ÖNCE İNSAN Allah bizi insan eyleye DEĞİL

ÖNCE İNSAN Allah bizi insan eyleye DEĞİL

Önce insan olmak!!”..

Bize biçilen “yeni trendimiz” artık bu oluyor. Bu ‘yeni moda’mızın, “Önce Müslüman olma”nın önünde olması isteniliyor..

“Önce Müslüman olmak..” OUT, “Önce insan olmak..” IN olmuş oluyor..

Tabii ki de, bu durduk yerde bu olmuyor. Küreselleşme; yani, “Küresel Tek Yapı” kurma amacının alenileştirildiği 1990’la vizyona giren, 2000’li yıllarla ülkemizde yaygınlaşan bir önerme oluyor. Zaman Gazetesi’nden Ahmet Kurucan;

Allah ve Rasulü’ne muhalif emir ve yasaklarda bulunan kim olursa olsun, ona itaat edilmez.” diye de yazdığı  “Allah bizi insan eyleye!” başlıklı yazısında; “…Son sözüm, Hocaefendi’ye ait: “Allah bizi insan eyleye!” diyordu ki (1), yazı konum bugün bu öngörü;Bizi ‘Biz’ yapan ‘İslam anlayışına’ fiili saldırı olarak gördüğüm, “Önce İnsan olmak..” ile gelen “örtülü tehlike” oluyor…

***

Önce insan olmak…” hurafesini ülkemizde podyuma çıkartanlardan biri de, “pakocu” diyebileceğimiz Bekir Çoşkun olmuş; 2004 yılında, Hürriyet Gazetesi’nde yazarken, “Önce insan…” başlıklı yazısında; “…‘Önce insanım’ demenin zamanı çoktan geldi. ‘Önce insan…’ Elbette ‘din’ ve ‘milliyetçilik’ gibi yüksek değerlerimiz var. Ama ‘insan’ olmak, tüm değerlerin üzerinde olmalı. Çünkü ‘din’ öne çıktığında farklı dinlerle…çatışma başlar…‘önce insanım’ denildiğinde..Herkes insan. ‘Önce insan’, evrensel barışın sihirli sözcüğü..” diyordu (2). Çoşkun, 2005 yılındaki, “İnsan olmak…” başlıklı yazısında ise;  “ÖNCE insan olmalıyız. ‘Önce Beşiktaşlıyım’ dediğiniz zaman ‘Galatasaraylı’, ‘Fenerbahçeli’ ile karşı karşıyasınız…‘Önce Türküm’dediğinizde, Yunan’la, Rus’la, Alman’la, İngiliz’le barış zorlaşır. ‘Önce Müslümanım’ dediğiniz zaman ‘Müslüman olmayanlarla’ kavganız başlar. Ama ‘Önce insanım’ dediğiniz zaman tüm insanlar sizindir. Barışın tek anahtarıdır bu iki kelime…kan ve gözyaşını dindirecek kilit sözcüktür bu…” diyerek (3), “Beşiktaşlılık, Galatasaraylılık, Türklük, Kürtlük, İngilizlik vb..” gibi yanlış örnekler üzerinden, “İslam (ilahi) olanın” yerine “insani olanı” yerleştiriyor. Zırvaya bakınız ki de, ‘Önce insanım‘ dediğimiz zaman, ‘kan ve gözyaşı duracakmış’ oluyor. Oysa, “Önce insanım..” sözünün “Barışın anahtarı” olmadığı, bu “gazı” yutmamızı isteyenlerin; “İnsan Hakları Dernekleri” de  “kurdurtanlar” olmasına rağmen dünyanın hemen her yerinde insan öldürdükleri, kan ve gözyaşı da döktükleri bilinebiliyor. Dolayısıyla da, “Önce insan olmak”ın, gereken olmadığı, sorunun, “kimilerinin ‘inanç ahlakı’ sorunu” olduğu görülemiyor!.

