KARADENİZ’DE PETROL MASALLARI… ‘Petrol Avcılığı’ ya da ‘Karadeniz ABD gölü’…

KARADENİZ’DE PETROL MASALLARI… ‘Petrol Avcılığı’ ya da ‘Karadeniz ABD gölü’…

‘Petrol Avcılığı’ ya da ‘Karadeniz ABD gölü’…

Ülkemizde bilgisizliğin bilginin yerine değer ölçüsü olduğu bir toplumsal yapı yaşanıyor. Bu yapıda ‘ölçü’ ‘ölçüsüzlük (bilgisizlik)’ olduğu için muhatabınıza doğruyu sunsanız da sizi anlaması mümkün olmuyor. Çünkü normal olan ‘anormal’ , anormal olan da ‘normal’ gibi görülüyor (yaşanıyor). Bu sebeple de, ‘yaşanan hâl’ kavranamıyor, her şey normal seyrinde gidiyor zannediliyor. Oysa, normal olan hemen hiçbir şey yok, “anormal davranışlar” normal, “normal davranışlar” da anormalolarak sürüyor. Bu sebeple de, kimse farkında bile olamıyor anormalliğin artık.

Bir gürültüdür gidiyor… ´Kıyamet yakın´ veya Mesih gelecek palavracıları, ‘Küresel ısınma var’ yaygaracıları, ´demokrasi’, ‘özgürlük’, ‘insan hakları´ hurafecileri derken, bir de; -Karadeniz’de Petrol bulduk, kandırmacası var, durmaksızın sürüyor… Bu yazımızda bu konuya değineceğiz, bir kez daha, ‘sizi de sigaya çeken bulunur’ misali rolümüzü sürdürüyoruz, buyurun…

Yıl – 2003 : Enerji Bakanı Hilmi Güler, “Karadeniz’de Petrol Avı”nı başlatıyor…

Hatırlanacak olursa, ABD, Irak’a saldırısı öncesinde Amerikan askeri gücünün merkezi Türkiye olsun istenmiş, Karadeniz’de de ÜS talebinde bulunmuştu. ABD ile Türkiye arasında, İncirlik üssünün kapasitesinin artırılmasından, Trabzon ve Samsun’da askerî limanlar açılmasına dek bir dizi “talep” konusunda görüşmeler yapıldığı basına yansımış bulunuyor.Karadeniz’de ÜS için ‘Meclis kararı’ gerektiği, bunun da kolay çıkmayacağının bilinmesi farklı dışa vurumlar ortaya çıkarmış bulunuyor. ABD, Irak savaşını bahane ederek yerleşmek istediği Türkiye’ye bu defa, ‘örtülü’ başvuruyor; 1 Mart 2003 Tezkeresi’nin reddedilmesi ile suya düşen ÜS hesapları, “Karadeniz’de petrol avcılığı” ile önümüze konuluyordu…

Karadeniz’deki petrol avı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler ile başlıyor; Partisi AKP’nin İl kongresine katılmak üzere geldiği memleketi Ordu’da, 14 Temmuz 2003 günü; 15 Temmuz 2003 Salı gününden itibaren “Karadeniz’de petrol arama” çalışmalarına start vereceklerini, sismik çalışmaların İngiliz BP şirketi ile yapılacağını, petrolün var olduğuna inandığını söylüyordu: “…Karadeniz’de büyük petrol yatakları olduğuna inanıyoruz. 15 Temmuz’dan itibaren Sismik gemisi araştırma çalışmalarına başlayacak. Ayrıca Karadeniz’in dibinde bulunan kaba hidratların da enerjiye çevrilmesi projesi var. Japonlar bu çalışmayı yapıyor. Biz de bu tür bir çalışmanın içindeyiz.” diyordu (1). Buna benzer açıklama, 2 gün sonrasında; Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) ve BP Exploratlon şirketince Karadeniz’de yürütülen petrol arama faaliyetlerinin 3 Boyutlu Sismik Arama Programı hakkında bilgi vermek amacıyla Çırağan Sarayı’nda düzenlenen basın toplantısında da sürüyor; “Bakan Güler, ”Yakın bir zamanda ülkemizde petrol bağımlılığını azaltmış olacağız. Ülkemiz sadece petrol tüketicisi değil, aynı zamanda petrol üreticisi ve köprüsü olacak” diye konuştu….BP Türkiye Başkanı Tahir Uysal da sismik arama çalışmasının Karadeniz’de daha detaylı veri toplanmasına imkan sağlayacağını…sonuçların olumlu çıkması halinde gelecek yıl bir sondaj faaliyetinin devreye sokulabileceğini kaydetti…BP Exploration Başkan Yardımcısı Hugh McDowell da Karadeniz’deki tahmini petrol rezervinin sorulması üzerine, ”Muhtemel rezervler şu anda spekülatif düzeyde. Karadeniz’de birkaç milyar varillik, günde 150 bin varillik potansiyel olduğunu düşünüyoruz” dedi. Sondaj çalışmalarının 2004 yılının ilk çeyreğinde gerçekleşeceğini belirten McDowel, ilk petrolün ne kadar zamanda çıkabileceğinin sorulması üzerine de ”2005 yılına kadar beklememiz gerek” yanıtını ver(iyordu)di.” (2). Yapılan bu açıklamalardaki kandırmacaları yorumlamaya gerek yok, günde 150 bin varillik petrolün, “Karadeniz’de petrol olduğuna inanmakla veya düşünmekle” bulunamayacağı bilinebiliyor. Dahası da, sonuçların “olumlu çıkması halinde” bir sondaj daha yapılacağı da bildiriliyor da; ikinci bir sondaj yapılmadığı halde “nasıl petrol bulunabiliyordu”  sorumuza “petrol avcılarımızın” cevabı da bulunmuyordu!.. Ortada petrol yok ama, bulunduğu ileri sürülüyordu…

Yıl – 2003 : Ben ‘karşı çıkıyor’ ve diyordum ki…

Karadeniz’de başlatılan “Petrol Avı”nın 15 gün sonrasında; İLESAM Trabzon İl Temsilci sıfatımla, 30.07.2003tarihinde yaptığım yazılı basın açıklamamda; “…fazla uzak olmayan bir tarihte, dış basında ‘hazine avcısı’ olarak tanımlanan bir uzman (!), Nuh’un gemisini Sinop açıklarında bulduğu iddialarını ülkemiz kamuoyuna taşımıştı. Tabii ki de bulunan bir şey yoktu, bulunacak bir şey de yoktu ama, Nuh’un Gemisi’ni bulduklarını açıklamıştı…bu defa da, “Karadeniz’de petrol var” iddiaları ile bölge yine gündeme getirilmiştir. Ortada daha petrol yoktur ama, Karadeniz’in ‘petrol dolu olduğu’ siyasilerimizin ve ne yazık ki de aydın sorumluluğuna sahip olmayan bilim adamlarınızın beynine sokulmuştur…Olan ise bu güzel ülkeye ve insanlarına olmaktadır.” diyordum (3). Gerçekten de, “Karadeniz’de petrol” adına ortada hiçbir şey yoktur ama, “petrol varmış” gibi açıklamalar durmak ve susmak bilmiyordu…  Petrol ‘bulacak’ gemimiz ise büyük bir tantana ile geliyordu…

Yıl – 2004 : ‘Petrol Av sezonu’…

2004 yılı ‘Petrol Av sezonu’,Şubat ayında, AKP Trabzon Milletvekili (!) Asım Akyan ile açılıyor; “Karadeniz’e gelecek sondaj gemisi GSF Explorer adında bir gemi. Şu anda Meksika Körfezinde. Nisan ayına kadar orda kalacak ve buraya doğru hareket edecek. Denizin 3 bin metre altına inerek sondaj yapılacak…ilk kez ciddi bir çalışma yapılıyor. Bizim için heyecan verici bir durum. Karadeniz’de petrol bulunursa bir çok parametre değişecek. Trabzon  bu bölgenin lider kenti. Trabzon havalimanı ikmal noktası olarak hizmet verecek.” diyordu (4). Okuduğunuz gibi de, “petrol bulunursa” şartı Trabzon bölgenin lider kenti oluyordu!.. Petrol arayacağı söylenilen GSF Explorer gemisinin büyük bir ‘gürültü’ ile boğazları geçirtilmesi ise, seyirlik oluyor, bu arada Trabzon havalimanı ise, “BOP görevini” sürdürüyordu…

Petrol Avcılığını başlatan Enerji Bakanı Hilmi Güler ise, durmak bilmiyor, 2004 yılı Mart’ında; Karadeniz’de sürdürülen petrol ve doğal gaz arama çalışmalarının sonuçlarının, ‘umut verici’ olduğunu söylüyordu…

Bir başka AKP Milletvekili, Adalet ve Kalkınma Partisi Rize Milletvekili İlyas Çakır ise; Rize açıklarında “yüzde yüz petrol bulunduğunun” tespit edildiğini söylüyor, bulunan petrol en kısa zamanda çıkartılmaya başlanarak ülke ekonomisine kazandırılacaktır da, diyordu (5)… Tabiî ki de, ne 2003 yılında ne de 2004 yılında bulunan bir petrol sözkonusu olmuyor, ortada sadece, “eğer bulunursa şartı” ya da “bulundu” açıklamaları bulunuyordu…

MTA’ya, memleketi Ordu’da ‘uyduruk’ çalışmalar yaptırtarak milletin parasını boşa harcatan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, bu defa 2004 yılı Kasım ayında, henüz bulunmamış petrol için, Trabzon Limanı’nın, Karadeniz’deki petrol aramalarında ÜS olacağını belirtiyordu (6).

Yıl – 2003/2004 : “Karadeniz’deki petrol avı”na bilimadamı katkısı!…

Bizde BM bir şey emrettiyse ya da Hükümetler bir karar almışsa bilim adamları da onu takip eder; tıpkı BM’nin “Küresel Isınma var” yalanından ‘(durumdan) vazife çıkartan’ bilim adamları gibi, Enerji Bakanı Hilmi Güler’in ‘petrol avcılığını’ başlatmasından sonra ‘rol çalanlar’ da, “Karadeniz’de petrol var” iddialarına katkı koyuyordu.

Yıl – 2003 :

Karadeniz Teknik Üniversitesi’nden  (KTÜ) Jeoloji Profesörü S.K, Doğu Karadeniz’den kıyılara doğru petrol sızıntısı saptadıklarını belirtiyor, Sinop ve Samsun ile Trabzon – Rize – Sarp açıklarında ciddi potansiyel gördüklerini belirterek, “Bölgesel tüm jeolojik veriler petrolü doğruluyor. Karadeniz çok ümit verici ve mutlaka sondajlanmalı” diyordu (7). Söylenildiği gibi de (sonradan) sondajlandı!…

Peki ne mi çıktı!.. Sondaj yapıldığı bile (neredeyse) şüpheli… Yapıldıysa da bir şey çıkmadı…

Yıl – 2004 :

Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Jeoloji Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. N.T; Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) ile Britis Petroleum’un (BP), Rize-Artvin açıklarında ortaklaşa yürüttükleri petrol ve doğalgaz arama çalışmalarında çok olumlu sonuçların elde edildiğini belirtiyor, ‘BP’nin bu bölgede çok yakında sondajlama çalışmalarına başlayacağını, bu alandan 1 milyon varil rezervin beklendiğini ifade ediyor, tahminlerin tutulması halinde Türkiye enerji açısından dünya ülkeleri arasında önemli konuma gelecek de diyordu (8). Tabii ki de “tahminler” çıkacak demek değil, tutmuyor; ortada yapılmış ciddi bir çalışma da zaten bulunmuyor.

KTÜ Jeoloji Mühendisliği Bölümü Petrol Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. S.K; Orta ve Doğu Karadeniz’de jeolojik açıdan petrol bulunabilecek önemli sahaların varlığına dikkat çekiyor, Karadeniz`de halen TPAO ile BP’nin yürüttüğü petrol arama çalışmaları sonucunda petrol bulunacağından ümitliyim diyordu (9)… Hopa açıklarındaki petrol aramaları denilen şey, iyi bir “masal” bile olmuyordu…

Sözüm mezunu olduğum KTÜ mensupları için asla değil, ülkemizin tüm akademisyenleri için: Bizim üniversitelilerimiz, profesörlerimiz, “Dünyada neler olup bittiğini bilemedikleri için” kolay yanılabiliyor, yanıltılabiliyorlar da; olmakta olan bu oluyor…

Yıl – 2004 : Ben yine ‘karşı çıkıyor’, diyordum ki…

O dönemde haftalık yazılar yazdığım bir yerel gazetede, “Adama hasretiz” başlıklı yazımda ben de; “Kaç kez olduğunu ben unuttum, yerel yazılı ve görsel medyamız, ´Karadeniz petrol kaynıyor´ deyip duruyor. Daha henüz ortada hiçbir şey yok ama, petrol fırtınamız (!) sürüyor…Bu haberlere çeki düzen vermezsek yeni bir ‘hurafemiz’ yeşerecek. Ayrıca da derim ki, petrolünüz olsa ne olur; Bor’umuz, Trona’mız var, ama hâlâ sürünüyoruz.” diyordum (10). Haklıydım, çünkü; “ortada olmayan” bir petrol için “bulundu demek” saçmalığı zaten savunulamazdı, haklı olarak karşı çıkıyordum. Zaten de, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler’in, 2004 yılı Kasım’ında;  “Petrol arama çalışmaları konusunda değerlendirme çalışmaları devam ediyor. İnşallah Haziran ayında ilk sondaj vurulacak…Petrol arama çalışmaları sonucunda inşallah olumlu bir sonuç alınır da bölgenin çehresi değişir…. ‘Petrol var ya da yok’ diye bir şey söylemek istemiyorum” şeklindeki açıklaması da (11), ortada petrol olmadığının delili oluyor; Trabzon deniz ve hava limanları da petrol için değil, Irak ve Afganistan işgallerine lojistik destek veriyordu. Karadeniz’de Petrol aranıyor, iddiaları da, bu hizmetin ‘örtüsü’ oluyordu…

Yıl – 2003/2005 : Var, var, var… Amerikalı bile var diyor…

Karadeniz’de Petrol Masalları 2003-2004 ‘garden parti’si, bürokratlar ve basın mensupları üzerinden sürdürülüyor; TPAO, Genel Müdürü Osman Saim Dinç, 2003 yılı Aralık ayında, Doğu Karadeniz’de sondaja başlayacaklarını ve günlük 150 bin varil petrol üretmeyi hedeflediklerini söylüyordu (12).

2004 yılı Mayıs ayında açıklama yapan TPAO Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Aydın ise, umutluyuz, petrol çıkacak diyordu (13). Millete ‘petrol gazı verilmiş ya’, artık tutmak gerekmiyor, doğalgaz bulunduğu söylenen Düzce’nin denize açılan penceresi Akçakoca’da da aynı ham hayal yaşanıyor; “Bakan, ´Sondaj yapmadan petrol var veya yok diyemeyiz´ diyor ama…Akçakocalılar’ın tepkisi: – Bakan beyi bir daha arayın…Deyin ki…Var, var, var…Amerikalı bile vardiyor.” deniliyordu(14). Sonrasında, yine 2004’de; TPAO Genel Müdürü Osman Saim Dinç, Bakan Bey’den ‘petrolünü almış’ olmalı ki; Karadeniz’in doğalgaz ve petrol potansiyelinin büyük olduğuna inandıklarını söylüyor (15); büyüklerimiz deyince bize de inanmak düşer (!), Trabzon’da bir gazetemiz de, ortada petrol yok ama, petrolün hepsi bizim olacak diyordu (16).

Karadeniz’de petrol avı’nın 2005 Yılı ‘resepsiyonu’, Ankara Sheraton Oteli’nde yapılıyor; Doğu Karadeniz arama sondaj projesine ilişkin hazırlanan Çevresel ve Sosyal Etki Değerlendirmesi (ÇSED) raporu için düzenlenen basın toplantısında TPAOArama Grup Yardımcısı Mustafa Aydın; TPAO’nun BP ile yapılan ortaklık anlaşması sonucu, 2001 yılındaKaradeniz’in potansiyelini ortaya çıkarmak için çalışmalara başlandığını hatırlatıyor, bu kapsamda, Doğu Karadeniz’de 2002 yılında 2 boyutlu, 2003 yılında da 3 boyutlu sismik incelemenin başlandığını, 2004 yılında da bu verilerin ayrıntılı olarak incelendiğini ve sonunda Hopa-1 kuyusunun 2005 yılı ortalarında delinmesiyle, bölgede ‘ticari değere sahip miktarda petrol ya da gazın olup olmadığının belirleneceğini söylüyordu ki (17), TPAO’nun 2005 yılı Mart’ındaki bu açıklaması da, 2003’den 2005’e, “Karadeniz’de petrol bulunmadığının” açık bir delili oluyordu. Petrol yoktu ama, ÜS kelimesi bol bulunuyordu, Mustafa Aydın ’da, Trabzon Limanı’nın stratejik ve lojistik ÜS olacağını söylüyordu.

Trabzon kim/ne için stratejik ve lojistik ÜS oluyor diye sormamızın gereği yok; sözkonusu bu “ÜS olma” hâli petrol için olmuyor; 01 Mart 2003 Tezkeresi TBMM’den geçmeyince, ‘herşey’, Trabzon üzerinden Ortadoğu ve Afganistan’a geçiyordu! BP Türkiye İletişim ve Dış İlişkiler Direktörü, Mike Biblo da, Mustafa Aydın gibi, Trabzon’da bir ÜS kurulacağını söylüyordu (A.g.e). Bakan hangi ‘av’da ise, haliyle bürokratı da o ‘av’ın peşinde, TPAO’nun Yönetim Kurulu Başkanı Osman Saim Dinç de; petrol ve doğalgaz konusunda Türkiye’nin “umud hâle” getirilen Karadeniz’de, arama ortaklıkları için uluslararası şirketlerle görüşmelere geçtiklerini, Doğu ve Batı Karadeniz’deki büyük potansiyelin yabancı yatırımcılara yeni imkanlar sağlayacağını söylüyordu (18)… Amerikan Madison Oil Şirketi’nin Türkiye Temsilcisi Joe McClintock ise, Türkiye’nin Petrol Yasası’nı değiştirmesi gerektiğini söylüyor, ayrıca da, -Hükümetin keyfi kararlar almaktan kaçınmasını da söylüyor; ABD Büyükelçiliği’nin Ekonomi Müsteşarı Thomas Goldberger ise; Washington’ın, Türkiye’nin kendi petrol ve doğalgazını üretme çabasını desteklediklerini açıklıyordu (19). Destekledikleri tabii ki, petrol bulmamız değil, Trabzon “deniz/hava” limanlarının ‘kendilerine desteği’ oluyordu…

Yıl – 2005 : Ben yine diyordum ki…

16 Mayıs 2005 tarihinde yazdığım, “Karadeniz’de Petrol mu, Üs mü?” başlıklı yazımda; “Hatırlanacak olursa ABD, Irak saldırısı öncesinde Amerikan askeri gücünün merkezi Türkiye olsun istenmiş, Karadeniz’de de ÜS talebinde bulunmuştu. Şimdilerde de, ABD ile Türkiye arasında, İncirlik üssünün kapasitesinin artırılmasından, Trabzon ve Samsun’da askerî limanlar açılmasına dek bir dizi “talep” konusunda görüşmeler yapıldığı basına yansımış bulunuyor…Karadeniz’de de ÜS için ´Meclis kararı´ gerektiği, bunun da kolay çıkmayacağının bilinmesi farklı dışa vurumlar ortaya çıkarıyor. 1 Mart 2003 Tezkeresi’nin reddedilmesi ile suya düşen ÜS hesapları şimdi farklı araçlar üzerinden sürdürülüyor. Hal bu olunca da, Karadeniz’de petrol aranacağı/bulunduğu haberleri önümüze sürülüyor…MTA’ya, memleketi Ordu’da ´uyduruk´ çalışmalar yaptırtarak milletin parasını boşa harcatan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler Bey, henüz bulunmamış (varolup olmadığı da bilinmeyen) petrol için, Trabzon Limanı’nın Karadeniz’deki petrol aramalarında ÜS olacağını belirtiyor. Ortalıkta petrol yok, çıkartılan gürültünün sebebi BOP (GOP)’a ÜS verilmesinin sürdürülmesi (gibi) görünüyor. Bölgede, petrol dışı çalışmalar (basın ya da halk üzerinden etütler) gerçekleştiriliyor olması da bunu ortaya koyuyor. İçlerinde bir de sosyolog bulunan BP heyeti; ne ilgi ise, bölge halkı üzerinde inceleme yapıyor, petrol arama çalışmalarına yaklaşımlarını ve beklentilerini soruyor, sondaj sonrasında petrolün bulunup bulunmaması halinde yaratacağı etkileri araştırıyor. Heyettekiler, Trabzon’da liman alanı içinde 150 kişilik ikinci bir prefabrik ÜS kurulacağını söylüyor, Trabzon’un kara üssü olarak seçilmesinde uluslararası havaalanı varlığının da etkili olduğunu açıklıyordu. Bölgede petrol aranmasından çok ÜS kuruluyor olduğunu düşünmemiz için yeterince sebep bulunuyor….Ortalıkta bir gram bile petrol yoktu ama basınımız ´Karadeniz’de petrol´u hemen her gün haber yapıyordu…. ABD’nin, ‘Karadeniz’de GÜVENLİK’sorununu (!) gündeme getirmesi, NATO’yu kullanarak, Karadeniz’in Batısında, Bulgaristan ve Romanya’da ÜS açacak/açıyor olması, Doğusunda da Trabzon’u ÜS yapıyor olması (-1936 Tarihli Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni Türkiye aleyhine olacak şekilde delmek için zorlaması) da hep bu oluyor. ÜS’ler için Meclis kararı çıkarmak “zorluğu” ise, ´petrol masalları´ okumanızın sebebi oluyor.” diyordum (20). Bu dönemde ‘aleni ÜS’ görünmüyor ama, “olmayan petrol” görünüyordu!…

Gülmemek mümkün değil: Petrol bulunuyor!..

Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) ve British Petroleum (BP) Petrol Arama Ortak Girişimi tarafından, Doğu Karadeniz’de sürdürülen petrol arama faaliyetinde, Haziran-2005’de, sondaj çalışmalarına başlanacağı, çalışmanın yaklaşık 4 aylık sürede tamamlanmasının beklendiği açıklanıyor; 1. kuyudan olumlu sonuç alınırsa, 2. kuyu için de çalışma başlatılacağıaçıklamaları yapılıyordu (21). Ortada petrol metrol yoktu ama,bu açıklamanın on beş gün sonrasında Akşam Gazetesi’nde, 31.03.2005 tarihinde çıkan bir haber/yazı, rezervinden bile bahsediyor;Doğu Karadeniz’de Türkiye’ye 40 yıl yetecek petrol bulunduğu, bu sahadan yılda 20 milyon ton petrol üretilebileceği, bulunan rezervin Azerbaycan’ın Şah Denizi petrol sahası büyüklüğünde olduğunu yazıyordu: Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) ve İngiliz petrol şirketi British Petroleum’un (BP) Karadeniz’deki 15 yıllık petrol arama çalışması nihayet sonuçlandı. Doğu Karadeniz’de Türkiye’ye 40 yıl yetecek petrol bulundu…Doğa Karadeniz’deki sahada yapılan ek incelemeler sonunda petrol rezervinin 800 milyon ile 1 milyar ton arasında olabileceği tahmini yapıldı. Azerbaycan’daki Şah Denizi petrol sahasının benzeri olan sahadaki petrol rezervinin Türkiye’nin her geçen gün artan toplam petrol tüketimini 40 ila 50 yıl karşılayabileceği belirlendi.” deniliyordu (22). Ortada bulunan bir rezerv yok, “petrol olmadığı” tartışılır olmuyordu…

Platformlar batıyor, ‘petrol çıkarma rüyası’ sulara gömülüyordu…

BP İletişim Asistanı Göksu Fırıncı’nın, “Bizim bölgede 3 yıldan bu yana yürüttüğümüz çalışmalarda elde ettiğimiz veriler, sondaj yapmamız gerektiğini ortaya koydu. Ancak bu durum kesinlikle petrol olduğunu ortaya koymaz.” açıklaması da zaten (23), petrol bulunmadığının delili oluyordu. Hopa yöresinde sondaj yapacak GSF Explorer adlı sondaj gemisi, Hopa açıklarında demirliyor;  4 ay sürecek çalışmalarda 4 bin 600 metre derinliğinde petrol aranacağı vurgulanıyor, BP yetkilileri Karadeniz’den petrol çıkacağına inandıklarını belirtti deniliyordu (24). Orada, Hopa açıklarında hareketsiz duran bir gemi var ama, ne yapıldığını ya da bir şey yapılıp yapılmadığını hiç kimse bilmiyordu. Nerdeyse yanına, sinek bile yaklaştırılmıyordu…   

Batı Karadeniz’de, Akçakoca’da gazlı petrol aramak için açılan Ayazlı-1, Ayazlı-2 ve Akkaya kuyuları sondaj platformları, mühendislik hatası iddialarından kısa süre sonra batıyordu. Birleştirilen üç platformun sonuncusu Kasım ayının ilk günlerinde sulara gömülüyor, platformları kuran Medison Oil firması ise, bu gelişmelerin hemen ardından apar topar Türkiye’den ayrılıyordu. Kurulan platformların batmasının ardından zararın telafisi de gündeme geliyor, ancak imkansız olduğu görülüyordu. CHP Adana Milletvekili Tacidar Seyhan, ‘Türkiyenin doğalgaz umudu olarak gösterilen üç sondaj platformunun devrilerek suya gömüldüğünü açıklıyor, , üç petrol kuyusunun batması, petrol/gaz çıkarma rüyasının da sulara gömülmesi oluyordu. Platformun batmasından, “çağırdığımız” yabancı sermaye, yani Madison Oil’ suçlu, ama, o da ABD, bizi takmıyordu

Hopa açıklarındaki aramada “petrol bulunmadığı” kesin oluyor; Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler’in, büyük törenlerle kamuoyuna duyurduğu, ‘Akçokoca’da doğalgaz keşfi’ iddiası içinise, verilen haberin ne kadar “doğru” olduğu soruluyordu: “..‘doğalgaz keşfine kadar doğruKamuoyunu yanıltanlar mı var…Karadeniz için ‘umut’ ya da felaket tacirliği yaratanlar karşısında kime inanacağız?” deniliyordu (25)…Tabii ki “olmayan” bir şeye inanılmaz, görünebilen, Karadeniz’in ABD gölü haline getirilmesi oluyordu…

ABD “Karadeniz’i gölü haline” getiriliyor…

2005 yılı sonuna doğru da “Karadeniz’de petrol bulunmuyor/yok”, olmakta olan sadece, “Karadeniz’in ABD gölü” haline sokulması oluyordu. ABD Dışişleri Bakanı Rice’ın, Avrupa ziyareti amacına ulaşıyor,  Romanya ile “askeri üs” anlaşmaları imzalanıyor, Karadeniz’i bir Amerikan Gölü haline getirmeye yönelik dev adımlar atılıyordu. “Romanya’da 4 ABD üssü kurulacak. 25 bine yakın ABD askeri buralara yerleştirilecek. Bu üslerden biri işkence merkezi olarak kullanılıyordu…Yakında Bulgaristan‘a da üs kuracaklar. Ukrayna ve Gürcistan‘daki ABD darbelerinden sonra Romanya ve Bulgaristan’la birlikte Karadeniz’e yönelik ABD planı tamamlanıyor. Yarın Sinop ve Trabzon‘da birer ABD üssü kurulur..” deniliyordu (26). 25 Kasım 2004 tarihinde, Yeni Şafak’tan İbrahim Karagül; “Karadeniz “Amerikan Gölü” mü olacak..?” diye soruyor, “Rusya’yı Karadeniz’den uzaklaştırırsa Karadeniz tam anlamıyla bir “Amerikan Gölü” haline gelecek.” diyordu ama, yanılgısı, “Karadeniz’in, ABD (Anglosakson-Judea ortaklığı) gölü” olması, Ortodoks Hıristiyan “Rusya ile de (rağmen de)” olması oluyordu… Ayrıca da, “Karadeniz “Amerikan Gölü” mü olacak..?” diye sormuyor, “Karadeniz’deki ‘petrol avı” amacının aslında, “ABD ÜS’sü amaçlı” olduğunu hem yazıyor, hem de katıldığımız “Yerel Tv.” Programlarında ifade ediyorduk… 2003 yılından beri petrolümüzün “doğması” da zaten, bu amaç için oluyordu!..

Ne, neden oldu da aniden “petrolümüz oluyordu!…”

Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO), 27 Ocak 1990 tarihinde İngiliz petrol şirketi BP ile Orta Karadeniz açıklarında petrol arama konusunda bir anlaşma imzalamış, 1991’de anlaşma, ‘ortak işletme’ anlaşmasına dönüştürülmüş ancak, o tarihten 2001 yılına kadar da ne BP, ne de TPAO bu konuda önemli bir adım atmıyordu. Dikkat ederseniz de, BP ile, 1990-91’de yapılan anlaşmalar, Küreselleşme denilen ABD Yeni Dünya Düzeni’nin uygulamaya geçtiği tarihler oluyor, BOP projeleriyle İslam coğrafyasını “hedef düşman” ilan edildiği döneme denk geliyordu. Ortak üretim anlaşmasının süresinin “bitmesine” kısa bir süre kala da, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı görevine Hilmi Güler getiriliyor (18 Kasım 2002), sonrasında da Akçakoca açıklarında 6 ayrı bölgede doğalgaz yatağı (!), Doğu Karadeniz’de Hopa’da, Azerbaycan’ın Şah Denizi petrol sahası kadarpetrolümüz var, palavrası doğuyordu..

Ortalıkta görünür bir petrol rezervi yoktu ama, ulusal, haliyle de yerel basınımız, “Karadeniz’de petrol” haberleri yapıyor; bu haberlerin başladığı 2003 yılı hemen öncesinde, 2000-2003’te üretilen, “Karadeniz’de Nuh Tufanı” yaşandı, “Nuh Peygamber’in iskeleti bulundu” yalanlarını size taşımaları ile “aklınızı çalan” gazeteler/gazetecilerimiz, bu defa; “Karadeniz’de petrol var” haberleri ile aklınızın çalınmasına vesile oluyordu… Bu arada Trabzon Limanının, ÜS olarak hazırlanması ya da büyük ‘kargo uçakları’ sıkça inen Trabzon havalimanının kimin için hazırlandığı da anlaşılabiliyordu. “Karadeniz’de petrol aranacak” veya “Karadeniz’de petrol bulundu” haberlerinin basına yansımasından sonra özelleştirilen Trabzon limanının İşletme Müdürü M.E., Doğu Karadeniz’de petrol arama çalışmalarını yürüten BP ve TPAO’nın, liman sahasını kendilerine “ÜS olarak” seçtiklerini söylüyordu  (27). Aynı günlerde, Nisan 2005’de, Enerji Bakanı Hilmi Güler; Türkiye’nin doğalgaz ve petrolde bir enerji koridoru olma konusunda önemli adımlar atarken, elektrik enerjisinde de bir köprü vazifesi göreceğini ifade ediyordu (28). Sözkonusu koridorun ya da ‘köprü ülke Türkiye’nin, Ortadoğu (Irak) ve Kafkasya-Asya (Afganistan), yani BOP kapsamında ‘köprü’ olduğu ise zaten görülebiliyordu…

Tam da bu dönemde, İsrail’den Karadeniz bölgesine ‘artan yolcu talebi’ bahane edilerek, Türk Hava Yolları’nın Trabzon-Tel Aviv hattında haftada bir gün sefer başlatma kararı alındığının açıklanması, İsrail’in de bölgemizde ÜS’lendiğini (!) gösteriyor; İsrail’li bir Sivil Havacılık Müfettişi’nin, Trabzon Havalimanı’nda inceleme yaptığının, güvenlik hakkında İsrail’deki yetkililere sunulmak üzere bir rapor hazırladığının ifade edilmesi ile (29), ortada ‘petrol sevinci’ olmamasına rağmen; “Limanda alarm.…petrol arama girişimlerinden gelen bu sevindirici haber üzerine harekete geçen özel ekipler limanda kurdukları platformla gemilerin özel güvenliğini sağlayarak herşeyi en ince ayrıntısına kadar inceliyorlar.” denilmesi (30), neye ‘köprü’ olduğumuzu gösteriyordu. Ülkemizde, “1 Mart Tezkeresini” geçiremedikleri için Trabzon ve Sinop’ta ÜS elde edemeyenler, “Karadeniz’de doğal gaz/petrol aramaları/güvenlik” adı altında limanlarımızı/havalimanlarımızı ÜS olarak kullandıkça kullanıyor, bu durum, “Karadeniz’de petrol masalları” okumamızın da sebebi oluyordu…

Yıl – 2006 : Aman petrol!… Fakat, ben yine diyordum ki…

2006 yılı petrol masalı, TPAO’nun Karadeniz’de yürüttüğü operasyonlarda, Türkiye’nin kaderini değiştirecek büyüklükte petrol rezervinin bulunduğu sonucuna ulaştı haberi ile başlıyordu (31). Ben ise aynı günlerde, Trabzon’dan bölgeye yayın yapan Karadeniz Gazetesi’nden Ahmet Külekçi’ye röportaj veriyor; “Haziran ayında petrol sondaj yapılacağı, çalışmanın 4 ay süreceği açıklanmıştı ama, petrol aradığı ileri sürülen, etrafından kuş bile uçurtulmayan geminin yöreye gelişi üzerinden neredeyse 6 ay geçti ama, gerçekten petrol aranıyor mu kimse bir şey bilmiyor, kamuoyu tarafından sonunda bilenecek olan şey ise tıpkı, Akçakoca masalında olduğu gibi ‘Servise konacak’ ne idüğü belirsiz bir açıklama olacağı şüphe götürmüyor…Akçakoca ve Hopa’da doğal gaz/petrol aranacak/bulundu iddialarının ötesinde yaşanan gerçek ise, ABD’nin, Ortadoğu ve Asya İşgal planları sebebiyle Karadeniz’i bir Amerikan gölü haline getiriyor olduğudur. Ukranya ve Gürcistan’daki ‘ABD Darbeleri’nden sonra Romanya ve Bulgaristan’la birlikte Karadeniz’e yönelik ABD planı tamamlanıyor.” diyordum (32). Hemen akabinde, 02.01.2006 tarihinde, Trabzon İLESAM İl Temsilcisi olarak yaptığım basın açıklamamda da; benzer görüşlerimi belirtiyor, “Yaşanan dünya hadiselerinden bihaber kendilerine ‘servis yapılan’ haberlere hemen inanan akademisyenlerimiz, avamımız, medyamız; 2000-2003 yılları arasında “Karadeniz’de Nuh’un Gemisi bulundu” yalanları ile aklınız çalınmıştı, bu defa da “Karadeniz’de doğal gaz/petrol” masalları ile uyutuluyorsunuz, hadi size iyi uykular…” da sunuyordum (33)…

Aynı (2006) yılın 15 Mayıs’ında ise; “Ortada petrol yok ama, 2003 tarihinden 2005 yılı sonuna kadar, Karadeniz’de Petrol Masalı halka afyon gibi yutturuluyor; petrol aradığı söylenen yabancılar, geldikleri gibi değil de sessiz sedasız bölgeden kaçıyorlarsa; işbirlikçisi TPAO’muz, hala (-BP’nin, balık yiyip kaçtığı Hopa çalışmasından) olumlu sonuç çıkması durumunda 2008’de açılacak kuyudan söz ediyorsa, ‘misyonerlik’ vardır…” da diyordum (34)…

Yaptığım açıklamalarda “ortada petrol yok” deyip duruyordum ama, bu arada, İngilizlerin BP şirketinden sonra, Brezilye’nın petrol şirketi Petrobras de Karadeniz’de (Sinop ve Kırklareli açıklarında) petrol aramak için anlaşma imzalıyor; Petrobras’un uluslararası Direktörü Nestor Cunat Cervero; Karadeniz’de çok zengin petrol ve doğal gaz rezervleri bulunduğunu söylüyordu (35). TPAO Üretim Daire Başkan Yardımcısı Mehmet Kul ise, Karadeniz’de açıklarda ve daha derinlerde petrol bulacaklarından emin olduklarını söylüyor, bu sözler üzerine oldukça keyiflenen Bakan Hilmi Güler’de; “Bizi dışa bağımlılıktan kurtarın, sizi sırtımda taşıyacağım diyordu (36). Ortada petrol olmadığı için de, kimse kimseyi sırtında taşımıyor, ama dış politikamız ‘ABD dış politikası’ olduğu için de, 2006 yılı sonu sonrası da ABD’yi, dolayısıyla ‘petrol umudumuzu’  taşıyorduk!…

Yıl – 2007 : “Eğer çıkarsa” şartı ile umutlar ‘servis’ ediliyor…

TBMM Genel Kurulu’nda Petrol Yasa Tasarısı’nın görüşmeleri sırasında söz alarak milletvekillerinin sorularını yanıtlayan Bakan Hilmi Güler; “Karadeniz’de petrol aranıyor. Bu, olacak şey değildi daha önce…Matkabın ucu değmedikten sonra, ‘var’ veya ‘yok’ demiyoruz. Ama ümitliyiz. Çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu Petrol Kanunu, bunu biraz daha kolaylaştıracak” diye konuşuyordu (37). ABD(li) isteyince “Petrol kanunumuz” değişiyor, söylenmeyen ise, Doğu Karadeniz/Hopa aramalarından “petrol çıkmadığı” oluyordu.  Bu sebeple, “Türkiye’nin büyük umut bağladığı Karadeniz’de petrol arama çalışmalarında Doğu Karadeniz’den olumsuz haber geldi. İngiliz BP ve Amerikan Chevron ortaklığınca açılan ilk sondajda petrol bulunamayınca ikinci sondajdan vazgeçildi. BP-Chevron ortaklığı…hisselerini..Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’na (TPAO) devretmek istediklerini resmen bildirdi…BP ile Doğu Karadeniz’de petrol araması için yapılan anlaşmayı kamuoyuna duyuran Enerji Bakanlığı yetkililerinin, petrol bulunmadığına ilişkin bulgular en az altı ay önce kesinleşmesine karşın bugüne kadar açıklama yapmaması dikkat çekti….Doğu Karadeniz’deki petrol aramalarında sonuç alınamazken, Batı ve Orta Karadeniz’de umut hâlâ devam ediyor.” deniliyordu (38). Okuduğunuz gibi de, Doğu Karadeniz’de (Hopa-1 kuyusunda!..) petrol bulunamadığı kesin oluyordu….   

Bu gerçeğe rağmen de, TPAO yetkilileri gerçeği saptırıyor; “Karadeniz’de petrol bulma ihtimali yüzde 10….Hopa açıklarında BP ile yaptığımız çalışmalardan çok iyi sonuçlar aldık. Karadeniz’de petrolün emarelerini gördük. Tahmin ettiğimiz rezervlere ulaşırsak Türkiye’de tüketilen petrolün yaklaşık yüzde 15’ini Karadeniz’den karşılayabiliriz‘.” deniliyordu (39). Deniliyordu ama, kelimeler ‘dikkatli okunursa da’, “tahmin ettiğimiz rezervlere ulaşırsak” şartı kamuoyuna gösterilmiyordu. Bu kandırmacayı Bakan Hilmi Güler de sürdürüyor; ‘Açıklarda büyük bir havzada yeni rezerve ulaştık. İlk tespitler iki ayrı havzada Türkiye’nin uzun yıllar ihtiyacını karşılayacak petrol ve doğalgaz bulunduğu bilgisini veriyor’..Matkabın ucu petrole değmeden bir şey diyemem…Eğer çıkarsa, Türkiye büyük yükten kurtulur’diyordu (40). Gördüğünüz gibi de, “eğer çıkarsa şartı”, yani “halamın bilmem nesi olursa amcam olur” şartı benzeri petrol bulunuyordu!.. Ama tabii ki de, “hâlâ amca olmaz, olmuyor”, petrol bulunmuyordu. TPAO Genel Müdürü Mehmet Uysal, 27 Aralık 2007’de, 2009’da açılacak “altın sayfalardan” bahsediyor; Karadeniz’den çıkacak petrol ve gaz sayesinde dışa bağımlılığın ortadan kalkacağını, , 2023’te enerji ithalatının biteceğini, 2009’dan itibaren geniş çaplı sondaj vurulup, 2015’te üretime geçileceğini, Karadeniz’in, Türkiye’nin petrol tarihinde altın sayfalar açacağını söylüyordu (41). Tabii ki de, Altın da değil, “teneke sayfalar bile” sözkonusu olmuyordu…

Akademisyenler… “dünyada neler olup bittiğini” bilmeli…

Petrol avcılığı araştırmalarında Doğu Karadeniz’de Hopa açıklarında yapılan sondaj (!) çalışmalarında “petrol bulunamaması”, “petrol olduğu” şeklindeki açıklamaları yüzünden bazı akademisyenleri tabii ki ‘zor durumda’ bırakıyor. Hâl bu olunca da, Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Jeoloji Mühendisliği Petrol Bilim Dalı Başkanlığından bir arkadaşımız; TPAO-BP-Chevron ortaklığı tarafından açılan ilk sondajda petrol bulunamamasının, maliyetlerdeki yükseklik nedeniyle yeni bir sondaj açılmasının önünü tıkadığını ifade ederek, “’Pek çok çevre tarafından ‘Karadeniz’de petrol yok’ yorumları yapılsa da bu yorumlar doğru değil” görüşünü dile getiriyordu (42). Fakat, eğer BP petrol bulmuş olsaydı, ikinci sondajı da yapardı, bulamadığı için yapmıyordu. Yoksa, Karadeniz’de 4000 metrelerde petrol aramanın maliyetinin ne olduğu, daha aramalar başlamadan biliniyordu. Tekraren de belirtiyorum ki; sözüm asla sadece KTÜ’deki akademisyen arkadaşlarımıza değil, bu ülkedeki, her alandaki her doçent, profesöre : Her kim olursa  olsun, şu bu kişin doçentliğini veya profesörlüğünü önemserim ama, Dünyada neler olup bittiğini bilemeyenlerin, “bilim adamı olamayacakları” görüşümü daha çok önemsiyor; yıllardır da, değişmez bir şekilde muhafaza ediyor ve savunuyorum… Akademisyenlerimiz, ilim çalışmaları yanında, “dünyada neler olup bittiğini” bilmek zorunda diyorum… Bilemeyenler tabii ki profesör ama, bence “bilim adamı değil”, diyorum… 

Bunu şöyle izah edersem de: Ben; BM ve onun bilimsilahşörlerine ve de ülkemizdeki bütün akademisyenlere rağmen, “Küresel Isınma yok”, “bu iddia tuzak” diyordum ama; bırakın yazar/entellektüelliğimi, 25 yıllık MTA Jeoloji Yüksek Mühendisliği çalışmam da olmasına rağmen, derdimi anlatamıyordum. Hemen her alanda, “Küresel Isınma VAR” açıklamaları komikliği sergileniyordu ki, iyi ki de ‘profesör’ değildim… Profesörlerimize de, petrol için bölgesel tüm jeolojik veriler uygun olsa da, “bu mutlaka petrol bulunacak demek değil” açıklamamızı da duyuramıyorduk!.. Duymak istenilmiyordu ama, “çıkmadığı da” zaten ortaya çıkıyor, iddia ettiğimiz doğrulanıyordu… Bunu bir başka şekilde ifade edersem de: Mesela, Doğu Karadeniz’de “masif sülfit yatakları” barındıran jeolojik yapı pek çok yerde bulunuyor olsa da, tabii ki her bu şekildeki yapı, “bakır, kurşun, çinko” madeni bulundurmuyor. Bunu MTA çalışmalarımızdan da zaten bilebiliyoruz… Bu sebeple de, petrol çıkmadan “var” demek yerine, “muhtemel” veya “olabilir de, olmayabilir de” şeklinde açıklama yapmak, hem daha akademik olur, hem de halkını kandıran yöneticilere destek vermemek de olur… Ama ne yazık ki bu böyle olmuyor; akademisyenlerimiz petrol bulmayı umarken, siyasetçi, oynanan oyunu bildiği için, aradabir gerçeği de söylüyor; “matkabın ucu delmeden bulduk diyemeyiz” demeyi de ihmal etmiyor…

Sorun şu ki de, profesörlerimizin bile ‘bilgisiz’ olduğu bir ülkede, iyi niyetli akademisyenlerimizin, “muhtemeldir” şeklindeki açıklamalarını kavrayacak durumda olmayan ‘bilgisiz basının’, “Karadeniz petrol kaynıyor” şeklinde anormal bir başlık atması da normal (!), ayrıca, siyasetçilerimizin, dolayısıyla kurumlarımızın da işine geliyor, isteği de oluyor…

Yıl – 2008, Karadeniz’de yine ‘petrol müjdesi’… yetsin artık TPAO…

Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) ile, Karadeniz’de ‘derin deniz’ petrol araması konusunda anlaşma imzalayan Brezilya’nın milli petrol şirketi Petroleo Brasileiro SA (Petrobras), Karadeniz’de çok zengin petrol ve doğal gaz rezervlerinin bulunduğu tahmin ediyordu (43). Petrobras ile Karadeniz ile ilgili beş yıllık bir anlaşma yaptıklarını kaydeden TPAO Genel Müdürü Mehmet Uysal, İngiliz ekonomi gazetesi Financial Times’a yaptığı değerlendirmede; Karadeniz’de büyük petrol rezervleri bulunduğunu ifade ediyordu fakat, adeta kendisini yalanlarcasına Financial Times, bölgede rezerv olmadığına inanarak, TPAO ile ortak çalışmalarından vazgeçen Chevron ve British Petroleum (BP)’dan sözediyordu (44). Uysal, 9 büyük prospect olduğunu, hepsinden “olumlu sonuç alındığı” taktirde 2023’te Türkiye’nin enerji bağımlısı bir ülke olmaktan çıkacağını belirtiyordu(45). Okuduğunuz gibi de, Türkiye’nin enerji bağımlısı bir ülke olmaktan çıkması müjdesi,  “hepsinden olumlu sonuç alındığı takdirde” şartı ile veriliyor, Cumhuriyetin 100. yılı petrol bağımsızlığımız, bu hurafe ile doğuyordu!.. Daha önceki açıklamalarında, 2009’da Altın Sayfalar açılacağını bildiren Mehmet Uysal, bu defa; 2010 yılından itibaren Karadeniz’de sondajlara başlanacağını belirtiyor, 10 milyar varillik petrol rezervi beklediklerini söylüyor, ama bunu da, “Eğer sondaj çalışmaları başarılı olursa” şartına bağlıyor, “bu şartın” tutması halinde Türkiye’nin tüm petrol ihtiyacını Karadeniz’den karşılamak mümkün hale gelecek diyordu (46). Mehmet Uysal, ne dediğini bilmiyor, asıl “eğer olmazsa” ne olacağını ya da neden hâla o koltuğu işgal ettiğini söylemesi gerekiyordu.

Petrol bulamıyorduk ama, kandırmaca sürdüğü için, Amerikalılar bize, ‘Petrol Taşı’ buluyordu: “ABD Jeolojik Araştırmalar Servisi’nin (USGS) hesaplamalarına göre, Türkiye petrol taşı rezervinden 284 milyon tonluk petrol üretebilecek kapasitesi var…Türkiye 8 yıllık tüketiminin tamamını petrol taşından karşılayacak bir potansiyel barındırıyor…Bu 33 milyon ton olan Türkiye’nin petrol tüketiminin neredeyse 8 yıllık kullanımına eşit.” deniliyordu (47). Tabii ki de, rezervin tamamının artan petrol fiyatlarına rağmen değerlendirilmesinin “mümkün olmadığı” ise, söylenmiyordu…

TRT’de müjdeci!..

Devletin kurumu TRT’de kandırmacaya katılıyor; “Karadeniz`de 10 milyar varillik rezerve rastlandı. Yapılan arama ve tetkiklere göre Karadeniz`de 10 milyar varil petrol olduğu tahmin ediliyor. Bu da Türkiye’nin yaklaşık 50 yıllık petrol ihtiyacına denk geliyor…Türkiye Petrolleri, artık sondaj için gün sayıyor. Bu amaçla Brezilya’lı petrol şirketi Petrobras ile ortaklık kuruldu. Karadeniz`de bin 500 metre derinlikte 7 kuyu açılacak. İlk petrol 2010`da fışkırabilir.” deniliyordu (48)… Bu üfürmede de TPAO Genel Müdürü Mehmet Uysal başrol oynuyor; Batı Karadeniz`de, Azerbeycan-Şahdeniz doğalgaz yataklarına benzer sahalar olabileceğini belirtiyor, Karadeniz petrol arama çalışmalarına Amerikan şirketleri büyük ilgi gösteriyor diyordu (49). ABD şirketleri (CIA, FBI) tabii ki Karadeniz’e ilgi gösteriyor; daha önce Doğu Karadeniz (Hopa-ı kuyusu) palavraları ile Şahdeniz petrol sahası irtibatlandırılmıştı, bu defa da, “Batı Karadeniz ile Şahdeniz irtibatı masalı” dinlettiriliyordu.  Bakan Hilmi Güler’de aynen devam ediyor; Karadeniz`in petrol üretimi açısından Hazar gibi bir bölge olabileceğine ilişkin işaretler var; 2009 yılında buradaki sondajlardan güzel haberler bekliyoruz diyordu (50). Diyordu ama, biz, 2010 yılı Nisan’ında bu yazıyı yazıyoruz, hâlam hâlâ amcam (tabii ki) olmuyordu!..

            Enerji Bakanlığı yetkilileri, Karadeniz’in batısında doğalgaz, doğusunda da petrol olduğu konusunda güçlü bilimsel verilere ulaşıldığını vurgulayarak, ABD’li şirketlerin “ilgisinin” bu verilerden kaynaklandığını söyleseler de (51), “Karadeniz’deki Petrol Avcılığı”nın tarihine baktığımızda; “Karadeniz’in altı petrol kaynıyor” diyerek TPAO ile arama anlaşması imzalayan Petrobras yanında, İngiliz British Petroleum’da devreye girip çıkmış, sizce (neden bu defa da), Amerikan devi denilen Exxon Mobil devreye giriyordu… İlgi, “bulunmayan veriler mi” ya da ÜS’mü!.. sahi, sizce ne oluyor?..

Siz düşünedurun, TPAO ile ExxonMobil şirketi, Karadeniz’in derin deniz alanlarında petrol ve doğal gaz aramalarında bulunmak için işbirliği anlaşması imzalıyor; Amerikalıların Karadeniz’e iştahının, “ortada olmayan” petrol değil, “Karadeniz, ABD Gölü amacı” olduğu görülebiliyordu…

Yıl – 2009 : Karadeniz’de petrol şehirleri kurulacak!… değil, ÜS’ler kuruluyor…

Tabii ki de, TPAO ile Exxon Mobil ve Petrobrass ile “ortaklıkları” çerçevesindeki “sismik” araştırmalarda da, “Karadeniz’de önemli petrol ve gaz rezervleri” keşfediliyor (!), bu keşif üzerine de “petrol şehirleri” kuruluyordu: “Derin deniz sondajlarına bu yıl başlanacak, bölgede petrol arama şehirleri kurulacak…Karadeniz’de petrol rezerv beklentisi 10 milyar varil civarında. 200 milyon varil/yıl tüketim üzerinden hesaplanırsa 50 yıllık ihtiyaç ‘Karadeniz kaynaklı millî petrol imkânlarıyla’ karşılanmış olacak…Yabancıların ilgisinin Karadeniz merkezinde artacağını aylar öncesinden söyleyen TPAO Genel Müdürü Mehmet Uysal…denizin üstüne kurulacak arama platformlarıyla Karadeniz’in 3-5 sene içinde ışıl ışıl olacağına inanıyor.” deniliyordu (52). TPAO Genel Müdürü Mehmet Uysal, gerçekten ne dediğini bilmiyor, ama, ABD’nin Karadeniz’e ilgisinin, 01.Mart 2003 Tezkeresi’nin reddedilmesi olduğu bilinebiliyor. British Petroleum’un (BP) ardından (Brezilyalı) Petrobras ve yine Amerikalı Exxon’un, “Karadeniz merakı”nın otaya çıkması, “Ortadoğu – Asya’ya (dolayısıyla İran) müdahale iştahı” oluyor, Türkiye, bu ‘dünya devlerini’ Karadeniz’e çekmiyor, bu ‘dünya devleri’ ile “ABD Karadeniz’e” giriyordu. Karadeniz eksenli “petrol avcılığı”, petrol ve gaz aramacılığından ziyade, ABD’nin Ortadoğu ve Asya havzalarına yakınlığı sebebiyle sözkonusu oluyordu. Yoksa, Exxon’un riskli bir anlaşmaya imza atmasının altında, İngiliz British Petroleum’dan “daha akıllı olması” veya “Karadeniz’in derinliklerinde petrol olduğunu kabul etmesi” ya da TPAO’nun başarısı yatmıyordu…

Karadeniz’de petrol arama çalışmaları kapsamında önce İngiliz BP, sonrasında Brezilyalı Petrobras şirketi ile çalışmalar yapan TPAO, ABD’li Exxon Mobil ile petrol arama konusunda “Ortak işletme” anlaşması imzalamasından sonra, 2009 yılı Şubat’ında, bu defa da, ABD’li Chevron şirketi ile görüşüyor, amaç da, yine “enerjide bağımsızlığı yakalamak” oluyordu!.. ‘Petrol Avcılığı’ tanıdığımız, TPAO Genel Müdürü Mehmet Uysal; “Dışa bağımlılıktan kurtulmak için bizim koyduğumuz hedef 2023’tür. Bu tarih Cumhuriyetimizin 100. kuruluş yıl dönümüdür. 1923’te nasıl Türkiye Cumhuriyeti bağımsızlığını kazandıysa, biz de 2023’te enerji bağımsızlığını kazanması için bütün gayretimizle çalışıyoruz…2009 yılının sonunda Karadeniz’de sondajlara başlamayı planlıyoruz.’” diyordu (53)…

Peki de, bu açıklamaya da inanacak mıyız!.. Ya da 2009 yılı sonunda sondaj yapılıp petrol bulundu mu!…

El cevap, -Hayır… Bulunan, “Eğer petrol bulunursa..” oluyordu…

Yeniden bir kez daha: “Eğer petrol bulunursa”…

İstanbul’da düzenlenen Türkiye-Brezilya İş Forumu’nda konuşan Brezilyalı petrol ve gas şirketi Petrobras’ın, Uluslararası Yönetici Direktörü Jorge Zelada, Mayıs/2009 ayında; “…sondaj çalışmalarına 2010 yılının başında başlayacaklarını da belirtti. Zeleda şöyle devam etti: “TPAO ile bir anlaşmamız var…Karadeniz’de petrol  olduğuna yönelik elimizde hiçbir kanıt yok. Risk alıyoruz.” diyordu (54). Dikkat ediniz, “Karadeniz’de petrol olduğuna yönelik elimizde hiçbir kanıt yok” deniyor… Bu açıklama da, 2003 yılından, Mayıs-2009’a kadar yapılan “Karadeniz’de petrol bulundu” açıklamalarının yalan olduğunu ortaya koyuyor.

Zaten, Temmuz/2009 ayında, Karadeniz’in incisi İnebolu’da petrol arama çalışmaları başlayacak, “petrol bulunursa” ilçe ihya olacak denilmesi de (55), ortada “petrol olmadığını” gösteriyordu. TPAO ile Karadeniz’de petrol ve doğal gaz aramak için anlaşma imzalayan Brezilyalı petrol şirketi Petrobas’ın Türkiye Genel Müdürü Hercules Tadeu F. Da Silva da, “Eğer burada petrol bulabilirsek İnebolu’nun çehresi olumlu yönde değişir.” demesi de bu oluyordu.  Norveçli Ocean Rig şirketinden kiralanan Leiv Ericsson adlı platformun, 2009 Aralık ayında petrol ve doğal gaz arama çalışmalarına başlayacağı bildiriliyordu ama, Aralık ayı gelince, Karadeniz’de petrol sondajının, Şubat, 2010’da başlayacağı açıklanıyordu (56). Kamuoyuna ise, “petrol değil”, tıpkı daha önce Hopa için gelen, GSF Explorer’a yapıldığı gibi, Leiv Ericsson adlı platformun “gösterişli gelişi” izlettiriliyordu…

Yıl – 2010 : Yeni Bakan, ‘yeni umut’… ama elin Amerikalısı ne diyor?…

TPAO ve Brezilya petrol şirketi Petrobras ortaklığında, dünyanın en gelişmiş petrol arama platformlarından biri olan Leiv Eiriksson’un, Karadeniz’de yapacağı sondaj operasyonlarına ilişkin olarak bir basın toplantısı düzenleniyor, “TPAO Genel Müdürü Mehmet Uysal, ‘Arama risklerinin yüksek olduğu bölümde TPAO herhangi bir maddi risk taşımıyor…İnşallah güzel sonuçlar elde edeceğiz…Petrobras Genel Müdür Vekili Fernando Nobrega da Sinop 1 kuyusundan iyi sonuçlar alınacağını ümit ettiklerini söyl(lüyor)…Konuşmacılardan sonra söz alan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız (da),  ‘Sonunda petrol veya doğal gaza ulaşamamak da var. Ama şimdiye kadar aldığımız veriler, bu çalışmayı yapmamızı gerektiriyor..” şeklinde konuşuyordu (57). Türkiye’nin Hilmi Güler’den sonraki Enerji Bakanı Taner Yıldız tarafından yapılan bu açıklama da, 2003 yılından 2010 yılı Şubat ayına kadar Karadeniz’de petrole ulaşılamadığının delili oluyor; “elde veri var” ama, petrol bulunmuyordu!.. Dev petrol arama platformu Leiv Eiriksson’un, özellikleriyle 5 yıldızlı otelleri aratmaması da, denizde keyif sürüleceğini gösteriyor. Leiv Eiriksson’da Hopa açıklarında petrol aramaya gelen, ama aslında ne yaptığı bilinmeyen GSF Explorer gemisi gibi, Sinop açıklarında ‘durmakla’ yetinecek, günü geldiğinde de çekip gidecek; peşinden de bize, “yapılamayacak” açıklama –bakakalacağımız bir petrol gemisi-kalacak, bu daha şimdiden görülebiliyor…

2010 ocak ayı sonu gibi, Sinop açıklarında Leiv Eiriksson platformu bulunuyor… Karasularımız dışında, orada ne yaptığı bilinmiyor!.. Platformda Türk olarak sadece bir TPAO gözlemcisi bulunuyorSizce ‘neyi nasıl’ görecek… Sinop Valisi Mustafa Hakan Güvençer, kötü hava şartları nedeniyle montaj çalışmalarına ara verildiğini, duran çalışmaların hava şartlarının düzelmesi ile yeniden başlayacağını ifade ediyor; peşinden de “petrol avcıları”nın “klasikleşmiş” açıklaması geliyor; eğer olumlu netice alınırsa belirlenen noktalarda sondaja devam edilecek deniliyordu (58). TPAO ve Petrobras ile Sinop açıklarında ortak petrol arayan ExxonMobil’in, Türkiye Genel Müdürü Drew Goodbread ise,“Umarım Karadeniz’de petrolü buluruz” diyordu (59). Petrol bir türlü bulamadık, kucağımızda bulduğumuz, ABD’nin Karadeniz’e yerleştikçe yerleşmesi oluyordu…

Sinop Limanı’nın yaklaşık 2 mil açığında iki aydır demirli bulunan Leiv Eiriksson’un, 10 Şubat 2010 tarihinde başlaması planlanan sondaj çalışmalarının, platformdaki çamur pompasındaki arıza nedeniyle yaklaşık 10 günlük bir aksama daha yaşadığı belirtiliyordu…

Bu yazı yazıldıktan sonra Sinop’tan gelen (son) haber; sondajla 3000 metreye inildiği, ama petrol olmadığı oluyordu: “Brezilyalı PETROBRAS, Şanslı Leivi isimli dev sondaj gemisiyle Karadeniz’de 3 bin metrelik derinliğe ulaştı…Haziran ayı sonuna kadar kadar 5 bin 500 metreye ulaşmayı hedeflediklerini belirten TPAO yetkilisi..Bu derinliğe indikten sonra sahanın petrollü mü, doğal gazlı mı, yoksa kurumu olup olmadığı konusunda ipucu elde edileceğini belirten yetkili…Temmuz sonuna kadar ilk sondajın bütün neticelerini almış oluruz” dedi.” deniliyordu (60). 5000 metrelerde bulunacak (!) petrolün “komikliği (olsa bile çıkarma maliyet, zorluğu)” bir tarafa, platformun “Karadeniz’den hiç çıkmayabileceği” söyleniyordu ki, ‘asıl sorunu’ gösteriyordu…

2003’ten 2010 yılına “Karadeniz’deki Petrol Avcılığı”, sismik çalışmalara (!) göre iddia edilen, “Karadeniz’de 10 milyar ton üretilebilir petrol rezervi” bulunduğu tahmini ile sürüyor, sürdürülüyor; ortada petrol görünmüyor ama, Amerika görünüyor, “Karadeniz’i gölü” haline getiriyordu…

‘Petrol Avcılığı’ ya da ‘Karadeniz ABD gölü (stratejisi)!..’

Karadeniz ‘Petrol Avcılığı’nın aslında, “Ortadoğu-Ortaasya (-yapılacak İran) Avcılığı” olduğunu göremeyenlerden biri, AK Parti Trabzon Milletvekili Asım Akyan; 2003 yılı Temmuz’unda; “Karadeniz’de petrol çıkarsa artık Fındığı unutun” diyordu. 2003’den 2010’a, Karadenizli fındığı unuttu da, bunun sebebi “petrol bulunması olmuyor”, izlenen yanlış “tarım politikaları” oluyordu. Asım Akyan, 21.01.2005’de bu defa; Trabzon’un gelecekte Avrasya’nın yıldızı olmaya aday olduğunu, Karadeniz’de petrolü yakalayabilirsek (-eğer şartı), hem ülke, hem Karadeniz, hem de Trabzon için tarihi bir dönemeç olacağını söylüyordu ama, “ortada petrol olmadığı” için de dönemeç, halkın, “petrolde fırıldak gibi” döndürülmesi oluyordu. 2010 yılı 21 Şubat’ında Asım Aykan bu defa: “Petrol arama çalışmaları istenen sonucu verirse bölgemizin 40 yıllık ihtiyacı karşılanacak’…Şu an sondaj için çalışmalar devam ediyor…Ben şahsen olumlu sonuç alacağımıza inanıyorumBasiretsiz yöneticilerin büyük hatalarının bedelini sadece kendileri değil onlarca yıl, belki yüzlerce yıl gelecek nesiller ödemektedir.”diyordu ama (61), kendisinin tarafımdan ciddiye alınacak tek düşüncesi, “Basiretsiz yöneticilerin büyük hatalarının bedelini sadece kendileri değil onlarca yıl, belki yüzlerce yıl gelecek nesiller ödemektedir” açıklamaları oluyor. 01 Mart 2003 Tezkeresi’ni o gün reddetmeyen “azınlık” arasında Asım Aykan’da vardı; “o gün teslim edilmeyen” Karadeniz (ÜS), “petrol avcılığı’ ile verilmiş, ‘Karadeniz ABD gölü’ haline gelmiş bulunuyor…

Hatırlanacağı gibi, ABD; 11 Eylül 2001 “İkiz Kulelerin vur(ul)ması” eyleminden hemen sonra, NATO’nun ünlü 5. maddesini (-bir NATO üyesine yönelik silahlı saldırı karşısında, diğer NATO üyelerinin de o üye devletle, bu saldırıyı defetmek üzere, bir işbirliği içinde bulunmaları konusunda yetki veren anlaşmayı) kabul ediyor, sonrasında bu madde; NATO üyelerinin Doğu Akdeniz’de başlattıkları ‘Etkin Çaba Harekâtı (Operation Active Endeavour)’, “terörizme karşı mücadele (-denilse de İslam olanla mücadelesinin)” politikasının uygulama araçlarından biri oluyordu. Böylelikle, Akdeniz’deki ticari deniz trafiği bu yoldan denetim altında tutuluyordu. Karadeniz’deki petrol masalları da, ‘Etkin Çaba Harekâtı’ uygulamasının, Karadeniz’i ve ‘ötesini’ de “kapsayacak bir genişliğe” sahip kılınacağını gösteriyor. ABD ‘Yeni Stratejisi, Genelkurmay Başkanı Oramiral Mullen’in ağzından açık ve net olarak okunabiliyor: Karadeniz’in uluslararası su olduğunu göz önüne alarak ve de Montrö Sözleşmesi’ne uyarak burada var olmak istiyoruz, diyordu ki (62), ABD’nin yeni stratejisi, “vurucu bir deniz gücünü” sürekli olarak Karadeniz’de bulundurmak oluyor. Karadeniz’de ‘kalıcı bir konuşlanma’, Kafkasya üzerinden ‘İran Açılımı’ olacak oluyor!..

1936 yılında akdedilen, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin, Karadeniz’e kıyısı bulunmayan devletlerin (ABD’nin), Karadeniz’de bulunduracakları savaş gemisinin azami tonajına ilişkin sınırın –ABD donanması için sorun olan bu anlaşmanın-, bir anlamı kalmadığı da zaten, 2008 yılı, Rusya-Gürcistan savaşı sırasında görülmüş de bulunuyor. ABD’nin Yeni Stratejisinin, “Türkiye desteklemeden” yürütülmesi mümkün olmadığı için de, “ABD gücü” NATO, devreye sokuluyor…

Amerikan-Türk Konseyi (ATK) ve Türk-Amerikan İş Konseyi (TAİK) 25’inci yıllık konferansı çerçevesinde düzenlenen bir savunma panelinde konuşan ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Avrupa ve Avrasya’dan sorumlu Müsteşarı Matt Bryza; ‘”Karadeniz’de amaçlarımızı açıkça ortaya koymaya ihtiyacımız var. Montrö anlaşmasını ortadan kaldıracak, delecek bir şey yapmak niyetinde değiliz…Zaten NATO üyesi Türkiye Karadeniz’de. Romanya ve Bulgaristan da NATO üyesi ülkeler” diye konuştu. ABD Savunma Bakanlığı’nı temsilen aynı oturumda konuşan Albay Al Zacker de…Bu bölgede, silahların yayılmasının önlenmesi, insan kaçakçılığı, terörizm gibi önemli birçok sorun bulunduğuna işaret ede(rek)…”Bize ‘NATO’yu Karadeniz’e getirmeyin’ diyorlar. NATO zaten Karadeniz’de (diyordu)…”(63). ABD, “terörle mücadele” kapsamında Akdeniz’de faaliyet gösteren NATO’nun, “’Aktif Çaba”’ operasyonunun görev alanının, Karadeniz’i de kapsayacağı açık bir şekilde görülüyor… NATO üyesi Türkiye’nin, Karadeniz’de başlatılacak ‘Etkin Çaba Harekâtı’, yani ABD’nin, sözde “terörizme karşı mücadele” politikasından kim nasıl kaçabilecek ya da kaçabilecek mi!..

Dışişleri Bakanı (iken) Ali Babacan’ın yaptığı; -Obama’nın dış politika kıstasları bizi cesaretlendiriyordeğerlendirmesi, Türkiye için çok kritik oluyor: “Çünkü Türkiye, Ortadoğu, Balkanlar, Kuzey Afrika, Kafkasya, Fas ve Bangladeş’e kadar uzanan tüm çöküntü havzalarında güvenilir ortak. Bakan Babacan, Bu kadar geniş bir gündemde Türkiye,bu bölgelere daha yakın bir ülke olarak ABD ile beraber güzel sonuçlar elde edecektir” diyor.” deniliyor (64)… Kolay gelsin de (!), rahmetli Özal da, “Bir koyup 10 alacağız” demiş, fakat “aldığımız”, başımıza ‘çuval geçirilmesi’ oluyordu. Diğer taraftan, ABD Dışişleri’nin bütçe oturumlarında ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın; “…NATO üyesi Türkiye ile Balkanlar’dan Afganistan’a birlikte çalıştıklarını, ortak stratejik çıkarları ve önemli bir ortaklığı paylaştıklarını…Türkiye’nin Afganistan’daki katkılarının yanı sıra Kosova, Akdeniz ve Karadeniz’deki işbirliğinin altını çizen ABD’li bakan (Clinton)…Türk hükümetinin, taleplerimize cevap vermesi için İran’a baskı uygulamada bize yardım edeceği bir noktaya hareket etmesi için çok çalıştık.” açıklaması (65), Bakan Babacan’ı doğrulamıyor, ABD-Türkiye ‘organize işlerini’ açıklıyor.

ABD politikaları için; “Anlaşılan o ki, ABD’nin yaklaşımı…tekyanlı girişimler ya da en fazla, bölgedeki ABD’nin sıkı müttefiki, ama bir yandan da gözü AB’de olan küçük Truva Atları sayesinde bir iş kotarmaya daha yatkın.” deniliyor(66)…

Peki de, Truva atı kim oluyor? Ya da ‘Truva atı’ neden olunuyor?..

Bu sorunun cevabını düşünedurun, Ortadoğu dahil, Fas’tan Bangladeş’e, hatta Filipinlere kadar uzanan tüm “İslam havzalarında”, Türkiye’nin; ‘ABD ile güzel işler yapmaması’ ya da ‘Truva atı’ olmaması gerekiyor…

Emekli general Nejat Eslen (2004 yılında); “1993 yılında tek küresel güç ABD’nin küresel amaçları için ortam hazırlamakla görevli ideolog S. Huntington, İslam ülkelerinin topraklarındaki enerji kaynaklarını ele geçirmek için ‘medeniyetlerin niçin savaşacağını’ açıklarken, Fukuyama ise, ‘Batı değerlerinin galip geldiği ideolojik savaşın bittiğini ve bu nedenle de (-Türkiye dahil bazı ülkeler için) tarihin sona erdiğini’ açıkladı. Bir başka ideolog Z. Brezezinski ise İslam ülkelerinin enerji kaynaklarını ele geçirme projesinin jeostratejik haritasını çizdi…BOP içinde Türkiye’nin ‘özgürleştirilecek’ İslam ülkelerine ‘model’ olabilmesi için nasıl bir transformasyondan geçmesi gerektiği tartışılırken, medyada yer alan haberlere göre ABD İncirlik’e ilave olarak Türkiye’den hava üsleri ve Karadeniz’deki kaçakçılarla mücadele etmek için(!) ise Samsun ve Trabzon gibi Karadeniz limanlarının kullanılmasını da talep edecek…ABD, ‘Büyük Karadeniz Projesi’ içinde Samsun ve Trabzon limanlarını ise ‘Karadeniz’in kontrolü’ amacı ile kullanmak isteyecek. Türkiye’yi yönetenler ise ABD’nin ‘stratejik ortakları’ oldukları ve yeni bir finansal kriz çıkmasını istemedikleri için, bu talepleri yerine getirecek.” diyordu (67). Fundemantalist bir devlet olan ABD’nin (Anglosakson-Judea ortaklığının) amacı enerji hatları, petrol metrol, hikaye-, “Büyük Ortadoğu Projesi”ni NATO üzerinden Karadeniz’de de uygulamaya sokması; İslam (coğrafyası) olanı ‘teslim alma’ misyonu oluyor… 

Tabii ki, “ABD, Irak’tan çekiliyor” masallarına kanmıyoruz, ortak yeni strateji; Irak, Afganistan ve Pakistan’dan sonra, İran’ı da içine alacak ‘yeni stratejik alanı’ oluyor… ABD’nin, nüfuz alanı dışındaki bölgelerden Karadeniz’e erişim (-ülkelerin yöneticilerini kullanmasından doğan) kabiliyetini,  NATO üzerinden sağlayacağı; Irak, Afganistan, Pakistan’dan sonra, İran’a da ‘pençe atacağı’’ anlaşılabiliyor… Yakınlarda İran için sorulacak soru da; “İran’dan yana mısın, benden mi?” sorusu oluyor…

İran’dan yana mısın, ABD’den yana mı!.. ya da İslam!..

Yakın günlerde Washington’daki Nükleer Zirve Toplantısı İran içindi!.. ABD, tabii ki İran’ın nükleer bomba üretmesini istemiyor, ama asıl sorun bu değil, Küreselleşme denilen 21.Asrın Yeni Dünya Düzeni kurulumunun amacıdurmaksızın sürüyor… Zirve’de olduğu gibi, öylesine yoğun bir “baskı cephesi” oluşturuluyor ki, Saddam’ın “kimyasal silahları” gibi duruyor; 11 Eylül 2001 sonrası sorulan, “benden yanamasın, düşmandan yana mı?” sorusunun yeni versiyonu; “İran’dan mı yanasın, yoksa ben de yana mı?”… önümüzde bize sorulacak olan soru oluyor…

Karadeniz’in batısı; Bulgaristan, Romanya tarafı, hatta Ukrayna ve Gürcistan, ‘teslim alınmış’ ABD ÜS’leri oluyor… Ülkemizde o şekildeki asker bulunduran ABD Üsleri, yani üçüncü ülkelere karşı kullanması için mutlaka izin alması gerekmeyecek ÜS’ler, mümkün görünemediği için de, Doğu Karadeniz’e “petrol avcılığı” ile girilmiş bulunuluyor. Trabzon Hava/Kara/limanının “uluslararası” olması; “depolaşma” imkanlarından yararlanılması için büyütüldükçe büyütülmesi de sürüyor. “Pentagon’un üs sorunu had safhada. ABD şimdi, Orta Asya’da fellik fellik üs kuracak yer arıyor. ABD Merkez Kuvvetler Komutanı General Petraeus, Orta Asya turunda. Rus strateji uzmanlarına göre ise ABD; Tacikistan ve Özbekistan gibi ülkelerde şansını deneyecek. Çözüm bulamazsa, Türkiye’den Trabzon’u isteyebiliruzmanlar “ABD’nin yapacağı tek şey kalacak gibi. O da Türkiye’den Trabzon’u istemek. Trabzon’da bir Amerikan üssü, bugünlerde ABD için İncirlik üssünden bile daha önemli” denilmesi (68) aslında, olan ‘fiili hâli’ örtüyor!.. Karadeniz’de Petrol ÜS’sü kandırmacasısürerse, ABD değil ama, “NATO Üssü tehlikesi” yaşayacağımız görülebiliyor.

Genelkurmay Başkanımız İlker Başbuğ’un, “Çok kısa bir dönem evvel, Trabzon’da Deniz Kuvvetleri’ne ait bir komutanlık kurduk..Burada deniz kuvvetlerimizin daha güçlü bir üst komutanlık seviyesi olur mu olmaz mı, uzun vadede bilemiyorum” dediği (18.12.2009) Trabzon’u, ABD’nin de ‘üs bölgesi’ istediği yönünde yayınlanan haberlerin, “doğru olup olmadığı” sorulan, Genelkurmay Başkanlığı İletişim Daire Başkanı Tuğgeneral Metin Gürak; Genelkurmay Başkanlığı’na böyle bir talebin gelmediğini belirtiyordu (15 Mart 2010), ama tabii ki ABD’den yazılı bir talep gelmez; ÜS olacaksa da zaten, öyle kurulmaz, kurulmuyor, Tezkere’de umduğunu bulamayıp, ‘Petrol Avı’ başlat(ıl)ması gibi olur, oluyor… ABD’nin, diyelim ki de; “terör, uyuşturucu ve kaçakçılıkla mücadele” bahanesi veya “teröristlerin nükleer silahların kontrolünü ele geçirdiği” şeklindeki bir açıklaması veya “Karadeniz’de güvenlik sorununu!” gündeme getirip , “NATO’yu devreye sokması” halinde olacak olanın asıl söylenmesi gerekiyor… NATO üyesi Türkiye’nin, çok önemli bir özelliği, “güvenilir müttefik” olması oluyor… ABD’nin “NATO gücü” ile işbirliğinde, Türkiye’nin, “güvenilir müttefik” olmaması gerekiyor…

ABD-NATO işbirliği olan, daha doğru bir ifade ile de, ABD’nin NATO’yu kullandığı, “Karaçi-Peşaver-Afganistan” destek hattının, Taliban saldırıları sebebiyle kesildiğini düşünen Yeni  Şafak Gazetesi yazarı İbrahim Karagülle; bu sebeple ABD’nin “ikinci” bir destek hattı, yani Afganistan’a malzeme desteği için Karadeniz-Kafkaslar-Orta Asya hattını açmak için girişimlere başladığını, bu yüzden Karadeniz’de bir NATO üssü istediğini,  dolayısıyla da Taliban’la savaş’ın artık, Karadeniz’den başladığını, Afganistan’a ağırlık veren ABD’nin, Türkiye’den Trabzon’u isteyebileceğini, ayrıca da; Karadeniz’de ABD üssü, Kırım krizi, Gürcistan-Kafkasya krizleri, Hazar sorunu, petrol kavgalarının hepsinin birbiriyle iç içe olduğunu, dahası da, hedef Taliban olunca ABD’nin, İran’ın dolaylı desteğini almasının kolaylaşacağını, bu yüzden, Tahran’da harekete geçenlerin büyük bir hesap hatası yaptığını, İran’a takılıp kalınmaması gerektiğini, Afganistan/Pakistan bölgesinde olacakların çok daha önemli olduğunu birkaç yazısında belirtiyordu (69). Fakat, olmakta olan (Karadeniz`de Rusya’nın tek başına at koşturmasının istenmemesi de ve de) Taliban’la değil, ‘İran’la savaş’ın bu bölgeden başlatılacak olması, ama ‘esasta’ da, Küreselleşme denilen 21.Asrın Yeni Dünya Düzeni kurulumunun, yani “İslam olanın” teslim alınması isteğiKüresel Tek Devlet (Babil Sendromu çözümü) amacı ‘arka planı’ oluyor

ABD’li yetkililerin, “İncirlik artık zannedildiği kadar hayati önem taşımıyor” açıklamalarına da ışık tutan, mesela da, sınırımıza yakın “Hopa açıklarından”; diyelim ki de, “İran’a atılacak” güdümlü füzelerin, Basra’dan İran’a atılmasından çok daha “tehlikesiz” durması da oluyor. Bu ‘esas’ da zaten, “Karadeniz’de Petrol masalları” okumamızın, “ABD’nin, Karadeniz’e taşınmasının” da açıklaması oluyor…

İstanbul’da, 2006 yılında, “Karadeniz’de Demokratikleşme ve Güvenlik” başlıklı, ‘Arı Hareketi’nin, “Marshall (-ABD) Fonu” ortaklığıyla birlikte düzenlediği konferansta, “geniş Karadeniz” kastediliyor, genişletilmiş Karadeniz bölgesine sadece bu denizde sahili olan (kıyıdaş) 6 ülke değil, civardaki ülkeler de dahil ediliyordu (70)… “Genişletilmiş (yani ABD gölü haline getirilmişKaradeniz”, ‘ABD ile Asya’yı “birleştiren köprü” oluyordu. Bu ‘köprünün’ önemine işaret eden Mehmet Ali Birand; “Koskoca Karadeniz’e Türkiye, genelde ‘kalkanbalığı tutulan yer’ gibi bakar. Şaka etmiyorum. Ne devlet kurumları, ne medya, ne de sivil toplum Karadeniz’i yakın görüyor. Ancak yakında uyanacağız.Zira Karadeniz bütün ağırlığı ile gündemimize girmek üzere…O zaman uyanacağızancak hem güç, hem de geç olacak.” diyordu (71). Fakat uyumayanlar tabii ki var, “yaban arıları”nı da, “uyanınca çok geç olacak” diyenleri de, “petrol masalları dinlememize sebep olanları” da unutmuyor, unutturmuyoruz!..

Unutturmak istemediğim, hatırlatmak istediğim için de, sözlerimi; 16 Mayıs 2005 tarihinde yazdığım, “Karadeniz’de petrol mu, ÜS’mü?” başlıklı yazımı bitirdiğim gibi bitiriyorum: Üniversitelisi, avamı, hadi size iyi uykular da (!), vatanın, evlatlarının elinden hayat beklemesi aciliyeti hâlen de sürüyor… Tarihe not düşmek için de yazdım…

Ahmet MUSAOĞLU / 18.04.2010

          Araştırmacı Yazar

             Jeo.Yük.Müh.

Bu gönderiyi paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir