ÇAĞRI... HER DEM ÇAĞRIM

 


Okumak için tıklayınız...

 

 

 

 

Üye Girişi

 

 

Haber Listesi

Haber listemize kaydolarak tüm yeniliklerimizden haberdar olabilirsiniz.

 

Zeynep Aliş

Yaşamın kalemi

Zeynep B.

Zamana notlar

Ahmet Musaoğlu

Trabzon/Spor

Neslihan A. Süral

hayata eşlik etmek!

Ahmet Musaoğlu

İnsanın Gerçeği

MARKA’MIZ ŞU : ALAMAZLAR BİZDEN KIZI
21.03.2010

‘MARKA’MIZ ŞU : ‘ALAMAZLAR BİZDEN KIZI’

 

Doğan Yayın Holding (DYH) ve Sanayi Odaları işbirliği ile çeşitli Anadolu İllerinde “Marka Güçtür” konseptli toplantılar düzenliyor. “Anadolu’daki Avrupa Toplantıları” ismi altında yapılan bu toplantılarda, “Bir ülke sahip olduğu markalar kadar zengindir” sözü sloganları oluyor. Türkiye’de kentler markalaşsın istiyorlar. Sanırım 18’ncisi, bugün Trabzon’dalar.

KTÜ’de yapılacak, karşı görüşlerimi tartışamayacağım için katılmayacağım toplantıda, ‘Hoşgeldiniz’ konuşmalarından ilkini, Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası (TTSO) Başkanı Şadan Eren Bey yapacak. Trabzon için ne ‘marka’ önerecek bilmiyorum ama, eğer bir önerisi olursa, yıllar sonra ortada olmayacağını bilebiliyorum! Diğer ‘hoşgeldinci’ DYH İcra Kurulu Başkanı Mehmet Ali Yalçındağ Bey olacak, ve muhtemelen, “Ülkemizin her kurum ve kuruluşu bu süreçte üzerine düşen sorumlulukları bilmeli ve bunları kendine görev edinmeli” diyecek ama; ülkemizin ‘sefalete/çatışmaya/parçalanmaya’ giden konumunun, kendi medya grubu da dahil, ülkemizin her kurum ve kuruluşunun üzerlerine düşen sorumluluklarını yerine “getirmedikleri” için ortaya çıktığını söylemeyecekler.

Toplantının ‘açılış konuşması’nı yapacak olan Ulaştırma Başkanı sayın Binali Yıldırım ise, benzer toplantılarda konuşan diğer sayın Bakanlar gibi,Türkiye, dünyayla rekabet etmek için büyük ve küresel markalar yaratmak zorundadır” diyecek ama; Türkiye ekonomisinin kan damarları gibi çalışan “taşımacılık” sektörünün zor günler yaşadığını, Avrupa ülkelerine ihraç ürünü taşıyan TIR’larımıza AB’nin koyduğu kotaların ihracatımıza darbe vurduğunu, dahası, Tırlarımızı Avrupa’ya gönderemedikleri için, başka ülkelerin TIR’larını kiralayarak göndermeleriyle de ülke ekonomisine zarar verdiklerini söylemeyecekler.  

Konvoyda yer alan Reklamcılar Derneği Başkanı, Bay Jeffi Medina, bugün ki toplantıda muhtemelen; “Değerli marka sayısının azlığı uygarlık yolunda önümüze çıkacak en büyük engeldir, marka yaratmak hepinizin önceliği olmalı.” diyecek ama, bu ülkenin ‘ata’ markası var, başka markaya da, reklama da gerek yok, demeyecekler.

Yapılacak bu konuşmaların peşinden, “Bir Marka Öyküsü” adı altında, Türkiye’de markalaşmayı başarmış (!) şirketlerin öyküleri seslendirilecek ama, mesela; Koç Markasını oluşturan Vehbi Koç’un, birkaç kişilik ailesi için ‘koca’ bir servete sahipken,  neden “Türkiye Aile Planlaması Vakfı” ile, fakir çok çocuklu ailelere (-bu ülkenin kalkınmasında nüfusun önemi de ortada iken) “aile planlaması” sunduğunun yada 10 kişilik pastanın 9 payını bir kişinin neden alması zorunluluğunun (!) öyküsü gösterilmeyecek.

Peşinden ‘Kahve arası’ verilecek, ‘hayal’ üfürmeler gelecek. “Toplumu bir gövde olarak tahayyül edin. Dans etmeye yarayan uzuvlarının bir bölümü sola, bir bölümü sağa gidiyor, bir bölümü ise yukarı aşağı hareket ediyorsa, bu hareketi yapanın adı nedir? İster dansçı deyin, ister dansöz. Dansöz duygular öyle hiç de ayıp falan değildir.” görüşüne sahip (E.Özkök:“Tam dansöz gibi yazmışım”,Hürriyet,14.10.2006) Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök Bey; “Marka Bilinci ve Türkiye” başlığı altında, Trabzonlulara da ‘hayal’ önerecek, “Dünyada şehirlerin ve bölgelerin marka haline geldiği yeni dönem başlıyor. Trabzon’la ilgili hayal kurmamız lazım.” diyecek ama, marka isteğinin, ‘dansöz duygular’ sorunu olduğundan yada toplumun dans etmeyen büyük kesiminin hayalinin, kendisini, kimliğini ‘değiştirmek’ için dansöz yarışmalarını önüne koyanların ‘değişmesi’ olduğundan söz etmeyecekler.

Hemen akabinde, CNN Türk İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Taha Akyol’un yönetiminde, Radikal’den İsmet Berkan, Doğan Burada İcra Kurulu Başkanı, Hürriyet’ten Mehmet Y.Yılmaz ve Arena Genel Yönetmeni ve Hürriyet Gazetesi Yazarı Uğur Dündar sahne alacaklar, “AB eşiğinde bizleri neler bekliyor?” konulu bir de panelde buluşacaklar ama, ‘Avrupa’nın bizi şamar oğlanı yaptığını’ söylemeyecekler. Mahşerin Dört Atlısı (!) gibi duran ekipteki (Darwinizm ve Yaratılış konusunda evlere şenlik hurafeleri olan) İsmet Berkan Bey, “Her ne kadar insanların giyim kuşam özgürlüklerini savunuyor da olsam, bir erkek olarak rastladığım her tesettürlü tarafından aslında hakarete uğradığımı da düşünmeden edemiyorum. …tesettür içindeki kadınları gördükçe, onların bana, 'Aslında sen de, sırf erkek olduğun için potansiyel bir tacizcisin' dediklerini düşünüyorum.” ifadesiyle (İ.Berkan:“Küresel tesettür tartışması”,Radikal,27.10.2006), Avrupa ideali eşiğinde bizleri nelerin beklediğini de ortaya koyuyor zaten. Hal ve gidiş ‘Avrupa eşiği’ olunca da, tıpkı ramazan davulcusundan rahatsız olmak gibi, birilerinin, “bıyıklı erkekler beni taciz ediyor, erkekler bıyıklarını kessin” istekleri de, ‘ufuktaki’ markamız olarak görülebiliyor.

Bugün Trabzon ama genelde Anadolu insanı ‘markalaştırılacağı’ için, toplantılar Türkiye’ye de yayınlanıyor ya; Mithat Bereket Bey başrol de, Manşet’e (!) çekecek ama, bize ‘esas marka’ olarak sunulan Avrupalının tarihinin, tamamen ‘vahşet tarihi’, ama aynı zamanda Hıristiyanlık/Yahudilik tarihi olduğu ise yayımlanmayacak.

Son olarak ‘öğle yemeği’ var, toplantılarda söylenecek olanlardan mutlaka daha iyidir ama, umarım parayı KTÜ, yani fakir millet ödemez, çünkü, ‘marka medeniyeti’, “diğerkâm” anlayışa sahip Doğu (İslam) Medeniyeti gibi değil, “vermeden alma” kültürüne dayalıdır, böğrümüze sokacakları bir şey de, ‘inanç turizmi’ adı altındaki marka…

Trabzon’da yaşayan bir kültür insanı olarak orada ‘konuşma’ imkanı bulamadığımıza göre buradan sorumuz şu: “Bir şehirden marka” ya da “Marka Şehir” olur mu? Daha doğru bir soruşla da, bu toplantılarla yapılmak istenen ne?

Biliyoruz ki, bugün Trabzon’luya ‘marka’ bulacak yada sunacak olanlar, genelde her dönemde bizlere ‘marka’ bulmuş, ülkenin uzun yıllarını yönlendirmiş olanlar. Dolayısıyla da, bugün içersinde bulunduğumuz olumsuz koşullardan sorumlu da olanlar.

Peki de, bizi bugünkü perişanlığa, bugüne değin önerdikleri markalarla getirmiş olmalarına rağmen hâlâ da bizden ne istiyorlar? Neden bizlere “marka da marka” bulmak istiyorlar?

Bunun cevabını, ‘marka’ nedir (?) sorusunun cevabı  ile arayalım. ‘Marka’ denilen şey için, “Marka bir ülkenin kalkanı; Kimliği”dir, denilebilir...

O zaman da soru şu: Bizim ‘marka’mız yada kimliğimiz yok mu?..

Bu soruya, ünlü ünlümüz, Ertuğrul Özkök Bey üzerinden giderek cevap arayalım. Kendileri, “‘Türk yanım ağır bastı’ demiştim. O gazetedeki arkadaşlar da soruyorlarmış. ‘Öyleyse öteki yanın ne?’. Türklüğümden başka bir de ‘inanç’ yanım vardır. Resmi kayıtlarda ‘İslam’ der…Sadece resmi kayıtlarda değil, ruhumda da ‘İslam’ yazar…O yetmemiş, inancın bütün hallerini kendi hali ilan etmiştir. Mesela...inanç hanesine bir günlüğüne ‘Budist’ yazar…Bir başka gün kendini Mekke'de tavaf eden muazzam kalabalığın içinde bulur…Geliyorum o son halime…İsterseniz bir de ‘Evladı Fatihan’ mensupluğunu ekleyebilirsiniz…Çünkü o, Türklüğümün en ağırbasan yanıdır.” diyorlar (E.Özkök:Ya öteki yanım,o ne”,Hürriyet,15.10.2006). Ertuğrul Bey böyle diyorlar da, kendileri bir din oluşturamayacaklarına göre, İslam denilen dinin herhangi bir mensubunun, ‘inanç hanesi’ne, bırakın bir ‘gün’lüğüne, bir ‘an’ bile ‘Budist’ yazılabilir mi? Kişi tercihinde ‘turist’ olabilir, kınanamaz da, ama, Mekke ile Budizm arasında gidip gelecek hâlin (başka İslam olmadığına göre), bilinen İslam olmayacağı, buna Zekeriya Beyaz Bey’in bile yada Diyanet’in ‘İslam’ demeyeceği bilinebiliyor. O zaman neler oluyor?..

Yine Ertuğrul Bey üzerinden ‘işaret taşları’na bakarsak, kendileri; Euro D’nin kuruluşunun onuncu yıldönümü nedeniyle Hürriyet’in Frankfurt tesislerindeki tören sırasında, Şansölye Merkel’den, Türkiye’ye ziyareti sırasında Başbakan Tayyip Erdoğan’a,  -Alman’a kız verir misiniz (?) sorusunu sormasını istemesinin yanında, bu soruyu kendimize de sorup, bizler Almanlarla, Avrupalılarla birlikte olmayı nereye kadar istiyoruz (?) da diyorlar (E.Özkök:“Alman'a kız verir misiniz”,Hürriyet,15 Eylül 2006).

Peki de, bizden istenen bu isteğe de ne diyeceğiz?..Ya da yaşamakta olduğumuz hadiseleri nasıl açıklayacağız?..

İslam ülkelerinin tarihine baktığımızda, sömürge olsalar da yada bugünlerde Irak’ta olduğu gibi, fiili işgal altında bulunsalar bile, ‘inançları’ ellerinden alınmadıkça ‘Avrupalı’nın her türlü işgal için ‘tehlike olmaları’nı sürdürdükleri görülebiliyor.

İşte, savaşlarla ortadan kaldırılamayan bu ‘tehlike’, kültürel olarak (kimlik değişikliği ile) ortadan kaldırılmak isteniyor. Batılı (Yahudi/Hıristiyan) ideolojist, Samuel Huntington’un öngörüsünün, yani, kişinin kendini “hem Müslüman”, ama aynı zamanda “Katolik olarak” hissetmesi anlayışının ‘hakim kültür (markamız)’ olması isteniyor. Sahalarda “istavroz çıkaran” Aurelio’yu, Mehmed (-Muhammed) olarak kabul etmemiz (Mehmed kimliğinin kırılması) isteği gibi oluyor. Müslüman bir kızın, Müslüman olmayan (gayrimüslim) bir erkekle evlenmesine İslam geleneğinin izin vermediği bilinebiliyor ama, kızımızın gavura verilmesi, bize öngörülen ‘yeni marka’ oluyor. Çünkü, o malûm,Anneciğim Türkler, Kaçın Müslümanlar geliyor” korkusu hâlâ Avrupalı’nın bilinçaltında duruyor. Adı (kimliği) ‘Müslüman Türk’ olan bu ‘marka’, olması gereken yerde olmasa da, halen herkesi korkutuyor. İşte bu yüzden de ‘çeşitli (sahte) markalar (kimlikler)’ edinmemiz isteniyor.

Bugün size ‘marka önerecek’ yada ‘marka bulun’ diyecek olanlar, daha dün size sundukları, ‘Özelleştirme’, ‘Gümrük Birliği’ “markaları” ile ülkemizi milyarlarca dolar zarara uğratanlar. Yarın ‘marka bolluğu sorunu’ var diyerek de, ‘birleştirin markalarınızı’ diyecek olanlar oluyor. Marka çeşitliliği öngörüsü, Babil Sendromu çözümüne (tek dil/tek dine) giden yolun ‘işaret taşları’. Bugün AB’de sorun olarak görülen ‘çok dil’lilik (-çeşitli markalar) için, “tek dil (tek marka)” öngörülmesi de, bu çözüme gidiş yolu oluyor.

Dünki ‘Evlâd-ı Fâtihân’ bundan asırlar önce ‘Viyana kapıları’nı çalmıştı (!), ne yazık ki bugün -Ben ‘Evlâd-ı Fâtihân’ım diyenler, ülkemizin kapılarını ‘Viyanalılara’ açıyor. Zaten, “Anadolu’daki Avrupa..” ismi bile, “psikolojik işgal” gibi duruyor, oysa ‘tarih bilimi’ne göre de, ‘Avrupa’daki Anadolu..’ olması gerekiyor…

Geçmişte ‘Özelleştirme’ yada ‘Gümrük Birliği’ gazı’ alınca konuşup duran bazı Trabzonlular, bugün şehrimizde yapılacak toplantıda bu defa ‘marka’ için konuşacak, ciddi ciddi öneride de bulunacaklar. Onlara uyarım şu: Bu toplantının, Samsun’unda yapılanın, CNN Türk’te; Mehmet Ali Birand’ın sunduğu ‘Manşet’ programında yayımı sırasında; Terme ve Bafra ilçeleri arasında “pide tartışması” yaşanmıştı. Bafralılar, “Bafra Pidesi’ni markalaştırıp tescil çalışmasına başlayacağız” derken, Termeliler de “Terme’nin pidesi ve pirincinin asıl marka olduğunu” söyleyince, tartışmalar çıkmıştı (21.04.2005). Siz siz olun ‘aklınıza mukayyed olun’. Bilmelisiniz ki, ondan bundan şundan ‘marka’ olmaz, ‘marka’ denilen şey, ülkenin/insanın ‘kimliği’ olandır. Yapılacak önermeler bir başka tür bölünmeyi (mikro milliyetçi ayrımlaşmayı) getirir. Ülkemiz yada şehrimiz, markasız olduğu için değil, “kendi markası”na sahip çıkmadığı için perişandır. Hiç olmazsa bu defa gaza gelmeyin, misafirlerimize, ‘markamız var’ deyiverin de, gitsinler...

Bu yazıyı, -Bizim ‘marka’mız var, Almana kız yok bizden, diyecek (sizleri sigaya çekecek) bir ‘Molla Kasım’ın, Trabzon’da da bulunduğunun bilinmesi için de yazdım…

 

Ahmet MUSAOĞLU / Günebakış, 14.11.2006

 

 

          http://www.ahmetmusaoglu.com 

 

         

http://www.ahmetmusaoglu.org 

 

                                                                      Ana Sayfa  Eserler   Yazar Hakkında   Basın Galerisi   Videolar    Ziyaretçi Defter    Sunum İzle       İletişim