Bekir Çoşkun, “Bilmediğini Bilemediği” için de, yuttuğu, “Önce insan olmalı…” “gazını” çıkartamıyor; 2010 yılında Habertürk Gazetesi’nde, “Önce insan olmalı…” başlıklı yazısında; “Sen önce ‘insan’ ol..‘İnsan’ olmadan ‘inanç sahibi’ de olamaz…’İnsan’ olan…‘Din-iman’ diyerek onları kendi çıkarına…siyasetine alet etmez…” de diyordu (4). “Müslümanım” deyip de “din istismarı” yapanların “İslamı temsil edemeyecekleri” gereceği ortada iken, İslam’ın “değer ölçüsüne” saldırıyor; “Önce insan değil, Müslüman olunması” gereğini ‘yaşam alanı dışına’ itiyordu. ”İnsan olmadan inanç sahibi de olunamaz” da diyordu ama, “ancak (gerçek) inancın” insanı “(gerçek) insan” yapacağını, “sahte inançların” ya da “Önce insan olma”nın, “insanı ‘insan’ yapamadığını” göremiyordu. Bu defa, 2011 yılında Cumhuriyet Gazetesinde, “Önce İnsan Olsan Ya Kardeş…” başlığı altında; “..din, iman, mezhep gibi kavramlar…işin içine girdiğinde…tüm insanların kardeşliği uçup gidiyor…Müslümanlığı işin içine karıştırmadan…insan olarak öbür insanlarla “kardeş” olamıyor musun?..” diyordu (5). Fakat, Kur’an-ı Kerim’in, “Müminler ancak kardeştir” buyruğunu (Hucurat: 49/10), haliyle de, “insan paydasında”Müslüman olmayanlarla, “kardeş olamayacağımızı da” bilmiyordu. “Müslüman” olmayı “yeterli” sayarak “gayrimüslimlerle birarada sıkıntısız yaşarız” ama, yaşamamız istenilmiyor, kimliğimiz olan “Müslüman/İslam”, reforme tabii tutularak, ‘Önce insanım’ hurafesini“inanç/kimlik” olarak yaşamamız isteniliyor…

***

Bu noktada soru ve sorunumuz şu: Olunması istenilen “insan” ne/demek?

Biyoloji Terimler Sözlüğü’e baktığımızda “insan” için; Memeliler sınıfının, insangiller (Hominidae) familyasından, iki ayağı üzerinde yürüyen, konuşabilen tek yaratık deniliyor. Felsefe Terimler Sözlüğüne göre ise; bir yandan hayvanlar alanının bir üyesi; öte yandan onu aşan bir varlık oluyor. Zooloji Terimler Sözlüğüne ise, Maymunlar (Primates) takımının insangiller (Hominidae) familyasından bir memeli türü oluyor..

Bu tanımlamalara göre “insan”, hayvangelişmişi de oluyor..

Peki de, olmamız istenilen bu mu?

Önce insanım..” zihni yapısına göre bu; ama tabii ki de değil..

Türk Dil Kurumu’nun sözlüğüne baktığımızda, “insan” için; “1. Toplum hâlinde bir kültür çevresinde yaşayan, düşünme ve konuşma yeteneği olan, evreni bütün olarak kavrayabilen…canlı. 2. Âdemoğlu, âdem evladı.” deniliyor..

Bu durumda “insan” denilen varlık için, “Allah’ın eseri” olduğunu; dünya yaşamını sürdürülebilmesi için kendisine “nimetler” verildiğini de anlamamız mümkün olabiliyor. Haliyle de, “İslam dini” açısından “insan” tanımı; “Allah’ın tekliflerini kabul eden varlık” anlamına gelebiliyor. Bu durumda “insan”; “Önce insan.. ” olmuyor; “Önce Müslüman..” olmuş oluyor. Zaten, “Önce insan.. ” tanımının yanlışlığını, “İnsan’ın, ‘Allah’ın sunduğu emaneti’ yüklen(-eme)mesi” de gösteriyor:

“Biz, emaneti göklere, yere ve dağlara arz ettik. Onlar onu yüklenmeye yanaşmadılar, ondan korktular da onu insan yüklendi..” Ahzab Sûresi (33) 72

          Emanetin “lügat” manası; “birisine, koruması için bırakılan şey” demek oluyor. Emanetin “korunmaması” ise, “teklifin reddedilmesi” demek olur. Bu durumda “Önce insan olmak…” öngörüsü, “cuz-i irade” ile ilgili “yanlış tercih” demek oluyor. Hâl bu ama, ‘Önce insan olmak…’ hurafesini asıl da, “Müslüman bildiğimiz” insanlar üretiyor…

***

Zaman Gazetesi yazarlarından Ahmet Kurucan; “Önce insan, sonra Müslüman’ız!” başlıklı, 16.02.2006 tarihli yazısında; “Dünyamız 70’li yıllardan beri modernizm, post-modernizm ve küreselleşme devirlerini yaşıyor…Müslüman-Hıristiyan dünyasının tarih boyunca yaptığı savaşlar nerede, 25 milyon nüfusu ile Avrupa’da, 9 milyon nüfusu ile ABD’de süregelen Müslüman-Hıristiyan..birlikte yaşama nerede! …bu beraberliğin ‘farkında’ olmak…çok önemlidir. Kendi iradelerimizle ötekileştirdiğimiz insanlardinler varAsırlık önyargıların…kırılmasıhemen her insanın, insanlık vazifesidin…her türlü ayırıcı özelliğin perde arkasına itilip, insani özelliklerin ön plana çıkartılması ile olacak..şeydir.” diyordu (6). İslam anlayışımızı “önyargı” diyerek “kırmak” isteyen “fikirleri kuru” Ahmet Kurucan’a verilecek cevabı; 09.03.2007 tarih, “Batılı kimlik İslam’sız olamaz mı?” başlıklı yazısıyla yine Zaman Gazetesi’nden Ali Bulaç veriyor; “Kabul edelim ki, İslam dünyası ve hatta Batı-dışı bütün toplumlar Batı’nın fiili saldırılarıyla karşı karşıya…Biz 300 senedir nefs-i müdafaa halindeyiz…Yoksa hayal mi bütün bunlar? Yoksa koca Osmanlı İmparatorluğu güneybatıdan gelen Afrikalılar tarafından mı parçalandı? Yoksa uzaylılar mı bugün Afganistan’ı ve Irak’ı işgal etmiş bulunuyorlar? Cin taifesi mi İran’a askerî bir müdahale yapmanın hazırlığı içinde…1991 ve 1993’te biz mi..NATO toplantılarında ‘Batı’nın tehdit tanımı değişmiştir, bundan sonra Batı’nın ötekisi İslam’dır’ deyip kendimizi Batı’nın karşıtı yaptık? 1993’te ‘medeniyetler çatışması’ doktrinini Müslümanlar mı geliştirdi?..Bu satırların yazarı dahil olmak üzere Müslüman entelektüellerin neredeyse tamamı 21. yüzyıla 3 kala (AB) üyelik sürecine tam destek verdiler…İslam dünyası ile Batı arasında verimli bir diyalog ve işbirliği doğar diye düşündüler. Fakat Avrupa kısa zamanda hüsn-ü kuruntu içinde olduğumuzu bize hatırlattı…” diyordu (7). “Zaman’cı” Ali Bulaç, “Önce insan..” olmanın ve “Diyalog” denilenin, “hüsn-ü kuruntu”olduğunu ortaya koyuyordu ama, yine “Zaman’cı” İskender Pala; “Bugün Batı ile aramızda…kültür sorunu vardır. Bu sorunu aşmanın yolu…sentezbizzat yapmak…yerellikten evrenselliğe yükselmek, millî iken milletlerarası olmak…Sentez fikri bizi içimize kapanmaktan kurtarasıya kadar, küreselleşmenin gereklerini yerine getiresiyekadardünya insanı olmaya aday Müslümanlar aranıyor?” diyordu (8). Bu görüşleri üzerine Bendeniz de kendilerine; “Müslümanın dünya insanı olmaya aday olması gibi bir durum sözkonusu olamaz, her kim bunu iddia ediyorsa bu bir “tuzak”tır…Küreselleşme, küresel/TEK TİP insan istiyor…ortada BEN/BİZ kalmadıktan sonra ortaya çıkacak olan aynileşme/sentez KİMLİK KIRILMASI olur.. ” diye yazıyordum (9). Fethullah Gülen Hocaefendiye en yakın isim olarak da gösterilen bir başka “Zaman’cı”, Hüseyin Gülerce ise; 2010 yılı Haziran ayında, bir başka gazeteye konuşmasında; “-Hocaefendi Zeki Müren ve Aziz Nesin ile tanışamadığına üzülüyorHocaefendi Mozart’ta dinlerBale’de de olmak lazım’..” dedi diyordu (10). Kimliğimizin yerine bir “başka kimlik”; “reform” demek olan “sentez” gösteriliyordu. Gülerce, bu açıklamasından bir ay bile geçmeden Zaman’daki köşesindeki, “Müslüman demokratlar” başlıklı yazısında; “Abant Toplantısı…yine üzerine düşeni yaptı…evrensel insanî değerlerde buluşmaFethullah Gülen, Kur’an ayetlerinden örnekler vererek, ‘Önce insanız, sonra Müslüman’ız. Allah, Kur’an’da, insan üzerine yemin ediyor’ diyerek, insanlığımızı öne çıkarıyor…İnsan ve insanî değerler önemlidir.” diyordu (11). Dinsiz –Aziz Nesin gibi– biriyle tanışmadığım için “Ben” hiç üzülmüyorum, Allah da, (haşa), “insan diye” Aziz Nesin gibi “gayrimüslimler üzerine” yemin etmez; Mozart da zaten, “Müslüman” düşmanı, Opera ve Bale de zaten “gayrimüslim kimlik yaşamı“ oluyor. “Müslüman olan” için, Kur’an/İslam’ın bildirdikleri “evrenseldir”; gayrimüslimlerle diyalog sırasında, Senin tanrın” ile “Benim Tanrım” arasında fark var, demek, “Hesap günü” sorumluluğu oluyor..

Yeryüzünde “tek din” olmasına –diğerleri batıl olmasına– rağmen, “üç din” hurafesiyle Hz.İbrahim’i; Hıristiyan, Yahudi ve Müslümanlara “ortak ata” yanlışlığı yapan bazı Müslümanların, ‘ehli kitap’ denilenlerin dinlerinin (!), batıl olduğunu, Hz.İbrahim’in; “Müslüman” olduğunu, Hıristiyan ve Yahudilerle “ortak ata” olamayacağını, O’nun atasının Hz.Nuh olduğunu, insanoğlu arasında, “Habil ve Kabil ayrımı” bulunduğu da zaten bildirilmiş bulunuyor:

Ey ehl-i kitap (Hıristiyanlar ve Yahudiler)! Herbiriniz kendi yanlış inancına göre, İbrahim bizim dinimiz üzeredir, diyerek neden çekişip duruyorsunuz. Gerek İncil, gerek Tevrat ancak ondan sonra indirildi. Hal böyle iken, artık bizim dinimizde idi, diye iddianızın batıl olduğunu anlamaz mısınız?” İmran (3) 65

“İbrahim ne bir Yahudi, ne de bir Hıristiyan idi. Fakat Allah’ı bir tanıyan gerçek bir müslümandı…” İmran (3) 67    

“Şüphesiz İbrahim de onun (Nuh’un) milletinden idi.” Saffat (37) 83

“Dini ayakta tutun…diye Nuh’a tavsiye ettiğini, sana vahyettiğimizi, İbrahim’e, Musa’ya ve İsa’ya tavsiye ettiğimizi Allah size de din kıldı…” Şura (42) 13

“Onlara, Adem’in iki oğlunun haberini..anlat: Hani birer kurban takdim etmişlerdi de birisinden kabul edilmiş, diğerinden ise kabul edilmemişti.” Maide (5) 27

Kur’an-ı Kerim, ‘ehl-i kitap’ ile, ‘ortak zemin’i oluşturacak kelimeye (tevhide) de vurgu yapmış, hem de sözkonusu zemine ‘davet etmiş’ de bulunuyor:

“(Resûlüm!) de ki: Ey ehl-i kitap! Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir söze geliniz: Allah’tan başkasına tapmayalım…Allah’ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilâhlaştırmasın. Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, işte o zaman: Şahit olun ki biz müslümanlarız! deyiniz.”  İmran (3) 64

Üstelik Kur’an; Yahudilerin ve Hıristiyanların “tanrı inançlarını” kabul etmememizi de zaten ortaya koymuş bulunuyor:

“Yahudiler, Uzeyr Allah’ın oğludur, dediler. Hıristiyanlar da, Mesîh (İsa) Allah’ın oğludur dediler…Allah onları kahretsin! Nasıl da (haktan bâtıla) döndürülüyorlar!”  Tevbe (9) 30

“Ey ehl-i kitap!..Allah hakkında, gerçekten başkasını söylemeyin. Meryem oğlu İsa Mesîh, ancak Allah’ın resûlüdür…Allah’a ve peygamberlerine iman edin. “(Tanrı) üçtür” demeyin..Allah ancak bir tek Allah’tır. O, çocuğu olmaktan münezzehtir…” Nisa (4) 171

“(Yahudiler) Allah’ı bırakıp bilginlerini (hahamlarını); (hıristiyanlar) da rahiplerini ve Meryem oğlu Mesîh’i (İsa’yı) rabler edindiler. Halbuki onlara ancak tek ilâha kulluk etmeleri emrolundu. O’ndan başka tanrı yoktur..” Tevbe (9) 31

Bugün ki ‘ehl-i kitap’ denilenlerin ‘inanç ahlakları’ hâlâ da aynı yönde, mucizeler gelse de “Müslümanların kıblesine” dönmeyecekleri de bildirilmiş bulunuyor:

“Yemin olsun ki (habibim ! ) sen ehl-i kitaba her türlü âyeti (mucizeyi) getirsen yine de onlar senin kıblene dönmezler. Sen de onların kıblesine dönecek değilsin. Onlar da birbirlerinin kıblesine dönmezler…” Bakara (2) 145

Esas’taki “farklılıktır” bu;  “başlangıcı” olmazsa, “sonrası da” olamayacak olan.. Haliyle de, “Önce insan olmak..” Müslüman için bir “kimlik olmuyor”

***

Müslüman olan kişinin “kimliği ‘insan’ değil, “Müslüman’dır; bu ismi de ona, Allah takmış; dahası, “Müslüman” olarak can verilmesi de istenilmiş bulunuyor:

“Bundan evvelki kitaplarda ve bu Kur’an’da size Müslüman ismini ALLAH taktı”

     Hacc (22) 78

“(Nuh aleyhisselam)…Bir vakit kavmine şöyle demişti. Ben, O’nun birliğine ve 
emirlerine boyun eğen müslümanlardan olmakla emrolundum.” Yunus (10) 71,72

“Bu dini, Hz.İbrahim kendi oğullarına vasiyet ettiği gibi, Hz.Yakub’ta vasiyet etti.-Ey oğullarım şüphe yok ki, Allah rızası olduğu İslam dinini sizin için seçti. O halde siz ancak müslüman olarak can verin-dedi.”  Bakara (2) 132

“Yakub, oğullarına-ölümümden sonra neye tapacaksınız-dedi. Onlar-Ataların 
İbrahim’in, İsmail’in ve İshak’ın Allah’ı olan tek bir İlah’a ibadet ederiz ve biz, o Allah’a boyun eğen müslümanlarız dediler.”  Bakara (2) 133

 “(Musa aleyhisselam ise kavmine şöyle dedi/) “…ihlas ile teslim olmuş müslimlersiniz, artık Allah’a tevekkül edin” Yunus (10) 84

“ (Hz.İsa’ya bağlı olan Havariler ise şöyle dediler/)…sen şahit ol ki, biz gerçek müslümanlarız dediler.”  İmran (3) 52

“(Yusuf aleyhisselam ise şöyle hitap etti/ ) Ey Rabbim !.. Beni müslüman olarak vefat ettir…”  Yusuf (12) 10

“Ey Müminler…her halde müslüman olarak can verin”  İmran (3) 102

İşte.. “İslam dini” açısından “kimlik” bu; Allah’ın taktığı “Müslüman” ismi, Müslüman olanın “kimliği” oluyor. Haliyle de, “Müslüman” ismine/kimliğine, “ek kimlik” istenilmiyor. “Önce insan…” değil, “Önce Müslüman…” olunması isteniliyor…

***

Kur’an-ı Kerim; Nuh Tufan’ının başladığı esnada, “Hz.Nuh ile oğlu arasında” geçen konuşmada, “ ‘Önce insan’ olmanın..” bir anlamı olmadığını ortaya koymaktadır:

“..Nuh, gemiden uzakta bulunan oğluna: Yavrucuğum! (Sen de) bizimle beraber bin, kâfirlerle beraber olma! diye seslendi.”  Hud (11) 42

 “Oğlu: Beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım, dedi…” Hud (11) 43

Fakat, oğlunun kurtulamayacağını bilebilen “baba (Nuh)”, dua ile Rabbine yalvarır:

“Nuh..dua edip dedi ki: Ey Rabbim!..oğlum da ailemdendir..” Hud (11) 45

Hz.Nuh’un, -Oğlum ailedendir- demesineverilen cevap, ´aile/insan´ kavramının “inanca” bağlı olduğunu belirliyordu:

“Allah buyurdu ki: Ey Nuh! O asla senin ailenden değildir. Çünkü onun yaptığı kötü bir iştir…Ben sana cahillerden olmamanı tavsiye ederim.” Hud (11) 46

İnanmayan ‘insan’ olan oğul’un”, “baba/Nuh peygamber de olsa”, ailesinden/İslam olmadığının ortaya koyulması da bu oluyor. Ayette; ‘aile’ mefhumunun, “aynı akideye” inanan “insanlar” demek olduğu anlaşılabiliyor. Eğer “Önce insan olmak” önemli olsaydı, Hz.Nuh, “oğlu için yalvardığında” kabul görmesi gerekirdi ama, sadece “insan” olması, “peygamber oğlunu” kurtarmıyordu. Tıpkı, Hz.Nuh ve Hz.Lût’un karısı örneklerinde  olduğu gibi:

“Allah, inkâr edenlere, Nuh’un karısı ile Lût’un karısını misal verdi…Kocaları Allah’tan gelen hiçbir şeyi onlardan savamadı. Onlara: Haydi, ateşe girenlerle beraber siz de girin! denildi.”           

        Tahrim (66) 10

Baba”nın ya da “koca/ların” “Peygamber/ler” olması, “bazı insanlar” üzerinden “azabı” kaldırmıyordu.“Kur’an’ın bu ölçüsü” ortada iken, “Önce insan olmak..” ölçüsüzlüğü bir anlam ifade etmiyordu. Tıpkı, “insan Müslümanların” ancak “kardeş” oldukları (zira, hepsi -iman esasında- birleşir) ve de (tabii ki İslamı gereği gibi yaşayan) Müslümanların ancak “daha güzel sözlü oldukları” örnekleri gibi oluyor:

“Müminler ancak kardeştirler..” Hucurat (49) 10

“..Ben müslümanlardanım” diyenden kimin sözü daha güzeldir?”Fussilet(41)33

***

Önce insan olmak..” gazını yutmamak için uyanıp görmemiz gereken şey ise, neden ısrarla ‘Hepimiz ayıyız, hepimiz kaplumbağa..’ denilmesine benzer şekilde, “Dünya İnsanlık Ailesi’nden” neden söz ediliyor? Haliyle de, “Müslüman” olan “kimliğimizi” neden terk etmemizisteniliyor? Sahi neden ısrarla, “insanlığın BİR-BÜTÜN olması, EVRENSEL (Küresel) TEK (Bir)KÜLTÜR kazansın isteniliyor?..

Bunun cevabı çok açık ve net: İnsanlığın       “Bir/Bütün (Tek Aile)” olmasının istenilmesi, “Küresel Tek Devlet-Dil-Din” kurmak, yani, “Babil Sendromu çözümü” için oluyor. İşte, bu ‘arka plan’ için, “Önce insan…” olmamız isteniliyor…

***

Allah-û Teâla, “Asr ve En’an” Sûreleri’nde buyuruyor ki:

“Asra yemin ederim ki. İnsan gerçekten ziyan içindedir. Bundan ancak iman edip iyi ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır.” Asr (103) 1-3

“Yeryüzünde bulunanların çoğuna uyacak olursan, seni Allah’ın yolundan saptırırlar. Onlar…yalandan başka söz de söylemezler.” En’âm (6) 116

Kur’an’ın, esasta “iki çeşit” insan bulunduğunu ortaya koyan bildirileri ortada iken, “Önce insan olmak..” öngörüsü de, “Evrensel barış”tan sözetmek de hiçbir anlam ifade etmiyor. Çünkü, Kur’an, “insanların” bir kısmını, diğer bir kısımdan “farklı” tutuyor:

“Ey iman edenler! Allah’a ve Resûlüne itaat edin…Şüphesiz Allah katında hayvanların en kötüsü, düşünmeyen sağırlar ve dilsizlerdir…” Enfal (8) 20-22

“…biz cinler ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmışızdır. Onların kalpleri vardır, onlarla kavramazlar; gözleri vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır, onlarla işitmezler…onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da şaşkındırlar.” A’raf (7) 179

“Yoksa sen, onların çoğunun gerçekten (söz) dinleyeceğini yahut düşüneceğini mi sanıyorsun? Hayır, onlar hayvanlar gibidir..yolca daha da sapıktırlar.” Furkan(25)44

 “…mümin olan, yoldan çıkmış kimse gibi midir?..” Secde (32) 18

Yukarıdaki ayetlerde de görülebileceği gibi de, bazı insanlar; akıllarına ve kendilerine ulaşan ilahi tebliğe uymayıp sırf hissiyatına göre hareket etmeleri bakımından hayvanlara benzetilmiş; hayvanlarının hareketlerinin kendilerine verilen güç ve kabiliyetlerin yaratılış amacına uygun olmasına karşılık böyle kimselerin davranışlarının bu özellikten yoksun bulunmasından ötürü de onlardan gidişçe daha sapık oldukları belirtilmiştir (Bkz:D.İ.Meali, ilgi ayet). “Önce Müslüman olmak..” Allah’ın koyduğu “ölçü” olup, –Ben Müslümanım diyenin, bu “ölçüye uymama” lüksü bulunmuyor. Hz.İbrahim’den gelen Kur’an haberleri de zaten, “olması gerekeni” ortaya koyuyor:

İbrahim’de ve onunla beraber olanlarda, sizin için gerçekten güzel bir örnek vardır. Onlar kavimlerine demişlerdi ki: “Biz sizden ve Allah’ı bırakıp taptıklarınızdan uzağız..Siz bir tek Allah’a inanıncaya kadar, sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve öfke belirmiştir.” Şu kadar var ki, İbrahim babasına: “Andolsun senin için mağfiret dileyeceğim. Fakat Allah’tan sana gelecek herhangi bir şeyi önlemeye gücüm yetmez” demişti… Mümtahine (60) 4

Bütün peygamberler gibi, Hz.İbrahim de; “Müslüman insan” olmayan babasıyla “kimlik farkını” ortaya koyarken; dahası/esası da, ALLAH (cc.), “insanların bir kısmını, diğer bir kısımdan “farklı” tutarken, hiç kimse, “Allah insan eyleye” diyemez; “Müslüman olana”, “evrensel insan” kimliği biçemez..

İmdi bu yazıyı, –bazı ‘kabullerimizi’ kurutan/lar/ın da dediği gibi– tarihe mal olmuş meşhur kaide ile bitireyim; “Allah ve Rasulü’ne muhalif emir ve yasaklarda bulunan kim olursa olsun, ona itaat edilmez.’ Bu durumda o emri veren mesuldür ama aynı ölçüler içinde itaat eden de mesuldür vesselam.”

Şahid ol Ya’rab..

“Ben Müslümanım.. ‘Ne mutlu Müslümanım’ diyene

Ahmet MUSAOĞLU

Bu gönderiyi paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir