“…Kıyamet…göz açıp kapama gibi veya daha az bir zamandan ibarettir..” / Nahl (16) 77
“...O size ansızın gelecektir...” / A’raf (7) 187
“…Kıyamet vakti ansızın gelip çatınca…” / E’nam (6) 31
Görülebileceği gibi de, Kıyamet aniden (ansızın) gelecektir. Kıyametin hiçbir habercisi olmayacaktır. Dolayısıyla da, Kıyamet öncesinde Deccal, Mehdi, Nüzül-i İsa olacak demek, fiilen Kur’an’a saldırı olmaktadır. Anlamayanlar için şöyle de söylersek, Kıyamet zamanı konusunda hiç kimseye herhangi bir bilgi verilmediği de asırlar öncesinin bildirisidir:
“İnsanlar sana kıyametin zamanını soruyorlar. De ki: Onun bilgisi Allah katındadır.
Ne bilirsin, belki de zamanı yakındır.” / Azhab (33) 63
“Allah katında bilinen vaktin gününe kadar...” / Hicr (15) 38
“Onun nihai ilmi yalnız Rabbine aittir.” / Naziat (79) 44
“...Kıyamet saatini bilmek de O’na mahsustur.....” / Zuhruf (43) 85
Kıyametin ne zaman kopacağı bilgisi, Hz.Peygamber dahil hiçbir insana verilmemiştir:
“Sana kıyameti sorarlar: Gelip çatması ne zamandır? (derler.). Sen onu nereden bilip
bildireceksin!” / Naziat (79) 42-43
“Sana kıyameti, ne zaman gelip çatacağını soruyorlar. De ki: Onun ilmi ancak
Rabbimin katındadır. Onun vaktini O’ndan başkası açıklayamaz....Sanki sen onu
biliyormuşsun gibi sana soruyorlar. De ki: Onun bilgisi ancak Allah'ın
katındadır... “De ki: "Ben, Allah'ın dilediğinden başka kendime herhangi bir fayda
veya zarar verecek güce sahip değilim. Eğer ben gaybı bilseydim elbette daha çok
hayır yapmak isterdim....” / A’raf (7) 187-188
Kur’an, Kıyamet zamanını (-dolayısıyla da alametlerini) kimsenin bilemeyeceği gerçeğini önümüze koymuşken, ‘Üçleme İnancı’na (Hz.İsa, Mehdi, Deccal’a) ait rivayetlerinin, Kıyametin zamanını bildirdiği görülebilmektedir. Dolayısıyla da, Mehdi’den, Nüzül-i İsa’dan bahseden, Kıyametin zamanını biliyor iddiası güdüyor demektir…
Mesela şu örneklere bakalım: “İsa, yere inince evlenecek, bir oğlu olacak, kırk yıl kadar yaşayıp ölecek ve benim yanıma defnedilecektir.” (Tirmizi, Mevahib). Buhari ve Müslim’in rivayet ettiği hadis’te (!), Hz.İsa, kıyamete yakın yere inecek, yeryüzünde 7 sene, başka bir rivayette 40 sene kalacak ve vefat ederek cenaze namazı kılınacaktır. 40 sene dünyada kaldığı ömrü olabilir. Göğe kaldırılmadan önce 33, gökten indikten sonra da 7 sene kalacaktır. Toplamı 40’tır. (Tibyan c.1, s.233). Kimi hadislere göre de, O’nun (Hz.İsa’nın), yeryüzünde 24 sene, kimilerinde ise 40 sene, kimine göre de 45 sene kalacak olduğu, bir diğer rivayette ise, 7 sene kalacak sonra ölecek olduğu, rivayetleri ileri sürmüştür (8). Kıyametin ‘aniden’ geleceği, önceden bilinebilecek bir alameti olmadığı gerçeği, Hz.İsa’nın çıkıp gelip de, “Sureli” kalması iddialarını ortadan kaldırır niteliktedir. Dahasını burada ortaya koyamıyoruz, sadece bu örnekler bile, Kıyamet zamanını bildirdiği, üstelik de “imtihan sırrını” ortadan kaldırdığı için Hz.İsa’nın yeryüzüne ikinci kez döneceği iddialarını, dolayısıyla da Deccal, Mehdi, Nüzül-i İsa’nın Kıyamet Alametleri olduğu iddialarını kabul edilemez kılmaktadır. Kıyamet alametleri de zaten, Kıyametin bilmem ne kadar yıl/asır öncesinde değil, Kıyametin kopması sırasında yaşanacak olaylar olmaktadır.
* * *
Kur’an-ı Kerim’de Kıyamet Alametleri
Yüce kitabımız Kur’an, Kıyamet Alametlerini de bildirmiştir:
“Bilin ki size vadolunan şey gerçekleşecek!
Yıldızların ışığı söndürüldüğü zaman,
Gökkubbe yarıldığı zaman,
Dağlar ufalanıp savrulduğu zaman ,
Peygamberlerin (ümmetleri hakkında şahitlik) vakti tayin edildiği zaman (artık
kıyamet kopmuştur),
(Bu alâmetler) hangi vakte ertelenmiştir?
Ayırım gününe
(Resûlüm!) Ayırım gününün ne olduğunu sen nereden bileceksin!
O gün (Peygamber'i ve ahireti) yalan sayanların vay haline!
Biz, (bunlar gibi inkârcı olan) öncekileri helâk etmedik mi?
Sonra arkadakileri de onların ardına takacağız.
(O zaman şöyle denir:) Bu, ayırım günüdür... ” / Mürselat (77) 7-18
Eğer dikkat edilirse, Mürselat-77/8-10 nolu ayetler, Evren Sistemi’nin kozmik yıkımını-yokoluşunu haber veren ayetler iken, hemen sonrasında gelen (Mürselat-77/11) ayetler ise, Ahirette “diriliş” sonrası yaşanacak bir hadiseyi (-Ayırım Gününü, peygamberlerin ümmetleri hakkındaki şahidliklerini) bildirmektedir. Kur’an’da “alamet” olarak tanımlanan hadiseler, fiilen Kıyametin kopması ile yaşanacak hadiseler olmakta, Kıyamet Alameti denilecek şeyler, Kıyametin kopmasıyla ortaya çıkacak hadiseler olmaktadır (9). Kıyamet hadisesi, hüküm süren “kozmolojik düzen”in (dengenin) bozulması ve sonrası yaşanacak olaylar olduğu için, Kıyamet Alametleri, Kainatın düzeninin bozulması anında (-asırlar öncesinde değil, Kıyametin kopması sırasında) ortaya çıkacak haller olmaktadır. Bu sebeple, Kıyamet Alametleri olarak öngörülen Deccal, Mehdi ve Nüzül-i İsa’ üçlüsünün, Kıyamet Alameti olamayacakları ise tartışılabilir bile değildir. “…deccal, mehdi ve nüzul-i isa gibi harikulade olayların Kur’an’ın kesin açıklamasına göre kıyametin ansızın vuku bulacak olması gerçeğiyle bağdaşmadığını söylemek gerekir.” denilmesi de budur (10). Çünkü, yüce Kur’anın bildirdiği “alametler” daha ortaya çıkmamış, Evren yokolurken ortaya çıkacaktır. Sahih ‘hadis’lerin bildirdiği de budur …
* * *
Hadislerde Kıyamet Alametleri
Kur’an-ı Kerim’in bildirdiği ‘Kıyamet alametleri’ ile, tefsir ve benzeri kaynaklarda yer alan çok ayrıntılı -kıyamet alametleri- olarak verilen bilgiler arasında neredeyse benzerlik bile yoktur.
‘Üçleme İnancı’ ya da İslam geleneğindeki ‘Teslis inancı’ diyebileceğimiz Deccal, Mehdi, Nüzül-i İsa anlayışı, İslam literatüründe (geleneğinde), Kur’an’dan ziyade, ‘Hadis’ olarak nitelendirilen rivayetlerden hareketle temellendirilmiştir. Kıyamet alametlerine ait rivayetlerin (hadis denilenlerin) çoğu da zayıf ve uydurmadır (11). Resül-i Ekrem’e atfedilen rivayetlere (Hadis denilenlere) dayanılarak ‘Kıyamet alametleri’ arasında zikredilen ve Kur’an’da haklarında bilgi bulunmayan Deccalin çıkışı, Mehdi’nin zuhuru ve Hz. İsa’nın gökten inişine dair iddialara İslam akaidi açısından inanma mecburiyeti yoktur, Kur’an’la uyuşmayan bu tür âhâd rivayetlerin tedvin döneminde Hıristiyanlardan İslam akaidine intikal etmiş olabileceği ihtimalini de göz ardı etmemek gerekir (12). Hal bu olunca da, Deccal, Mehdi, Nüzül-i İsa ile ilgili hadis denilen rivayetlerin tutar bir tarafı da yoktur. Kıyametin Alameti’nin de küçüğü, büyüğü değil, ‘âlameti’ olur. Bu âlametler de, hadis kaynaklarında ‘Büyük Alametler’ olarak ayrımlanan, On büyük alamet olmaktadır. Bu rivayetleri, Tirmizi’nin Sünen’inden yazarsak, şunlar olmaktadır:
H - 2183 : “Huzayfe b.Üseyd (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Biz aramızda kıyameti müzakere ederken Rasûlallah (s.a.v.) üst kattan bize baktı ve şöyle buyurdu: “On alamet görülmeden kıyamet kopmayacaktır…1-Güneşin batıdan doğması; 2-Ye’cûc ve Me’cûc’ün çıkması; 3-Neml sûresinin 82. ayetinde belirtilen dabbe’nin çıkması; 4-Biri doğuda biri batıda bir diğeri de Arap yarımadasında meydana gelecek yere batma hadisesi, çöküntüler (DİKKAT: 3 yer dikkate alınırsa, 4-5-6’ncı alamet); 5-Aden’den çıkacak bir ateş ki (-7’nci alamet) daima insanlarla beraber olacak, onlarla beraber gelip gidecek ve onlarla beraber istirahat edecektir. (İbn Mâce, Fiten:29). Mâhmud b. Gaylân, Vekî vasıtasıyla Sûfyân’dan ve Furat’tan bu hadisin bir benzerini rivayet edip ilave olarak ‘Duman (-8’nci alamet)’ dedi. (x-Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir). Hennâd, Ebû’l Ahvas vasıtasıyla Furat ve Kazzaz’dan bu hadisi Sûfyan’dan Vekî’in rivâyetine benzer şekilde rivayet etmiştir. Mâhmud b. Gaylân, Ebû Davut et Tayalisî vasıtasıyla Şu’be ve Mes’ûdi’den ki bu ikisi Furat el Kazzaz’dan işitmişlerdir. Abdurrahman’ın Sûfyan’dan ve Furat’tan rivayeti gibi rivayet etmişler ve ilave olarak ‘Deccâl (-9’ncu alamet) ve Duman’ demişlerdir. Ebû Musa Muhammed b. Müsenna; Ebû Numan el Hakem b. Abdullah el-İclî vasıtasıyla Şu’be’den, Furat’dan, Ebû Davûd’un, Şu’be’den rivayeti rivayet ederek şu ilaveyi yapmışlardır: “Onuncusu (10’ncusu) ise ya onları denize dökecek, olan bir RÜZGAR veya Meryem oğlu İsa’nın gelişidir.”. Tirmizî: Bu konuda Ali, Ebû Hûreyre, Ümmi Seleme ve Safiye b. Huyey’den de hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis hasen sahihtir.” demiştir (13).
Yukarıdaki rivayette görüldüğü gibi, 10 (on büyük) alametten, 10’ncusu RÜZGAR veya Nüzül-i İsa’ olmaktadır. Bu durumda Hadis denilen rivayetlerden gelen Nüzül-i İsa iddiası, kesin olmamaktadır. Çünkü, en az onun kadar RÜZGAR ‘hadisi’ de kıyamet alameti olacak durumdadır. Bir başka deyişle, hadis literatüründe, Nüzül- İsa’nın yerine Kıyamet alameti olarak, RÜZGAR Hadisi olmalıdır…
* * *
Nüzül-i İsa yerine âlamet, RÜZGAR Hadisi:
İslam literatüründe, Nüzül-ü İsa Kıyamet alameti rivayeti (hadisi) iddiası yerine, o gün insanları denize dökecek “RÜZGAR”ın Kıyamet Alameti olduğunu bildiren bir ‘hadis’ vardır. “Müslim bu hadisi Furat tarikinden merfu olarak rivayet etmiş ise de hadis ravileri içinde yer alan Şu’be söz konusu hadisi sahabi Ebu Seriha Huzeyfe b. Esid el-Gıfari kanalıyla mevkuf olarak elde ettiğini haber vermekte, rivayetlerin birinde onuncu sırada, İsa’nın nüzulu, diğerinde ise onları denize atacak bir rüzgarın sayıldığını belirtmektedir….Müslim, bazı rivayetlerde Hz. İsa’nın nüzülu yerine insanları denize atacak olan bir rüzgarın zikredildiğini kaydetmektedir.” (Müslim, Fiten 40).” (14). Görülebildiği gibi Müslim gibi önemli bir kaynakta, 10’ncu sıradaki Kıyamet alameti olarak Nüzül-i İsa değil, RÜZGAR Hadisi gösterilmektedir. Müslim’in, Sahihinde; “Şube dedi ki: Bana Abdulaziz ibn Rufayı Ebu’t-Tufeyl’den, o da Ebu Sariha’dan Peygamberi zikretmeyerek bunun benzerini tahdis etti. Buradaki iki ‘ravi’nin biri onuncu alamet hakkında: Meryem oğlu İsa Aleyhisselamın inmesidir dedi. Diğeri ise, insanları denize atan bir RÜZGAR’dır dedi.” haberi (15) yer almaktadır.
İmdi: Yukarıdaki (H- 2183) Hadis’te bildirilen Kıyamet Alametlerinden 10 tanesinden ilk 9’u konusunda bir ihtilaf yoktur. İlk dokuzu, ‘Sahih hadis’ bildirileri olmaları yanında, Kur’an’ın ‘Kıyamet alametleri’ ile de uyumlu olmaktadır. 10’ncu olan, Nüzül-i İsa ve RÜZGAR hadisi (en azından) tartışılır olmaktadır. Yani, bu iki rivayetten biri doğru olan ama, doğru ortaya çıkana kadar, ‘nüzül-i isa’ kadar “Rüzgar rivayeti” de doğru demek olmaktadır.
Bu ihtilaf ile ilgili olarak, bir cevap niteliğinde olabilecek açıklama ise şu olmaktadır: “Kıyamet alametlerinden biri de budur…Buhari hariç, altı Hadis İmamı, Huzeyfe b. Useyd (R.A.)’dan şöyle nakletmişlerdir: ‘Kıyametten önce on alamet görmeden O, kopmayacaktır…’ Onuncusu ‘İnsanları denize atacak olan kasırga!” buyurdular…Tirmizi’nin lafzı: “Onuncusu ya denize atacak olan rüzgardır; ya da İsa aleyhisselamın nüzülûdür..” şeklindedir. İsa’nın (A.S.) onuncu olması, sayı hesabiyledir; vuku itibariyle değil..” denilmektedir (16). Bu açıklamadan anlaşılabildiği gibi de, Nüzül-i İsa’nın 10’ncu sırada olması, vukubulacak olması değil, sayı itibariyledir. Buna göre de, ‘Nüzül-i İsa’ rivayeti değil, RÜZGAR rivayeti (Hadis’i) 10’ncu alamet olmaktadır.
Zaten, Kıyamet günü insanları denize atacak bir “rüzgar”ın Kıyamet alameti olduğu haberi, nüzül-i İsa rivayeti yerine Kıyamet alameti olmaya çok daha uygundur. Çünkü, “kozmik bir yıkım” olacak Kıyamet sırasında dünya Atmosferinin ortadan kalkacak olması sebebiyle (o gün) korkunç rüzgarlar meydana gelecektir. O “songün” de ortaya çıkacak olan RÜZGAR’ın, yıkım ve yokoluşu meydana getirecek olmasının yanında, insanları denize dökeceği de tartışılır değildir. İslam ansiklopedisinde, “Hadislerde sözü edilen büyük yer çöküntüleri, insanları doğudan batıya sevkedecek ateşin yerden çıkması, yıldırım ve yağmurların olağan üstü bir yoğunlukta çoğalması ve insanları öldüren bir RÜZGAR’ın oluşması gibi kozmik olayları başka galaksiler bir yana yerküresinin de dahil bulunduğu Samanyoluna bağlı güneş sisteminde meydana gelecek büyük değişiklik ve oluşumların yansımaları olarak görmek mümkündür.” denilmektedir (17). RÜZGAR Hadisi, İslam geleneğinde bulunmasına rağmen de, ne yazık ki, ‘Nüzül-i İsa’nın, Kıyamet Alameti olması mecburiyetinden (Üçleme İnancının yaşaması için), Müslümanlardan (gözlerden) uzak tutulmaktadır. Çünkü, gelecek olan İsa (a.s.) olmayacaksa, ortaya çıkacak olan Mehdi de olmayacak, Üçleme inancı da ortadan kalkacaktır. Mehdi’nin olması için Nüzül-i İsa iddiası yaşatılmakta, Rüzgar Hadisi dikkatlerden kaçırılmaktadır. Fakat bu mümkün değil, işte bir tane daha:
H- 5006
- Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Allah Teâla hazretleri ipekten daha yumuşak bir rüzgârı Yemen'den gönderir. Bu rüzgâr, kalbinde zerre miktar iman bulunan hiç kimseyi hariç tutmadan hepsinin ruhunu kabzeder.” (Müslim, İman 185, 117). Bu hadis-i şerif’de, Nüzül-i İsa (-Üçleme İnancı) iddiası yerine olması gereken RÜZGAR hadisine işaret etmektedir. Zaten, Nüzül-i İsa rivayeti yerine Rüzgar Hadisi’nin olması gerektiğini, Peygamber efendimizin bir diğer hadisi de doğrulamaktadır…
H-2252: “-Ubey b. Ka’b (r.a.)’den rivayete göre, Rasûlallah şöyle buyurmuştur: Rüzgara sövmeyin hoşlanmadığınız bir şeyle karşılaştığınızda şöyle dua edin; Ey Rabbimiz! Bu rüzgarın hayrını getireceği şeylerin hayrını ne ile emredildiyse onun da hayrını senden diler bu rüzgarın şerrinden getireceği şeylerin şerrinden ne ile emredildiyse onun da şerrinden sana sığınırız.(Müsned:20414)”. Tirmizî: Bu konuda Aişe, Ebû Hureyre, Osman b. Eb’il As, Enes, İbn Abbas ve Câbir’den de hadis rivayet etmiştir. Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.” (18). Efendimizin, Rüzgar’ın şerrinden sığınılacak olan yerin Rabbimiz olduğunu, rüzgara sövülmemesi gerektiğini bize bildirmesi de, onlarca asırdır yeryüzünde görülebilen rüzgarı değil de, Evrenin son günü ortaya çıkacak ‘Rüzgar’ı, yani Nüzül-İ İsa yerine olması gereken Rüzgar Hadisini hatırlatır niteliktedir.
Hz.İsa’nın ikinci kez yeryüzüne döneceği rivayetinin yerine Kıyamet günü insanları denize dökecek RÜZGAR’ın varolduğunun bilinmesi, Hz.İsa’nın, Kıyamet öncesinde yeryüzüne (ikinci kez) dönmeyeceği, dolayısıyla Üçleme İnancı’nın terk edilmesi görüşümüzü doğrulamaktadır. Üçleme İnancı’na delil olarak gösterilen Hadislerin (!), ‘tozlandırılmış’ rivayetler olması da bu görüşümüzü teyid etmektedir .
* * *
Hadisleri kim tozluyor?..
İslam literatüründe yer alan Hadis denilen rivayetlerde öylesine çelişkili haberler vardır ki, bunların doğruluğunu varsaysak İslam dininin Peygamber’inin güvenilirliğine gölge düşmesinin yanında, İslam dinine olan teveccüh de eksilir.
Peki de, bunun olabilecek olmasına sebep olan şey ne? Kur’an’ın peygamberi açıklamalarında (üstelik de gayb haberi verdiği kabul edildiğine göre) niye hatalı olsun ki? Ya da hata nerede? Peygamberimize atfedilen çelişkili rivayetlerin, O’na ait olması nasıl sözkonusu edilebilir?
Özelde Nüzül-i İsa, genelde ‘Üçleme inancı’ sorununa, “hadis denilen rivayetler” üzerinden bakarsak, aşağıda vereceğimiz örneklerin peygamber sözü olamayacağı görülebilmektedir….
H-7188
-Ebu Katade radıyallahu anh arılatıyor: “Resülullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki: “(Kıyametin büyük) alâmetleri ikiyüz (senesin)den sonra gelecektir.”
İmdi: Şu hadis denilen habere bakın: Peygamber bunu dedikten (!) sonra, kaç ‘ikiyüz sene’ daha geçmiş siz hesap edin (!), ortada hala ne gelen ne de giden var? Bir düşünelim, Peygamberimiz bu kadar yanlış konuşur mu? Ya da bu insafsızlığı kim yaptırıyor O’na!.. Benzer bir başka rivayete göre ise, Peygamber (s.a.v.): “Her ümmetin bir eceli (bir yaşam süresi) vardır. Benim ümmetimin eceli de yüz yıldır. Ümmetimin üzerinden yüz yıl geçince, Allah'ın uyardığı (Kıyamet saati) gelir.” demişmiş[.(Taberânî; Kenz: 14/193). Bir önceki rivayette, Peygamber'in sözü denilerek, ümmetine “iki yüz yıllık” süre tanırken, bu rivayet sadece “yüz yıllık” süre tanımaktadır. Peygamberimiz (haşa) bu mu? Tabii ki değil, bu, “üçlemeciliğin din anlayışı”, İslamı yıkan anlayış oluyor.
Şu açıklamaya bakın Allah aşkına: “Deccal İbnis-Sayyad değildir. Gerçi şaşı ve Yahudilerden oluşunda ve İsfahan’ın Yahudiyye köyünde bulunuşunda İbnis-Sayyad’a benzemektedir. Fakat o değildir.” (19). Çünkü, Deccal, Sayyad olursa, ‘Üçleme inancı’ çökecektir. Allah aşkına şu açıklamaya da bakın: “Bu (-Deccal) husustaki rivayetler çeşitlidir. En genişi Müslim’in Nuvvâs’dan, İbni Mace, Hâkim ve İbni Huzeyme’nin Ebû Umame’den, Hammadoğlu Nuaym’in İbn Mesûd (R.A.) dan, Müslim ve Buhari’nin Ebu Said’den nakl ettikleri hadistir. Bu HADİSLERİN ARASINI CEM EDEREK BİR ÇIRPIDA DİĞER RİVAYETLERDEN DE BAZI İLAVELER YAPARAK ARZ EDELİM. Tevfik ve Hidayet Allah’tan.” deniyor (20). Yapılan bu iş, bilfiil hadis tahripçiliği, Soficilik tevilli, tenbihli bir ‘din anlayışı’ oluşturmuş, Hadis-i Şerifleri tozlandırıp duruyor.
İbn Haldun’un diyor ki…
Mehdi iddiaları ile ilgili Hadis rivayetlerini tenkide tabii tutan koca alim İbn Haldun (1332-1402), yaklaşık 600 yıl önceleri diyor ki: “İmamların, MEHDİ’ye ve onun dünyanın sonu geldiğinde zuhuruna dair rivayet ettikleri bütün hadisler işte bundan ibarettir. Gördüğün gibi, azı müstesna, bu Hadislerin TENKİD EDİLMEKTEN HÂLİ KALMAMIŞTIR…Sofilerin Şiilik iddiası yoluna sapmış ve Şiilik yolunu takip etmiş oldukları anlaşılmaktadır...Sofilerin sonradan yetişenlerini dahi eserlerini Fatıma neslinden geleceği beklenen imam fikri ile doldurmuşlardır...Mehdi'nin zuhur edeceğini müjdeciler, arkasını kesmeden müjdelemişlerdir. Sofilerin şeyhleri, bu müddet içinde imam Mehdi’nin zuhurunu müjdelemekten hali kalmamışlar; bu müddet içinde zuhur etmedikten sonra zuhurunu başka bir vakte tehir ve talik etmişlerdir...Fakat bunların Mehdi’nin zuhuru için tayin ettikleri zamanlar geçip gidiyor ise de, söyledikleri sözlerden hiç biri doğru çıkmıyor, sonra bunlar yine yeni yeni fikir'ler uyduruyorlar ki gördüğün gibi, bunlar kelimelerin mefhumlanndan ve hayal mahsulü olan şeylerden ibaret ve Nucum ilmine dayanan hükümlerdir. Bu suretle bu Şii ve mutasavvıfların nesilleri birbiri arkasından geçip gidiyor ise de, ortalıkta bir şey yoktur (21)”. İbn Haldun ayrıca, Mehdi meselesinin, adaleti tesis edecek ‘Altın Çağ’ yaşatacak birisinin gelmesinin gerekli olduğuna inanılmasının, kendinden önceki dönemlerde de var olduğunu, bu görüşün kökeninin, kendilerini Şiilikte bulan Sofilik olduğunu ortaya koyuyor, Sofilerin, Şiilerin fikir ve mezheplerine meyledip bu mezhebi sevdiklerini ve onların mezhep ve inanları içine daldıkları tespitini de yapmış bulunuyor (22).
Sonuç olarak diyoruz ki, dünün sorunu bugünün de sorunu olarak önümüzde; Sufilerin, Musevilik’teki Mesih inancından kökenlenen Şiilerden etkilenmeleri, Kur’an’ı anlama ve yorumlamada ‘zahir’i (Kur’an’ın, -ben aşikâr kitabım- beyanını bir tarafa) bırakıp te’vil, cem, uzlaştırma gibi metotlar kullanmaları, kendilerini ancak hâl ehli olan ve ilm-i ledün sahibi kişilerin anlayabileceklerini ileri sürmeleri (bu çerçevede, Kur’an’da görünürde olmayan anlamları, gizli mânâları görmeye, işaretler çıkarmaya da çalışmaları) İslam dininin en büyük sorunu oluyor. Nüzül-i İsa iddiası veya genelde ‘Üçleme inancı’, Sofiliğe paralel olarak yaşıyor ama, reddedilmediği müddetçe de, bu yanlış ‘inanca’ bağlı olarak İslamın yok olması da sürüyor… Şahid ol Yâ Rab!..
Ahmet MUSAOĞLU / (İsasız Mehdisiz İslam olmuyor mu/2006, isimli eser)
http://www.ahmetmusaoglu.com
http://www.ahmetmusaoglu.org



