Kıyamet Alâmetleri Hadis’lerde Bu -2

Kıyamet Alâmetleri Hadis’lerde Bu -2

             Önceki yazımda, “Kıyamet Alâmetleri”nin, “Kıyametin yaşanması sırasında ortaya çıkacak hadiseler” olduğunu yazmıştım. Kur’an’ın bildirdiği ‘bu gerçeği’ dikkate almayan, ister ‘alim’ denilenlerden, isterse de ‘etrafındakilerden’ olsunlar bazı insanlar; bazı konuları “tasniflere” tabi tutup, olmayacak “Kıyamet Alâmetleri” oluşturmuşlardır. Orta­ya ‘çıkış zamanına’ göre zuhur edip de sona eren ‘Uzak (geçmiş) Alâmetler’; zuhur etmekte olup da artarak devam eden ‘Orta Alâmetler’; zuhurunun hemen ardından Kıyametin kopacağı ‘Ya­kın Alâmetler’ olmak üzere “üç grup Kıyamet Alâmeti” oluşturmuşlarsa da, sonrasından bunu “ikiye” indirip; “Kıyametin Küçük Alametleri” ve “Kıyametin Büyük Alâmetleri” olmak üzere ‘iki ayrı tasnife’ tabi tutmuşlardır.

Fakat, sorun şu ki, “Kıyamet Alâmeti”nin “küçüğü” veya “büyüğü” OLMAZ; “Alâmetleri” olur. Bu “Alâmetler de”, “Kıyametin Küçük Alametleri” denilenler DEĞİL, ‘Büyük Alametler’ olarak ayrımlanan; zaten de, “Yecüc ve Mecüc, Dabbetü’l-arz, Duman” olmak üzere “üç adeti” de Kur’an’da bildirilen, Hadis kökenli “On Büyük Alâmet”, “Kur’an’ın bildirdiği Kıyamet Alâmetlerine”ne paralel olarak, ‘Kıyamet Alametleri’ olmaktadır…

***

BİZ bu yazımızda, çeşitli Hadis-i Şerif’lerde tek tek veya bir arada sayılan “Alâmetlerin” en toplayıcısı olan, Huzeyfe İbni Esid el-Gıfari(r.a)’den rivayet olunan “On Alâmeti” irdeleyeceğiz. Huzayfe b.Üseyd el-Gıfari’den gelen, “On Büyük Alâmeti”, TirmizininSünen’inden yazarsak da:

H – 2183 :  “Huzeyfe b.Üseyd (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Biz aramızda kıyameti müzakere ederken Rasûlallah (s.a.v.) üst kattan bize baktı ve şöyle buyurdu: “ON ALÂMET GÖRÜLMEDEN KIYAMET KOPMAYACAKTIR:

1-Güneşin Batı’dan doğması (-1’NCİ ALÂMET),

2-Ye’cûc ve Me’cûc’ün çıkması (-2’NCİ ALÂMET),

3-Neml sûresinin 82. ayetinde belirtilen Dabbe’nin çıkması (3’NCİ ALÂMET),,

4-Biri Doğu’da, biri Batı’da, bir diğeri de Arap yarımadasında meydana gelecek “yere batma hadisesi (3 ayrı YER’deki), çöküntüler (-4,5,6’NCI ALÂMETLER),

5-Aden’den çıkacak bir Ateş ki (-7’İNCİ ALÂMET) daima insanlarla beraber olacak, onlarla beraber gelip gidecek… (İbn Mâce, Fiten:29)

Mâhmud b. Gaylân, Vekî vasıtasıyla Sûfyân’dan ve Furat’tan bu hadisin bir benzerini rivayet edip ilave olarak ‘Duman(-8’İNCİ ALÂMET) dedi. (x-Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir)

Hennâd, Ebû’l Ahvas vasıtasıyla Furat ve Kazzaz’dan bu hadisi Sûfyan’dan Vekî’in rivâyetine benzer şekilde rivayet etmiştir. 

Mâhmud b. Gaylân, Ebû Davut et Tayalisî vasıtasıyla Şu’be ve Mes’ûdi’den ki bu ikisi Furat el Kazzaz’dan işitmişlerdir. Abdurrahman’ın Sûfyan’dan ve Furat’tan rivayeti gibi rivayet etmişler ve ilave olarak ‘Deccâl (-9’UNCU ALÂMET)ve Duman’ demişlerdir. Ebû Musa Muhammed b. Müsenna; Ebû Numan el Hakem b. Abdullah el-İclî vasıtasıyla Şu’be’den, Furat’dan, Ebû Davûd’un, Şu’be’den rivayeti rivayet ederek şu ilaveyi yapmışlardır: “Onuncusu (-10’UNCU ALÂMET) ise ya onları denize dökecek olan bir RÜZGAR veya Meryem oğlu İSA’NIN GELİŞİDİR.”. Tirmizî: Bu konuda Ali, Ebû Hûreyre, Ümmi Seleme ve Safiye b. Huyey’den de hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis hasen sahihtir.” (Sünen-i TİRMİZİ Tercümesi:Konya Kitapçılık,Cilt:2, 2004, s.213).

Yukarıdaki “10 (ON BÜYÜK) ALÂMETTE”  görüldüğü gibi de, “10 (On)’uncu Alâmet; RÜZGAR veya NÜZÜL-İ İSA (-ikisinden biri doğruolmaktadır. Fakat, ne yazık ki de, Kıyamet Alâmetleri anlatılırken sözkonusu bu “RÜZGAR” Hadis’inden hiç sözedilmemekte, “Mehdi geleceği” iddiası sebebiyle bu “Hadis” gizlenilmektedir. Çünkü, bu “Hadis” doğru olursa, “Nüzül-İsa ve Mehdi” gelemeyecektir! Bu konudaki görüşümüzü ilerleyen sayfalara bırakarak,  Hadis’lerden gelen “10 Kıyamet Alâmetini”ni inceleyelim:

1- Güneşin Batı’dan doğması :

Bu rivayette bildirilen “Güneşin Batı’dan doğması” haberini, şu şekilde anlamamız mümkün olabilmektedir: Eğer biz bugün, Güneş’e en yakın ikinci gezegen olan Venüs’te varolabilseydikGüneş’in batıdan doğup doğudan battığını görecektik-. Bunun sebebi, Venüs’ün, Dünya ve diğer gezegenlere göre “ters yönde”, yani, “Doğu’dan Batı’ya doğru dönüyor” olması olacaktır. Venüs’ten “Güneş’e bakıyor” olabilseydik, Batı’dan doğduğunu, sonrasında Doğu’dan battığını görebilecektik. Eğer orada olsaydık, olacak olan hâl bu olmasına rağmen de, orada olamayız, yaşayamayız, çünkü; Venüs’ün çok fazla Karbondioksit’ten oluşan Atmosfer tabakası, büyük bir engel teşkil etmektedir. Yani, insanoğlu, “Venüs’te Güneş’in Batı’dan doğduğunu” görmeyecektir.

Bu bilgiden hareketle; “Kıyamet Alâmetleri”nden olan, “Güneş’in Batı’dan doğacak olması” haberini açıklamak kolay olabilmektedir : Kıyamet sırasında Güneş öyle bir hâl alacak ki, alacağı konum sebebiyle “yeryüzündeki insanlar nefes bile alamayacak” durumda olacak, bu durum sebebiyle öleceklerdir. Güneş’in Batı’dan doğması demek, o gün Dünya (-Evren) canlılar için “yaşam ortamı” olmaktan çıkacak olması demektir. Kıyamet günü “yörünge çözülmeleri” sonrasında yaşanacak “yıldız çarpışmaları” sonucunda “sönecek Güneş’in” konumu öyle bir hâl alacak ki, yaşamı yaşamsızlığa çevirecektir. İşte, “Güneşin Batı’dan doğacağının” bildirilmesinin anlamı budur.

2- Yec’üc ve Mecüc’ün çıkışı:

Kur’an-ı Kerim’in “iki ayrı” Sure’sinde “Ye’cüc ve Me’cüc” zikredilmektedir. Bunlardan biri, Kehf Suresi, diğeri ise, Enbiya Suresi’dir.

Kehf Suresinin 83-99’ncu ayetlerinde, bildirilen Yecüc ve Mecüchaberi, “geçmişteyaşamış –tarihsel– bir hadisedir, bu sebeple de, “Kıyamet Alâmeti” değildir.

Buna karşın, Enbiya Suresi’nin 96,97’nci ayetlerinde bildirilen Ye’cüc ve Me’cüc hadisesine baktığımızda ise, “geçmişte yaşanmış” değil, “gelecekte yaşanacak olan vaadi”; “Kıyameti bildirilmesi” ile, “Kıyamet Alâmeti” olduğu anlaşılmaktadır.

Ye’cüc ve Me’cüc hadisesindeki bu “farka”, Dabbetü’l-Arz ve Duhan Alâmetlerindede değinecek; “Geçmiş” ve “Gelecek” birbirine benzese de, “her ikisi” arasında “farkın”; birinin, “yaşanılıp bitmiş (tarihsel)” bir hadiseyi, diğerinin ise, “gelecekte yaşanacak” bir hadiseyi, yani “Kıyamet Alâmetini” bildirdiğini ifade edeceğiz.

3- Dabbetü’l-Arz :

Kur’an’ın, Neml/27 Suresi’nin 82’nci ayetinde geçen “Dabbetü’l-Arz”ın vasfı ile ilgili olarak pek çok şey ileri sürülmüş, Yaşar N.Öztürk de; Kıyametten kaçma düşü de bulunan İngiliz teorik fizikçi S.Hawking’in, “Dabbetü’l-Arz” olduğu hurafesini iddia edebilmiştir.

Ayette sözedilen “Dabbe” kelimesi; debelenen (hareket eden), ‘hareket eden bütün canlılar’ anlamına gelmektedir. YER’den çıkartıldığı, yani, “yerin içi” kaynaklı olduğu, konuşan ya da belli bir mesajı haber veren bir varlık olduğu anlaşılmaktadır. YER’den çıkacak Dabbe’nin, –onlara ayetlere inanmamış olduklarını– söyleyeceği bildirilmektedir. “Dabbetü’l-Arz’ın çıktığı gün”, insanlar, ortaya çıkacak olan şey her ne ise, “karşılaşacakları olayın” ‘Kıyametin habercisi’ olduğunu anlayıp bileceklerdir.

Peki, insanlara bir şeyler söyleyecek, ya da mesaj verecek, Dabbetü’l-Arz’ın ne olduğunun cevabını, Zil Zal Suresi’nin 1-4’nci ayetlerinde bulmaya çalışalım :

“Yerküre kendine has sarsıntısıyla sallandığı,

Toprak ağırlıklarını dışarı çıkardığı,  

Ve insan -Ne oluyor buna!- dediği vakit,

İşte o gün (yer) haberlerini anlatır,”  Zilzal (99) 1-4

Ayetlerden, hâlen bir “denge”ye dayalı olarak hareket eden “Yerkabuğu levhaları”nın, “Kıyametin kopması ile” dengesizliğe dönüşecek olduğunu; yerkabuğunun, “dikiş yerleri” olan “Yerkabuğu çatlaklarının” birbirinden “kopacak” olduğunu ve YER’in “altında-içerisinde” bulunan “kızgın kaynar ateş tabakalarının”, yeryüzüne çıkıp yayılacak olduğunu anlamamız mümkün olmaktadır. Ayrıca da, yaşanacak olan o hadise esnasında YER’in, “haberlerini anlatacağı”haber verilmiştir (Zilzal-99/4). Neml- 82’de de görüldüğü gibi, YER’den (Arz’dan) gelen bir “haber” sözkonusu edilmektedir. “Kıyametin depremi” ile iyice parçalanıp dağılacak Yerkabuğu’nun altından-içinden çıkıp yeryüzüne yayılacak olan kızgın ateş tabakalarını görecek olan insanınbu arz’a ne oluyor dediği zaman (Zilzal- 3), “haberlerini anlatacak” olan YER’dir.

Bu gerçeği yok sayıp, “Dabbe” için; hayvan, insan, tren vb.. tanımı yapmak doğru olamaz. Üstelik, kelime Dabbetü’l-Arz olduğu için de, “hareket eden yeryüzü” anlamına gelmektedir ki, bu da zaten Jeoloji-jeofizik ilminden bilgimiz, ama aynı zamanda, “Kıyamet ayeti” olan, Neml Suresi’nin 87’inci ayetinden sonra gelen 88’inci ayette bildirilen, YER’in -yerkabuğu levhaları-nın “hareketli” olması da demek oluyor.

İşte, Neml Suresi’nin 82’inci ayetinde geçen Dabbe’nin, sözlük anlamı olan “hareket eden”  tanımlaması ve yine Neml Suresi’nin 88’inci ayetinde bildirilen, dağların (yerkabuğu levhalarının) hareket etmekte olduklarının bildirilmesi hâli; “Kıyamet Alâmeti” olarak yerden çıkacak olan “Dabbe”nin, yerkabuğu içinden çıkıp da tüm yeryüzüne yayılacak olan kızgın kaynar ateş tabakaları olduğu ve Kıyamet sırasında tüm yeryüzüne yayılacak bu ateş tabakalarının o günü yaşayacak  insanoğluna –LİSAN-I HÂL ile- ‘Kıyamet olduğunu’ haber vereceği düşüncemizi doğrulamaktadır.

Lisan-i hâl ile “anlatım tarzı”, Sebe Suresi’nin 14’üncü ayetinde geçen –tarihte yaşanmış bitmiş– diğer Dabbetü’l-Arz haberinde de görülmektedir. Hz. Süleyman, asasına dayanmış olduğu bir sırada ayaktayken ölmüş, fakat ölmesi yanındaki kimselerce farkedilememiş, fark edilmesi, Dabbetü’l-arz’ın, yani bir ağaç Kurdu’nun asayı kemirmesi sonucu Hz.Süleyman’ın yere düşmesi ile ancak anlaşılmıştır. Ayette, Dabbetü’l-Arz’ın, hâl ilmi (asayı kemirmesi) ile yanındakileri (dolaylı olarak) bilgilendirdiği görülmüştür. Anlaşılabileceği gibi de, Sebe Suresi’nde bildirilen Dabbe tarihte yaşanmış (geçmiş) bir hadise olup, “Kıyamet alameti” değildir. “Kıyamet Alâmeti” olan Dabbe, Neml Suresi’nin 82’inci ayetinde bildirilen –gelecekte yaşanacak- Dabbe olmaktadır Her iki “Dabbe”deki ortak yön, BİLDİRME, yani, HABER VERMEdir, yoksa “haber veren” değil.

4, 5, 6- Üç Yer’in (Doğu tarafında; Batı’da; Arap yarımadasında bir Yer’in) çökmesi:

“Kıyamet Alâmeti” olarak bildirilen “Üç Yer’in çökecek olması rivayeti (üç ayrı Kıyamet alameti), Jeoloji ilmini gözönüne aldığımızda anlaşılamaz değildir.

Buna göre, Batı’da çökecek Yer, Atlas Okyanusu boyunca uzanan Atlantik Çatlağı; Doğu’da çökecek Yer ise, Amerika kıtasının batısındaki (kuzey güney boyunca uzanan) Doğu Pasifik Çatlağı, rivayete konu olan Arap yarımadasındaki üçüncü çökme (çatlak) alanı ise, Hint Okyanusu boyunca görülen üçüncü ana çatlak olan Carlsbery sırtı+Orta Hindistan çatlağı’dır. Bu üç ana çatlaktan (çökme yerinden) biri olan Carlsbery sırtı+Orta Hindistan çatlağının çökmesi sırasında, tabii ki kuzey uzantısı olan –Arabistan ile Afrika arasında yer alan– “Kızıldeniz çatlağı” da çökecektir. Dolayısıyla da, ‘Hadis’ ile gelen bildiri, bilimsel zeminini de bulmaktadır.

Onbinlerce kilometreyi bulan bu çatlak zonlarında, halen de çökmeler sözkonusu olsa da (Horst-Graben yapıları ortaya çıksa da), yerkabuğu (Dünya-evren) dengede olduğu için, tabii ki de Kıyamet anlamında çökme yaşanmamakta; fakat, Kıyamet sırasında yer’in açıldıkça açılacağını bildiren ayet (Kaf (50) 44), sözkonusu bu “çatlak” zonlarının açıldıkça açılmaları sonrasında, çöktükçe “çökecek” olduklarını da bize zaten haber vermektedir. Dolayısıyla da, “Çökmeler”in, haliyle de bu zonlardan çıkıp yeryüzüne yayılacak olan “kızgın ateş (lav) tabakalarının”, o günü yaşayacak olan insanlara, “Kıyamet Alâmeti” olacak olmalarından kimsenin şüphesi olmamalıdır.

7- Aden’den (-Hicaz kıtasından) çıkacak ateş:

Ebû Hüreyre radiyallahu anh’den rivâyete göre, Resûlullah Sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: Hicaz kıtasında bir ateş çıkmadıkça Kıyâmet kopmıyacaktır… (H-2121). Bu Hadis-i şerifte bildirilen, “Hicaz kıtasından çıkacak ateş”, yukarıda açıkladığımız “ÇÖKME Alâmetleri”nde de bildirdiğimiz gibi; diğerlerine göre “en genç ve daha aktif” olan “Kızıldeniz” boyunca uzanan yerkabuğu çatlağından çıkacak “Ateş” olmasının yanısıra, “ilk çıkacak Ateş” olmasını, ayrıca da, sözkonusu bu “Ateş”in, “Kıyamet Alameti” olmasını anlamamız mümkün kılmaktadır.

8- Duhan (Duman):

Duhan, Kur’an-ı Kerim de “iki ayet”te geçerken, aynı zamanda 44’nci Sure’ye de ad olmuştur. Kelimenin “ilk” geçtiği ayet, “geçmişe”gönderme yapılan –Allah’ın Evreni yarattıktan sonra -Duman halinde bulunan göğe yöneldiğini- bildiren– Fussilet-41/11 nolu ayet’tir. “İkinci kez” geçtiği ayet ise; “geleceğe” nispet edilen, “göğün açık bir duman çıkaracağı” günden söz edilen Duhan-44/10-11 nolu ayetlerdir. Duhan’ın geçtiği Geçmişteki (tarihsel olan) Duhan (Gaz)’ı bildiren ayet (Fussilet-41/11), Evren’in varoluşunu bildirmekte –yıldızları ortaya çıkaran Duman olmakta; Duhan-44/10-11 nolu ayetler ise, Evren’in “sonu zamanı” vukubulacak “Kıyamet Alâmetleri”nden biri olan “Duhan”ı bildirmesi yönüyle geleceğe -yani, yıldızların sönmesi ile ortaya çıkacak ve kozmik yıkımı gerçekleştirecek Duman’a; Kıyamet alametine– atıfta bulunmaktadır.

Bilimsel de olan bu gerçeklere rağmen; “11 Eylül 2001” tarihinde, Amerika Birleşik Devletleri’nde İkiz Kuleler’in vurulmasının oluşturduğu toz bulutunuzun Kıyamet Alameti olduğu ileri sürüldü kicahilliğin bile ötesinde oluyor.

Kuran ve Hadis’lerin bildirdiği” Yecüc ve Mecüc, Dabbetü’l-arz ve Duhan Alâmetleri; hem tarihsellik (geçmişte yaşanmışlık) hem de yakınilik (gelecekte yaşanacak olma)yönleriyle, “iki halli” bir durum arz etmektedirler. Bu ‘Üç Kıyamet Alâmetine’ atfettiğimiz, “iki  boyutlu olma” hâli’nin ortak yönü ise, “yaşanmış geçmiş hadiselerin” Kıyamete sebep “olmamış”olmaları, buna karşın “gelecekte yaşanacak” olayların ise, “Kıyamet Alâmeti” olacak oldukları olmaktadır.

9- Deccal :

Deccal konusunda literatüre geçen rivayetlerin önemli bir kısmı “birbirleriyle çelişmekte”, bu yönüyle rivayetler, “İslam dininin ruhuna aykırılık” göstermektedirler. Mesela: Bazı hadislerde; Deccal’in, iki gözü olduğu bildirilirken (H-1400, H-1401), Ebû Bekr bin Ebî Şeybe’nin İbni Abbas’dan (r.a.) rivayet ettiği hadis-i şerifte, Resûl-i Ekrem Efendimiz’in; “Deccal tek gözlüdür.” dediği sözkonusu edilmektedir. Bazı rivayetlerde iki gözlü, bazılarında tek gözlü “bildirildiği iddiasıyla” ortaya çıkan YANLIŞLIK/Çelişki sebebiyle de, “Çelişkili bulunan bu iki rivayetin arasını bulmak için deriz ki: -Tek gözlü kelimesi ile noksanlık kasd edilmiştir. Yani gözlerinin biri tam anlamıyla kapalıdır, diğeri ise üzerinde nerede ise kişiyi kör yapacak derecede bir deri vardır.” denilmesi, “Kıyamet Alametleri” anlatan kitaplardaki hurafelerdendir. Kabul edilmesi gereken, “Hz.Peygamberin birbirleriyle çelişen sözlerin sahibi –hem o, hem bu, hem şu şeklindeki sözlerin sahibi– olmayacağı” olmalıdır. Hadis-i Şerif adı altında buna benzer pek çok hurafe varolmasının sebebi, “Nüzül-i İsa, Mehdi, Deccal” iddialarının “aynı çağ”da yaşaması gerektiği (yanlış inancı) olmaktadır.  

Zaten, Hz.Peygamberin yanında “Avcı’nın oğlunun”Deccal olduğunun ileri sürülmesine, Hz.Peygamberin; “ses çıkarmadığını” bildiren rivayetler de, “Avcı’nın oğlunun” Deccal; Deccal’in “her dönemdeki bir simge” olduğunu ortaya koymaktadır.  

10- Nüzül-i İsa rivayeti mi, yoksa RÜZGAR Hadisi mi?:

Yukarıda izah edilmeye çalışılan “9 Kıyamet Alâmeti” konusunda bir ihtilaf yoktur. Üç (3) adeti de zaten Kur’an’da bildirilen bu “Hadis”, ‘Sahih hadis’ bildirileri olmaları yanında, Kur’an’ın bildirdiği ‘Kıyamet alametleri’ ile de “uyumlu” olmaktadır.

10’ncu olan rivayette ise, “RÜZGAR” veya ‘Nüzül-i İsa” iddiasından birinin “doğru olması” sözkonusudur. Fakat, ne yazık ki, “RÜZGAR” Hadisi GİZLENİLMEK, “Mehdi”nin gelecek olduğu iddiası için bu “Hadis” yoksayılmaktadır. 

Oysa, İslam literatüründe, “nüzül-i isa” rivayeti yerine “Kıyamet Alâmeti” olarak; o gün insanları denize dökecek bir “Rüzgar” olduğunu bildiren bir ‘Hadis’ vardır: “Müslim bu hadisi Furat tarikinden merfu olarak rivayet etmiş ise de hadis ravileri içinde yer alan Şu’be söz konusu hadisi sahabi Ebu Seriha Huzeyfe b. Esid el-Gıfari kanalıyla mevkuf olarak elde ettiğini haber vermekte, rivayetlerin birinde onuncu sırada, İsa’nın nüzulu, diğerinde ise onları denize atacak bir rüzgarın sayıldığını belirtmektedir…Müslim, bazı rivayetlerde Hz. İsa’nın nüzülu yerine insanları denize atacak olan bir rüzgarın zikredildiğini kaydetmektedir (Müslim, Fiten 40;  İ.ÇELEBİ: Uzak ve Yakın Gelecekle İlgili Haberler, Kitabevi Yayın no: 47, İstanbul- 1996, s.74,97). Görülebildiği gibi, Müslim’de; “10’ncu sıradaki” Kıyamet Alâmeti olarak “nüzül-i isa” yerine, “Rüzgar” Hadisi gösterilmektedir.

Müslim’in, Sahihinde; “Şube dedi ki: Bana Abdulaziz ibn Rufayı Ebu’t-Tufeyl’den, o da Ebu Sariha’dan Peygamberi zikretmeyerek bunun benzerini tahdis etti. Buradaki iki ‘ravi’nin biri onuncu alamet hakkında: Meryem oğlu İsa Aleyhisselamın inmesidir dedi. Diğeri ise, insanları denize atan bir RÜZGAR’dır dedi.” haberi (Sahih-i Müslim ve Tercümesi-Mütercim: M.Sofuoğlu- : İrfan Yayınları, Cilt: 8,İstanbul, s.437,438) yer almaktadır. Ayrıca da, “Buhari hariç, altı Hadis İmamı, Huzeyfe b. Useyd (R.A.)’dan şöyle nakletmişlerdir: ‘Kıyametten önce on alamet görmeden O, kopmayacaktır…’ Onuncusu ‘İnsanları denize atacak olan kasırga!” buyurdular…Tirmizi’nin lafzı: “Onuncusu ya denize atacak olan rüzgardır; ya da İsa aleyhisselamın nüzülûdür..” şeklindedir. İsa’nın (A.S.) onuncu olması, sayı hesabiyledir; vuku itibariyle değil..” denilmektedir (Muhammed Bin Res’ul Al-Huseyni : Kıyamet Alametleri, Pamuk Yayıncılık, Genişletilmiş 8.Baskı, s.287,288, İstanbul- 2002, s.287,288).

İşte, bir adet RÜZGAR “Hadis’i” daha:

H(adis)- 5006 : – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Allah Teâla hazretleri ipekten daha yumuşak bir rüzgârı Yemen’den gönderir. Bu RÜZGAR, kalbinde zerre miktar iman bulunan hiç kimseyi hariç tutmadan hepsinin ruhunu kabzeder.” (Müslim, İman 185; 117).

Bu “hadis-i şerif” de, “Nüzül-i İsa iddiası” yerine, RÜZGAR “Hadis’ olması gerektiğini ortaya koymaktadır. RÜZGAR “Hadisi’nin olması gerektiği, Peygamber efendimizin bir diğer “Hadis”i ile de doğrulamaktadır:

H(adis)-2252 : “ -Ubey b. Ka’b (r.a.)’den rivayete göre, Rasûlallah şöyle buyurmuştur: RÜZGARA sövmeyin hoşlanmadığınız bir şeyle karşılaştığınızda şöyle dua edin; Ey Rabbimiz! Bu rüzgarın hayrını getireceği şeylerin hayrını ne ile emredildiyse onun da hayrını senden diler bu rüzgarın şerrinden getireceği şeylerin şerrinden ne ile emredildiyse onun da şerrinden sana sığınırız.(Müsned:20414)”. Tirmizî: Bu konuda Aişe, Ebû Hureyre, Osman b. Eb’il As, Enes, İbn Abbas ve Câbir’den de hadis rivayet etmiştir. Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.” (Sünen-i TİRMİZİ Tercümesi, A.g.e., s.232).

Peygamber efendimizin, “Rüzgar’ın şerrinden” sığınılacak olan yerin Rabbimiz olduğunu bize bildirmesi de zaten, onlarca asırdır yeryüzünde görülebilen rüzgarı değil de, Evren’in “son günü” Dünya Atmosferi olmaması sebebiyle ortaya çıkacak ‘RÜZGAR”ı, yani “Nüzül-İ İsa” yerine olması gereken “Rüzgar” Hadis’ini hatırlatır niteliktedir.

Zaten de, “Kıyamet günü” insanları denize atacak bir “Rüzgar (Kasırga)”ın, ‘Kıyamet Alâmeti’ olduğu haberi,“Maide 117”e göre de (Hz.İsan, yeryüzünde yaşarken öldüğü içinkabul edilemez olan, ‘nüzül-i isa’ rivayeti yerine ‘Kıyamet Alâmeti’ olmaya çok daha uygundur. Çünkü, “kozmik bir yıkım” olacak Kıyamet sırasında “dünya Atmosferi”nin ortadan kalkacak olması” sebebiyle (o gün) korkunç rüzgarlar, kasırgalar meydana gelecek ve yıkım ve yokoluşu meydana getirecek olmasının yanında, insanları denize dökeceği de tartışılır bile değildir.

RÜZGAR”Hadis-i Şerifi, İslam geleneğinde bulunmasına rağmen de “gözlerden uzak” tutulmasının sebebi, “gelecek olan Hz.İsa olmayacaksa”, ortaya çıkacak olan “Mehdi de” olmayacak olması olmaktadır. Bu sebeple de “Nüzül-i İsa” iddiası yaşatılmaktadır.

Hâliyle de, kimilerinin “Mehdi ve Deccal beklentileri”, “Nüzül-i İsa”nın “Kıyamet Alâmeti” olduğu iddiasını yaşatmaktadır. Ya da Mehdi’ni “gelebilmesi” için “nüzül-i isa” iddiası yaşatılmaktadır. Yoksa, “nüzül-i isa” iddiası “Kıyamet Alâmeti” değildir.

İlgi duyan olursa da, “Nüzül-i İsa”nın yaşanmayacağı ve “Mehdi’nin gelmeyeceği”, “İsasız Mehdisiz İslam olmuyor mu” isimli eserimden ayrıntılı bir şekilde okunabilir.  

***

Ne yazık ki, “Kıyamet Alâmetleri”ni anlatan eserler, “Kur’an’ın bildirdiği Kıyamet Alâmetleri” bulunmasına rağmen de, onlardan hiç söz etmemektedirler.

Buna karşın, Hadis kaynaklarında “Kıyametin Alâmetleri” olarak gösterilen, ama olmayan pek çok rivayetten söz edilmektedir. Nakledilen bu rivayetlerin çok büyük bir kısmı ise, “hem Kur’an’a, hem de Sahih Hadis’lerin ruhuna” aykırıdır.  Bunun sebebi “Kıyamet Alâmetleri” HADİS’leri”nin, çoğunun, “zayıf ve uydurma” olmasıdır. Kur’an’ın, “Kıyamet, Aniden gelecektir”, önceden bilinebilecek Alâmeti olmayacağı “öngörüsü” dikkate alınmadığı için de, “İstanbul’un fethedildiği fetih gün Mehdi’nin ‘Kıyamet Alâmeti’ olarak ortaya çıkacağı” iddiası da, “Hadis” adı adında verilmiştir. İstanbul fethedilmiş, Mehdi gelmemiş; buna benzer pek çok rivayet/hadis “gerçekleşmemiş”, öngörüler hep ortada kalmıştır.

Buna karşın “Sahih Hadis”lerden gelen “Kıyamet Alâmetleri” ise, tıpkı Kur’an’ın bildirdiği ‘Kıyamet Alametleri’ gibi; Kıyametin zamanını kimsenin bilemeyeceği”, “Kıyametin Aniden gelecek olması” ve de “Kıyamet Alâmetleri’nin Kıyametin kopuşu sırasında yaşanacak olaylar olduğu gerçeklerine uygun düşmektedir. Mesela:

H-2123

“…Ebû Hüreyre radiya’llahu anh’den rivâyete göre, Resûlu’llah Salla’llahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:…Muhakkak ki Kıyâmet şüphesiz kopacaktır.Hem de (alım, satım için) bâyi ile müşteri aralarında elbîse açacaklar da bey ve şirâ tamâm olmadan (ansızın) Kıyâmet kopacak da o libâsın dürülmesi mümkün olmıyacaktır.

Yine muhakkak Kıyâmet kopacaktır. Hem de sağmal devesinin südünü sağıp gelen kişiye südü içmek nasîb olmadan (ansızın) kopacaktır.

Yine Kıyâmet şüphesiz kopacak, hem de kişi havuzunu sıvâyıp tâmir edecek, fakat Kıyâmet ansızın kopacak da havuzun suyunu kullanmak nasîb olmıyacak.

Kıyâmet muhakkak kopacak, hem de taâm etmekte olan kişi lokmasını ağzına götürecek, Kıyâmet ansızın koparakyemek nasîb olmıyacak.”.

Ezcümle:

Yukarıdaki Hadis-i Şerfi’, “Kıyametin önceden öngörülebilecek” Alâmeti olamadığını ortaya çok net koyuyor. Kur’an-ı Kerim’in bildirdiği zaten bu olduğu için de, “Kıyamet Alâmetleri” olarak gösterilecek “Hadis”ler, bu tip “Sahih Hadisler” olması gerekiyor. “Tozlandırılmış –Sahih Olmayan- Hadis’ler” OLMAMASI gerekiyor.

Hâl bu olunca da, hiç kimsenin, Kur’an’da yeri hiç olmayan; “Nüzül-i İsa yaşanacak, Mehdi çıkacak, her ikisi birden Deccal’i öldürecek” demek veyahutta “bina, zina, fuhşiyyat, depremler artışı, İkiz Kulelerin vurulması, Afganistan-Irak işgali vb.. de Kıyamet Alâmetidir” demek lüksleri olamaz.

Eğer “olur” denilebiliyorsa, 1000 küsur sene önce Şam’da, Emevi Camii önünde –Beyaz Atı’da yanlarına alarak– Hz.İsa’yı “yeryüzüne bekleyen akıl” ile, 1000 kusur sene sonra hâlâ yeryüzüne bekleyen akıl” arasında ne fark olur!..

Allah, sıklıkla neden, “Akletmez misiniz?” diyor…

Ahmet MUSAOĞLU

Bu gönderiyi paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir