Malthusculuk ‘tepeliyor’, yoksa yoksulluk öldürmüyor

Malthusculuk ‘tepeliyor’, yoksa yoksulluk öldürmüyor

Tarihinin en büyük felaketini yaşayan Pakistan’da, milyonlarca insan açlık, susuzluk ve hastalıkla boğuşmaya devam ediyor. Ülkenin yaşadığı bu büyük sel felaketinde ölenlerin sayısının 1600’ü geçtiği, yüzlerce kişinin kayıp olduğu, 15-20 milyon arasında kişinin doğrudan veya dolaylı olarak etkilendiği, salgın hastalıkların baş gösterdiği, tarım ambarı olan ovaların büyük oranda sular altında kaldığı, kısacası, afetin etkilerinin insan havsalasının ötesinde boyutlara ulaştığı ifade ediliyor.  

Birleşmiş Milletler rezilliği…

BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon, 21 Ağustos 2010 tarihinde yatığı açıklamada; “Havadan baktığımda binlerce hektar bereketli, hem de Pakistan’ın gıda ambarı olan tarlaların yükselen sular tarafından yutulmuş olduğunu gördüm. Yere indiğimizde insanları dehşet içinde gördüm. Çocukları için yiyecek bulamamaktan ya da onları bir sonraki krizden yani ishal, sarılık, sıtma ve en kötüsü koleradan koruyamayacakları endişesini taşıdıklarını gördüm…Bu nedenle BM 460 milyon ABD Doları tutarında acil yardım kampanyası başlattı. Bunun anlamı, kişi başı 1 ABD Doları ödenmesi halinde önümüzdeki 3 ay boyunca, 3,5 milyonu çocuk olmak üzere 6 milyon kişinin hayatta kalmasının sağlanabileceği…Kampanyaya başlamamızın üzerinde bir hafta geçmiş olmasına rağmen hedeflenen miktarın yarısına ulaşabildik. Uzatılan yardım eli afetin boyutunun çok gerisinde. BM Genel Kurulu Perşembe günü ortak çabalarımızı daha da yoğunlaştırmak için bir toplantı yaptı. Eğer şimdi harekete geçersek su ile bulaşan hastalıkların neden olacağı kayıpları hala önleyebiliriz.” diyordu (1). Kişi başına “1 dolar”, o da ödenmesi halinde ve şimdi harekete geçersek “şartıyla” öngörülüyordu…

Bu “şartlı” öngörülere rağmen de, Müslüman bir ülkede yaşanan bu felakete ‘Batılı Beyaz Adam (Zengin/Kuzey ülkeler)’, seyirci kalıyordu. Bu insafsızlık için bazı gazetelerimiz, “insanlık yerde kaldı” başlığı atıyordu. Toplumsal “işbirliği” için de kurulmuş olan Birleşmiş Milletler’in Genel Sekreteri Ban Ki-Moon, yardımdaki gecikmeyi açıklamak için; “Afetin boyutlarını kavramakta dünya neden yavaş kaldı? Belki de bu televizyonlara uygun, yani aniden olan ve çarpıcı kurtarma çalışmaları sergilenen bir afet olmadığı içindir.” diyordu (2). Yardımdaki ‘gecikmedeki’ asıl sebep bu mu oluyor. ABD’nin (Anglosakson-Judea ortaklığının) amaçlarına hizmetten başka bir amacı olmayan BM’nin Genel Sekreteri Moon’un, “belkili” önermesi mi oluyor? Ya da gerçek sebep ne oluyor?.. 

İnsanlık yerlerde” başlığı ile –öne çıkartılmak istenilmese de-, felaketi yaşayan Pakistan’a, “Zengin/Kuzey (Batılı) ülkeler”den yardım gitmemesi konu ediliyor. Bu “gönderilmeyişe” gerekçe ise, diğer bir başlık, yapılacak yardım fonlarının “aşırı gruplar eline geçme tehlikesi” öngörülmesi oluyor.

Peki de, gerçekte sorun asıl bu mu?..

Tabii ki de, ‘tehlike denilen’ bu olmuyor. Burada söz edilen ‘tehlike’, yapılacak yardımların “aşırı denilen grupların” eline geçmesi değil, sözkonusu grupların, sellerden zarar gören bölgelerde, “kendi yardım çalışmalarını yapacak olması ile” selden etkilenenlerin desteğini kazanarak “varlığını” iyice pekiştirecek olmasının, ‘Batılı Beyaz Adam’ın varlığını, menfaatlerini‘tehlikeye’ düşürmesi oluyor. Yoksa, Pakistan yoksulları da, diğer “Yoksul/Güney ülkeleri” yoksulları gibi, insanlığı soydukça soyan “Zengin/Kuzey ülkeleri (Batılı Beyaz Adam’ı)” hiç mi hiç ilgilendirmiyor. Çünkü, “yokedicilik”, Batılı Beyaz Adam’ın zaten “varlık sebebi” oluyor. ‘Batılı Beyaz Adam’ın yardımı geciktirmesinin veya yeterince yapmamasının asıl sebebi, “kendinden olmayan insanlık nüfusunu” kontrol altında tutma, “nüfus kontrolü” amacı taşıyan ‘inancı’ oluyor. Malthusculuk ya da Sosyal Darwinizm de dediğimiz bu ‘köktendinci ideoloji’, “Yoksul/Güney ülkelerdeki”yoksulluğun veyokoluşun da sebebi oluyor..

Malthusculuk ya da Sosyal Darvinizm…

Felaketler tabii ki önemli ama, dünyadaki açlık ve sefaletin doğmasının sebebi, doğal  felaketler olmuyor. Bunun sebebi, ‘Yaratıcı’nın yeryüzü sofrasına bıraktığı faydaların (nimetlerin), O’nun iradesine ters bir biçimde ‘adaletsiz bölüşülmesi’ oluyor. Bir başka şekilde söylersek de,  yoksulluğun arkasında, Batılı Beyaz Adam’ın (inancının) ürettiği adaletsizlikbulunuyor. Öncesinde Katolik Hıristiyanlık ‘adaletsizliği’ vardı, son iki asırdır insanlığın adaletsizlik yaşamasının ve “Yoksul/Güney ülkeler”in yoksullaşmasının sebebi, Thomas Robert Malthus’un iddialarını “yaşamak zorunda kalması”oluyor…

Bakmayın siz iktisatçı da denilmesine, Malthus da, görüşlerinden fazlasıyla etkilenen Charles Darwin gibi bir köktendinci; İngiliz Devlet Kilisesine bağlı Protestan Hıristiyan papaz oluyor. Nüfus teorisyenlerinin çoğu da zaten, Protestan/Hıristiyan papazlar oluyor. Köktendinci papaz Malthus, insanlığa ‘temel çıkış noktası’ olarak gösterilen, ama aslında, “Anglosakson-Judea ortaklığı”nın, Katolik Hıristiyanlığa/Papalığa karşı gücü eline geçirmesi demek olan Fransız İhtilali’nden 9 yıl sonra, 1798 yılında yayınlanan, “Toplumun Gelecekteki Gelişimine Etkileri Açısından Nüfus İlkesi Üzerine Bir Deneme”adlı eserinde; insan nüfusunun her 25 yılda geometrik oranda (2, 4, 8,…), yiyecek/hammadde kaynaklarının ise, aynı süre içinde aritmetik oranda (1, 2, 3, 4,…) arttığını iddia etmiş bulunuyordu. Hızla artan nüfusa karşı yetersiz kalan besin kaynakları tezini öne sürerken de çözümü, aşağı sınıf’ın (kendilerinden olmayanlarınçoğalmasını (nüfusunudurdurmak olarakgösteriyordu. Böylelikle de, hem onları tehdit etmiş, hem de, onlara karşı vahşet/yokedicilik uygulanmasına da sebep olmuş oluyordu. Malthusculuk veya Sosyal Darwinizm diyebileceğimiz bu ‘yokedicilik’, Malthus’un şahsi bakışı değil, Papaz Mallthus’un, yaşama bakışını belirleyen ‘inancının’ hayata geçmesi oluyordu. Protestan Papaz Townsend ile başlayan, Thomas R. Malthus (1766-1834), Herbert Spencer (1820-1903) ve Charles Darwin (1809-1882), hatta Karl Marks ile devam eden zincirdeki kişilerkendilerinden olmayanları radikal tedbirlerle dizginlenebilen; kıtlık, savaş, hastalık ve bebek cinayetleri gibi olaylarla hızlı nüfus artışlarının kontrol altında tutulabilen, ‘belirli bir nüfusu bulundurmaları’ gereken ‘vahşi varlıklar’ gibi (-Darwin’e atfedilen insanın maymundan türediği iddiası da zaten asıl bu oluyor) görüyor/du. Sahip olunan ‘bozuk inanç’, “Yoksul/Güney ülkeler”in yoksulluğunun, ama yok edilmelerinin de sebebi oluyor… Malthusculuk veya Sosyal Darwinizm, ‘yaşatılan inanç’ olduğu için de, her dem yaşatılan da bu ‘yanlış inanç’ oluyor.

Zengin/Kuzey’in ‘zorunlu koşulu’ Yoksul/Güney oluyor!.. 

Ateizm değil, Köktendincilikolan bu ideoloji, hızla artan nüfus yüzünden hammadde kaynaklarıyetersiz kalıyor, bunun olmaması için de nüfusu arzu edilen seviyede (kontrol altında) tutmak gerekir anlayışı oluyor.“Çoğu sosyal düşünürleri özellikle endişelendiren konu insan ırkının daha az uygun üyelerinin kontrol edilemez üremelerinin (-aşağı ırk olarak gördükleri Yoksul/Güney ülkelerin nüfus artışlarınınBeyaz Irkı sözde tehdit etmesiydi.” (3). Bu ‘sözde tehdit’, gerekenden fazla doğan çocuklar, yetişkinlerin ölümleri ile onlara yer açılmadığı müddetçeölmelidirler anlayışını da yaşatıyor. ‘İnanç’ olarak yaşatılan ‘nüfus sorunu, yoksulların, ama tabii ki de kendilerinden olmayan “Yoksul/Güney ülkelerin (Afrika ve Asya’nın)” ‘artan nüfusu’ sorunu oluyor. Eğer Yoksul/Güneyin nüfus artışı ile mücadele edilmezse (nüfusları kontrol altında tutulmazsa), dünyadaki hammadde kaynakları nüfus artışını karşılayamayacak, ama aynı zamanda; yoksulluk sebebiyle ortaya çıkan ‘açlığın’ kendileri için ‘tehlike’, yani ‘güvenlik sorunu’ oluşturacağı anlayışları (inançları), insanlığın da sorunu oluyor!..

Fransa’nın önemli düşünürlerinden, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’nın fikir babası, Mitterrand’dan sonra şimdilerde Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin danışmanlığını yapan, Jacques Attali; bu sebeple nüfusu ve açlık sebebiyle “Zengin/Kuzey ülkelere” göç ihtimalini ‘saatli bomba’ görüyordu: “Attali dünyayı tehdit eden şeylerin başına nüfusu koymuştu. Ardından göç olgusunu…” deniliyordu (4). Büyük çoğunluğu açlık çeken “Yoksul/Güney ülke” insanlarının (nüfusunun), kendilerini yoksullaştıran “Zengin/Kuzey ülkelere” ‘göç etme’ ihtimali bulunuyor olması‘Zengin/Kuzey ülkeler’ için tehlike görülüyordu. “…zengin ülkeler ne yaparlarsa yapsınlaruzun dönemde tehlikenin kendileri için de nereye varacağını kestirmeleri kolay değil. Örneğin,açlık ve susuzlukla karşılaşacak yoksul ülke insanlarının kuzeydeki ülkelere göç etmesini önlemek çok da kolay olmayabilir.” denilmesi de bu oluyor (5). İnsanlık henüz ‘göç halinde’ değil ama, “Küresel Isınma Yalanı” iddiaları ile de, Batılı Beyaz Adam’ın, kimleri göç ettireceği de (nüfusu bu şekilde de kontrol altında tutacağı da)” anlaşılabiliyor…

Oysa, “Zengin/Kuzey ülkeler”, “doymak bilmeyen iştahı”nın (yoksullardan çaldıklarının) birazını bile yine “yoksullar (Yoksul/Güney ülkeler)” için harcasa, milyonlarca insanın “açlıktan ölmeyeceği” kesin ama, güvenlik sorunu” gördüğü yoksulu; “yine yoksula (Yoksul/Güney ülkelerin bizatihi kendilerine) ihale ediyor”, doğabilecek tehlikeyi, yoksul ülkelerde başlattıkları ‘hayırseverlik çalışmaları’ üzerinden pasifize ediyor/du. Yoksula yardım denilen şey aslında (fiilen) “yoksullarla mücadele” oluyor/du…

‘Yoksula yardım’ aslında, ‘Yoksullarla mücadele’ oluyor..

Rio karnavalı diyebileceğimiz ‘BM Rio Konferansı/1992’ sonrası hemen her ülkede, yerden ot bitergibiSTÖ’ler kurulması; 1995’den sonra ülkemizde de, yardımsever ‘iyilik melekleri’; Deniz Fenerleri, Kimse Yokmular, uluslararası insani yardım kuruluşları’, ayrıca da, televizyon programları üremesi, “yoksulları, yine yoksullara baktırma” projesi oluyor. Bu ‘Yardımseverlik tuzağı’nın doğmasının kökeninde, BM Kophenhag Dünya Sosyal Kalkınma Zirvesi/Mart-1995; Hükümetlerin, “Yoksullukla mücadele” konularında ortak politika oluşturmalarının gerekliliğinin altı çizilmesi; Küreselleşmenin olumsuz etkilerini gidermek için “Hükümetlerin ortak politikalar oluşturması” kabulü bulunuyor. Bu durum, ‘yardım kuruluşları’ iyi niyetli olsalar bile; kullanılmış olmaları, yani yoksulluğu ortaya çıkaranların, yoksulluğun faturasını da yine yoksullara kesmesi (yoksulu yoksula baktırmasıoluyor.

Bunları yazmakla anlatmak istediğimiz, “kimseye yardım yapılmasın” demek değil, ama, ‘bu tür hayırseverliğin’ arka planında, ‘Batılı Beyaz Adam’ın, Yoksul/Güney ülkelerden gelebilecek tehlikeyi (mesela, açların kendi ülkelerine yapılacak muhtemel göçü) düşünmesi yanında, “Yoksul/Güney ülke” halklarını “kontrol altında” tutmak, “isyan etmelerini” önlemek de oluyor. Yapılan “yardımlar”, “neden bu durumdayım?” sorusunun sorulmasını, “bilinç yaşanmasını”  engelliyor… Böylelikle de modern kölelik sürdürülüyor. Yardım yapan “Yoksullar da”, ‘Sürdürülebilirlik ilkesi’ (yalancı) dolmasınıyuttukları için (kendi geleceği, insanları için yardım yaptıklarını zannederlerken aslında) Batılı Beyaz Adam’ın geleceğinin rahat geçmesi için yardım yaptıklarının farkında bile olmadan, ‘yardıma’koşuyor…

Oysa, ‘Batılı Beyaz Adam’ dışındaki ‘insan/inançların da’, “insan/din” olduğunun Zengin/Kuzey’ce (Batılı Beyaz Adam’ca) kabul edilmesi (Tanrının herkese verdiği nimetlerin adilce bölüşümü de olacağı için)kendilerinden olmayanların “Yoksullaştırılmasının da” ortadan kalkması demek olacağı için, “Yoksulun Yoksula baktırılması” sorunu da ortadan kalkacaktırBir başka şekilde ifade edersek de, ‘Batılı Beyaz Adam’ın “ırkının/dininin”, insanlığın “üst basamağı” olduğu, diğerlerinin “Aşağı ırk/din” olduğu şeklindeki ‘bozuk inancın’ mutlaka ‘terk edilmesi’ gerekiyor. Ya da ‘Yoksullar’ ile, ‘doğal seleksiyon’ arasında kurulan ‘evrimsel ilişki’, yani, çevreye (Küreselleşmeye) “uyum sağlayamayanların” yok edilebileceğiöngörüsü olanMalthusculuk ya daSosyal Darwinizm, terk edilmediği, ‘inanç’ bu sapkınlığı yaşattığı süreceYoksulluğun ve Adaletsizliğin ortadan kalkmayacağı da bilinebiliyor. Bu yapılmadığı müddetçe de, bizim ülkemizde de dahil, ‘yoksula yardım’ denilen şey ya daAfrika’daki veya Asya’daki kardeşlerimizeyardım yapıyoruz denilen şey, yoksullukla değil, ‘yoksullarla mücadele’ olarak, “Zengin/Kuzey ülkeler” menfaati/geleceği için “kendi insanını/inancını yoketme”şeklini almış sürüyor…

‘Malthusculuk/Sosyal Darwinizm’ ama…

Çocukları açlıktan, felaketlerden de ölen, kaybedecek pek az şeyleri olan milyarlarca insan –Malthuscu tarihin bize öğrettiği gibi de– “Zengin/Kuzey ülkeler (Batılı Beyaz Adam) için” uğraşılması gereken bir ciddi bir sorunoluşturuyor!.. ‘Batılı Beyaz Kadın’ “doğum yapmıyor” diye yaşam sona ermez ama, ‘doğum yapan Yoksul/Güney kadınının da’Tanrının nimetlerinden pay almasını, Malthuscular ve Malthusculuk ya da Darwinistler ve Sosyal Darwinizm istemiyor…

Bu, “solcucuklarımızın” da zannettiği gibi, “emperyalizm/sömürü” değil, Zengin/Kuzeyin “ırk/inancının” Yoksul/Güney “ırk/inancından “üstün olduğu” inancı, fiilen “Köktendincilik” oluyor. Yoksul/Güney “insan/inancının”yoksullaştırılmasının ve yokedilmesinin ‘gerekliliğini’ sözkonusu bu ‘yanlış inanç’ doğuruyor! “İngiliz Ekonomik dergisi, ‘Nüfus artışı yavaşlasa, her yönden daha iyi bir dünyamız olur mu?’ konusunda, binlerce bilim adamı ve uzmanın katıldığı bir tartışma başlattı. Binlerce okuyucunun verdiği oyların % 70’i, ‘Daha az insanla, daha iyi bir dünya olacağı’ fikrini destekliyor.” (6). Bu ‘kafa/inanç yapısı’ atalarınınkiyle aynı oluyor. İnançlarıyla birlikte aşağı sınıf’ kabul edilen (insan kabul edilmeyen, uygarlaştırılması gerekeninsanların, artan nüfuslarının (-inançlarının), dünya kaynaklarını (-kendi inançlarını) ‘tüketeceği’ korkusu dünkü (19’ncu yüzyıldaki) Malthuscu anlayış/inançtan farklı olmadığı için, bugünkü versiyonu, ‘Yeni Malthusculuk, Yeni Sosyal Darvinizm’ de demek oluyor.

Malthusculuk ya da Sosyal Darwinizm denilen Köktendincilik, bugünlerdeki ‘Yeni Dünya Düzeni (Küreselleşme)’ denilen vahşetin kurucusu insanların, 19’ncu yüzyıldaki ‘ataları’ tarafından, o dönemin ‘Yeni Dünya Düzeni (Küreselleşmesi)’ olarak kendinden olmayan insanlara benimsetilmesinde kullanılmış, “Hıristiyanlık ihracatına” meşruiyet kazandırmıştı. Bu ‘dini ideoloji’nin 20-21’nci yüzyıl versiyonu, ‘Küresel Isınma iddiası’ ve ‘BOP-GOKAP projesi’ ile de sürüyor. Dünkü İngiliz İmparatorluğu’nun veya bugünkü ABD (Anglosakson-Judea) İmparatorluğu’nun insanlığı soyması (sömürmesi) durmuyor, bu tamam da, olmakta olan esas, ‘inanç aktarımı’; ‘Küresel Tek Dil, Devlet, Din’ kurma, yani “Babil Sendromu çözümü” amacı uygulaması oluyor. Yoksa, ‘Yoksulluğun sebebi Yoksul/Güney ülkelerde nüfus artışıdır’ iddialarıdoğru olmuyor, ‘yalancı dolma (kandırmaca)’ oluyor…

Cahil ulusal basın/yazarları” için de yazdım…

Dahası da…

Dünyada yaşananları bilmeden ülkesinde ‘yaşananları’ açıklayabileceklerini zannedenlere şaşmıyorum bile!…

Ey bilgi… kaybettiğimiz hazine… neredesin!…

Kapıyı ‘vurup’ gelsen de, anormalliğin ‘normal’, normal olanın da ‘anormallik’ olarak yaşandığı bir ülkedekimse seni göremez, göremiyor da zaten.. 

Ahmet MUSAOĞLU / 25.08.2010

Bu gönderiyi paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir