İnsanlık, Kurbağa değil

İnsanlık, Kurbağa değil

Evren Sistemi’nin başlangıcı sonrasında yıldızlar, galaksiler, sonrasında da Güneş Sistemi, haliyle bu sistem içerisinde yer alan ‘yaşam gezegenimiz’ doğmuş bulunuyor. Dünya’mızın, 4,6 milyar yıl önce ortaya çıkmasından sonra ‘içinin doldurulması’ ise, ‘Son Buzul Dönemi’ne kadar sürmüş; yaklaşık, ‘M.Ö.10.000 civarında biten’ bu dönemde Ortadoğu’da, ortaya çıkartılan yaşanabilir ‘İlk Çekirdek (Doğal) Ortam (Alan)’; insanoğlu için hem ‘ekolojik ortam’, hem de bir ‘İmtihan Salonu’ olmuştu.

Sözkonusu bu ‘İmtihan Salonu/Dünya’, önümüzde bilemediğimiz bir tarihte gerçekleşecek olan ‘Kıyamet (Big Crunch)’ hadisesi ile birlikte ‘Son’ bulacak, bu hadisenin sonunda ‘yaşam perdesi’ inecek, Evren Tarihi, ‘insanlı ilk toplu yokoluş’ olacak olan, ‘Kıyamet’ hadisesi ile birlikte kapatılacaktır. Haliyle de, ‘Yeryuvarı yaşamı’nda yaşanmış “En Sonuncu Toplu Yokolma” hadisesi olacak olan ‘Kıyamet’ hadisesi, ‘Son Buzul Dönemi’ sonuna kadar yaşanmış olan ‘Ani Kitlesel Toplu Yokolmalarda’ olduğu gibi sadece Bitki ve Hayvanların değil, ‘insan dahil, yaşamı sürmekte olan bütün canlıların tamamını; yeryüzündeki bütün hayat formlarını yokedecek, ‘Genel yokoluş’ olacağı için de, ‘Evren (Kainat) Sistemi yok olacaktır.

İşte, o gün Evren (Kainat), okunup da biten bir ‘kitap’ gibi kapatılacaktır:

“o gün ki, semayı, kitapların sahifesini dürer gibi düreceğiz…” (Kur’an: Enbiya-21/104).

Yaşamı hâlen süren ‘İmtihan Salonu’, insanoğlunun ‘imtihanı’ bitince ‘Son’ bulacak, ‘Zil (Sur)’ çalınca (üfürülünce) Kıyamet’ kopacaktır.

Kıyamet hadisesini takiben de, ‘Ayrım Günü’ yaşanılması sözkonusu olacaktır.

***

Tarihini asla bilemeyeceğimiz bir zamanda yaşanacak olan ‘Kıyamet’ hadisesi sonucunda Evren yaşamı ilk başlangıca; yani ‘t=0 noktasına’ dönecek, tıpkı Kıyamet öncesindeki her ‘ANİ kitlesel Yokoluştan’ sonra ortaya çıkan hâl olan, ‘Yeni bir ekolojik ortam’ın ortaya çıkmış olması hâli gibi, ‘Kıyamete’ müteakip de yine yeni bir ‘ekolojik ortam’ ortaya çıkacak; bu yeni yaşam ortamı, ‘Ahret hayatı’nın yaşanacağı ekolojik ortam olacak; ‘Yeni Evren yaşamı’ işlemeye başlayacaktır. Sözkonusu bu ‘Yeni Evren’de, yani, ‘Ahiret Yurdu’nda yaşanacak olan ‘Diriliş’ sonrası ‘İYİ ve KÖTÜ (halkın en hayırlıları ile, en şerlileri) ayrımı’ yapılacak olduğu, Kur’an-ı Kerim bildirisi oluyor:

 “Peygamberlerin (ümmetleri hakkında şahitlik) vakti tayin edildiği zaman (artık kıyamet kopmuştur). “(Bu alâmetler) hangi vakte ertelenmiştir? Ayırım gününe. (Resûlüm!) Ayırım gününün ne olduğunu sen nereden bileceksin! “O gün (Peygamber’i ve ahireti) yalan sayanların vay haline!”  (Mürselat:77/ 11-15)

“Ehl-i kitap ve müşriklerden olan inkârcılar, içinde ebedî olarak kalacakları cehennem ateşindedirler. İşte halkın en şerlileri onlardır. İman edip sâlih ameller işleyenlere gelince, halkın en hayırlısı da onlardır.” (Beyyine: 98/ 6-7)

İşte, Kur’an-ı Kerim’in, ‘Kıyamet sonrasında’ yaşanacağını bildirdiği, aynı zamanda “Tanrı’nın yapacağı” Ayrım haberi, ‘Fundemantalist Batılı Beyaz Adam’larca, ‘Son’lu olan ‘yaşadığımız gezegende’ yapılıyor. Çünkü, sahip oldukları ‘anlayış/ahlak’ onlara, insanoğlunu, “İYİ ve KÖTÜ” olarak ‘ayrımlama’ yapabilmelerini; bunu dünyada ‘kendilerinin yapabilmeleri’ imkanı veriyor. ABD Eski Başkan George Bush’un, 11 Eylül 2001 sonrası söylediği, ‘Ya bizdensiniz, ya karşıdan’ sözü aynen bu ‘ayrım’ oluyor. Kendilerini ‘İyi (uygar)’ ‘Kıyametçi Batılı Beyaz Adam’, kendilerinin dışındaki insanları (Doğuluyu, yani Afrikalı, Asyalıyı, haliyle Müslümanları), ‘Kötü (uygar olmayan)’ görüyor, buna göre de, insanlığı bir ‘ayrıma’ tabii tutuyor. 

ABD Eski Başkan Yardımcısı -Küresel Isınma VAR yalancısı– Al Gore’un hazırladığı ve 79. Oscar töreninde, en iyi belgesel ödülünü alan ‘Uygunsuz Gerçek’ isimli film için; “Gore’un filmini izlerken, dünyada temel iki kamp olduğunu algılamak hiç de zor değil: ‘İYİLER ve KÖTÜLER’.” deniliyor (1). İşte, sorun da bu; dinleri ile dünyayı kaynaştırmış ‘Kıyametçiler (Hıristiyan Siyonistler)’, kendilerini ‘İYİLER (seçilmişler)’ vekendilerinden olmayanları da ‘KÖTÜLER (köleler)’ şeklinde ‘ayrımlamış’, dünyayı buna göre dizayn ediyor. Fundemantalist Al Gore için, “…Huntington’un medeniyetler çatışmasını Küresel Isınmaya, ‘Medeniyetimizle dünyamız arasında bir çatışmaya tanık oluyoruz’ diye uyarlıyor.” deniliyor (2). Evet, bir ‘çatışma’ var ama bu, ‘medeniyet ile yeryüzü arasında değil’, kendilerini ‘Uygarlığın memurları’ gören insanların, ‘Yabanıllar (Uygar olmayanlar)’ olarak ‘ayrımladıkları’ kendilerinden olmayan insanlara yaptığı ‘ayrımlama-ayıklama’ oluyor.

Fundemantalist Batılı Beyaz Adam’ın sahip olduğu ‘ahlak/inanç’, ‘Ayrım yanlışlığını’ beslediği için de, ‘Batılı Beyaz’ın zihninde, ‘İyi (Uygar) ve Kötü (Uygar olmayan)’ ayırımı bitmez bir şekilde sürüyor. Kendilerinden olmayanların “egemenliklerine teslim olmaları için de”, ‘KÜRESELCİ(N)LERDEN Al Gore; “Kurbağayı kurtarmak önemli” derken, onların taşeronu, “Küresel Isınma VAR” iddiası “üreticisi/yalancısı” Birleşmiş Milletler (BM) yetkilileri de, sık sık bu hikayeyi anlatıyor, insanlık; “Kurbağa gibi pişirilmekle” korkutuluyor…

“Küresel Isınma VAR” yalanı, ‘bulaşıcı hastalığımız’ yapılınca da, ‘Küresel Isınma’nın olumsuz etkilemediği hiç bir şey kalmıyor, bunlardan biri de, kurbağalar oluyor (muş): “Porto Rico’daki yağmur ormanlarında ve çevre adalarda yaşayan 17 kurbağa türünden üçü tükendi, yedi-sekizi ise sayıca azalmaya başladı. Araştırmacılar eskiden geceleri koro halinde bağrışan kurbağalardan artık hiç ses seda çıkmadığını, bunun ciddi bir tehlikeye işaret ettiğini söylüyor.” deniliyor (3). Amerikan Newsweek dergisi 2007 yılı bir sayısında, kapağını ‘kurbağalara’ ayırıyor; “Dergiye konuşan ekolojist J. Alan Pounds, 25 yıldır bu hayvanlar üzerinde çeşitli araştırmalar yaptığını belirterek ‘Kitlesel yok olmalar başlamak üzere. Kurbağalar bunun sadece ilk dalgasını oluşturuyor’ diyor(du).” (4). ‘Küresel Isınma VAR’ olduğu “BM’ce kabul edilip/üretilip”, Türkiye’ye de ‘servis’ yapılınca, hemen bütün dernekler, kooperatifler, akademisyenler de dahil  hemen herkes; hiç gecikmeden ‘ilgi alanlarına göre’ açıklamalar yapıyor, kurbağaların kaybolmasından da söz ediliyordu. Ülkemizde ya da Porto Rico veya Kosta Rika’da kurbağalar ‘kayboluyor veya kaybolmuyor da’, dünyada ‘kaybolmadığı’ kesin, ama yazımın konusu bu değil; ‘Şeytani itiraz’ sahibi ‘Batılı Beyaz Adam’ın, insanlığı ‘kurbağa gibi pişirmekle’ tehdit etmeleri; Birleşmiş Milletler üzerinden anlatılıp, hükümetlerin ve insanlığın önüne konulan, ‘kaynayan (pişirilen) kurbağa’ metaforu, değineceğimiz konu/sorun oluyor

***

Al Gore’un, ‘Küresel Isınma VAR’ iddialarını ileri süren, Oscar ödüllü, ‘An inconvenient Truth’ (Uygunsuz Gerçek) adlı filminde; toplumların reflekslerinin nasıl körleştirildiğine ilişkin, ama aynı zamanda, gezegende yaşayanları harekete geçmeleri için uyaran bir kurbağa metaforu bulunuyor. Buna göre; bir kurbağayı kaynayan suyun içine atarsanız hemen dışarıya sıçramaya (zıplayarak canını kurtarmaya) çalışacaktır. Fakat, kurbağayı, oda sıcaklığındaki suyun içine koyarsanız ve suyun sıcaklığını yavaş yavaş arttırırsanız, kurbağa hiçbir şey yapmadan kalacak, tepki vermeden duracaktır. Çünkü, kurbağanın iç sistemi yavaş; zamanla gelişen değişimlere değil, ani değişikliklere tepki verir. Yavaş ve zaman içinde gelişen süreçleri görmeyi öğrenme, koşuşturmayı bir kenara bırakıp, büyük farklılıklar kadar gizli olanlara da dikkat etmeyi gerektirir; en büyük tehditleri oluşturan gizli ve yavaş süreçleri göremeyiz deniliyor (J.Lowe, 2002). Kurbağa’yı, kaynayan bir suya atınca hemen dışarı fırlıyor, fakat soğuk suya koyup, suyu yavaş yavaş ısıtırsanız, giderek ‘sıcağa alışıp’ sonra haşlanıyor. Kurbağa suyun ısınmakta olduğunu fark etmediği için, zıplayarak kaçmıyor ve en sonunda kaynamaya başlayan suda haşlanıyor.

Bu durumu Al Gore, kendi eserinde şu şekilde tanımlıyor: “Bizler, kay­nar su dolu bir kaba atıldığında hemen dışarı sıçrayan laboratuvar kurbağalarına benziyoruz. Ilık suya koyulup su yavaş yavaş ısıtıldığın ise, kurbağa kurtarılana dek orada kalacaktır. Çeşitli düzenlerin taşıdıkları anlamlar, tekdüzelikle karşılaştı­rıldıklarında ortaya çıkmaktadır. Tekdüzelik ve yavaş değişiklik­ler çoğu zaman duyuları aldatır ve ani değişikliklere göre ayarlan­mış beyinlerden tehlikeyi gizler. Bir birey ya da bir ulus, geleceğe bir yıl olarak bakıp geçmişi de bir ömür süresi olarak görürse, bü­yük düzenlerin pekçoğu gözden kaçar. İnsan türünün yeryüzüyle olan ilişkisine bakıldığında, tek bir yıl içinde tek bir ulusta fazla değişiklikler görülmez. Öte yandan, türümüzün ortaya çıkışından bugüne dek bu ilişkinin bütününe bakıldığında, yakın geçmişte başlayan keskin ve dikkat çekici bir karşıtlık, artık açıkça tepki vermemiz gereken dramatik bir değişikliğe işaret etmektedir” diyor (5).

Sözkonusu bu ‘anlayış/ahlak’ üzerinden BM ve Al Gore; ‘Küresel Isınma’ iddiamızı yeterince ciddiye almamamız ve artan sıcaklığı önemsemememiz durumunda –doğada korkunç değişimlerin meydana geleceği gibi gösterse de aslında– tıpkı kurbağalar gibi pişeceğimiz tehdidini gönderiyor. Al Gore’un  hikayesinde bir “El”,kaynayan kaba uzanarak, “pişmek üzere olan kurbağayı kurtarıyor!”  Filmde, “Eğer bir dış yardım olmazsa da ölüyor” sözleri de gösteriliyor!..

Al Gore; “Kurbağayı kurtarmak önemli” derken, kendisi gibi ‘Küresel Tren’in makinistiolan BM yetkilileri de, insanlığı, ‘Kurbağa gibi’ piş(iril)mekle korkutuyor:  “BM’nin, Paris’te 2 Şubat’ta açıklayacağı rapor, bu konuda şimdiye kadar yapılmış en sert uyarıda bulunarak, insanların küresel ısınmayı yeterince ciddiye almaması ve artan sıcaklığı önemsememesi durumunda doğada korkunç değişimlerin meydana geleceği ve tıpkı kurbağalar gibi pişeceğimiz uyarısını içeriyor.” (6). Uygulanan bütün ‘korkutma’ taktiklerine rağmen de insanlığın, ileri sürülen iddiaları dikkate almayışı sebebiyle, bu hikaye sıklıkla tekrarlanıyor.

Kaynayan kurbağa fenomeninin Fransız versiyonuen büyük tehditleri oluşturan gizli ve yavaş süreçleri göremeyenlerin, Su kaynamaya yakın kurbağanın (insanların, ülkelerin) başına gelebildiğini gösteriyor: “Fransızlara göre en lezzetli kurbağa canlı pişirilendir. Soğuk su dolu tencereyi ocağa koyarsın. Kurbağayı atarsın. Su yavaş yavaş ısınır ve vücudu ısı değişimine adapte olan kurbağa tencerede sessizce bekler. Su kaynamaya yakın, başına geleni fark eder ama artık çok geçtir, uyuşmuştur, zıplayıp çıkamaz, hakkın rahmetine kavuşur. Ama önce suyu kaynatıp canlı kurbağayı atsan, can havliyle sıçrar ve kaçar” diye anlattı yüce guru.” deniliyor (7). Su zamanla ısındığında, kurbağasanki sıcak bir banyoda gibi kısa sürede yüzünde bir gülümsemeyle kendini, kaynayarak ölüme bırakıyor! Artık iş işten geçmiştir. Bu sebeple (zıplamaması, kaçmaması için), ‘alıştıra alıştıra pişirilme (kandırılma)’ metodu uygulanıyor. Küresel Isınma iddiası, ‘sindirile korkutula;, korkutula sindirile’ sunuluyor.

Al Gore, Oslo’da 2006’da yaptığı bir sunuşta, evrimsel biyolojimiz, soyut bir mantık çıkarımıyla anlayabileceğimiz tehlikelerdense, bir yılan, bir pençe darbesi ya da bir örümcekten gelen tehlikeye daha kolay karşılık vermemize neden oluyor, diğer tehlikeleri anlamak imkansız değil, ama daha uzun zaman alıyor, diyordu. Eğer kurbağanın pişmesinden söz etmezlerse, insanların Küresel Isınma veya benzeri öngörüleri kolay kolay kabul etmeyeceklerini söylüyor.

İşte bu da zaten, “Küresel Isınma iddialarını” neden insanlara kabul ettirebilmek için korku üzerine korku saldıklarıgerçeğini izah ediyor.

Fundemantalist bu insanlar, Kurbağayı (-insanı, ülkeleri) önce kızartıyorlar, sonra da kurtaralım (dış yardım eli uzatalım) diyorlar! Fakat, unuttukları şey, “insanlar kurbağa değil”, bir dış yardım olmazsa da ölmezler, gerçeği oluyor. Tabii ki de, kendilerinden olmayanların da insan oldukları, onları pişirmemeyi artık öğrenmeleri de gerekiyor. Fakat, düşünemezler, çünkü; ‘pişirilen kurbağa’ metaforu da, sahip olunan ‘ahlak gereği’ yaşatılıyor; kökeni de zaten, ‘muharref inançları’ oluyor…

***

Bakmayın siz Müslümanlara yakıştırılan, ‘fundemantalist’ tanımlamasına; ‘Batılı Beyaz Adam’ın her davranışı, ‘sahip oldukları inancın’ önermeleri; onları ‘dış politikalarıyla insanlığa yansıtmaları’ oluyor. Bu bağlamda, kendi inançlarına, ‘Müslümanların kendi inançlarına’ bağlılığından daha fazla bağlı olduklarını söylemek de mümkün olabiliyor. ‘Küresel Isınma VAR’ iddiası da dahil, yaşanan olayları değerlendirenler; toplumsal ve uluslararası ilişkilerde “dinsel faktörü” yeterince hesaba katmadıklarından göremeseler de ya da bilerek görmezlikten geliyor olsalar da, ‘din anlayış’ her yerde ortalıkta duruyor! Beyaz Saray’da, Oval ofis’te; Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül’ün, ABD Başkanı G.Bush ile görüşmesi sırasında odaya (Tevrat’ta benzer örneği bulunan) ‘At Sineği’ sokulması da (gönderilmesi de) dahil, tüm ‘Batı tarihi’nin, ‘Eski-Yeni Ahid’ içre olduğunu anlamak kolay olabiliyor. Dolayısıyla da, asıl ‘fundemantalist’ler, kendileri oluyor. Öyle oldukları için de, Kurbağa metoforu da yerini Tevrat/Kitab-ı Mukaddes’te; Mısır’dan Çıkış (Exodus) / Kurbağa Felaketi’ndebulunuyor:

1-RAB Musa’ya şöyle dedi: Firavun’un yanına git ve ona de ki, RAB şöyle diyor: Halkımı salıver, bana tapsınlar.

2-Eğer halkımı salıvermeyi reddedersen, bütün ülkeni kurbağalarla cezalandıracağım.

3-Irmak kurbağalarla dolup taşacak. Kurbağalar çıkıp sarayına, yatak odana, yatağına, görevlilerinin ve halkının evlerine, fırınlarına, hamur teknelerine girecekler.

4-Senin, halkının, bütün görevlilerinin üstüne sıçrayacaklar.

5-“Harun’a de ki, Elindeki değneği ırmakların, kanalların, havuzların üzerine uzatıp kurbağaları çıkart; Mısır’ı kurbağalar kaplasın.’”.

6-Böylece Harun elini Mısır’ın suları üzerine uzattı; kurbağalar çıkıp Mısır’ı kapladı.

7-Ancak büyücüler de kendi büyüleriyle aynı şeyi yaptılar ve ülkeye kurbağaları saldılar.

8-Firavun Musa’yla Harun’u çağırtıp, “RAB’be dua edin, benim ve halkımın üzerinden kurbağaları uzaklaştırsın” dedi, “O zaman halkınızı RAB’be kurban kessinler diye salıvereceğim.”

9-Musa, “Sen karar ver” diye karşılık verdi, “Bunu sana bırakıyorum. Kurbağalar senden ve evlerinden uzak dursun, yalnız ırmakta kalsınlar diye senin, görevlilerin ve halkın için ne zaman dua edeyim?”

10-Firavun, “Yarın” dedi. Musa, “Peki, dediğin gibi olsun” diye karşılık verdi, “Böylece bileceksin ki, Tanrımız RAB gibisi yoktur.”

11-Kurbağalar senden, evlerinden, görevlilerinden, halkından uzaklaşacak, yalnız ırmakta kalacaklar.

12-Musa’yla Harun Firavun’un yanından ayrıldılar. Musa RAB’bin Firavun’un başına getirdiği kurbağa felaketi için RAB’be feryat etti.

13-RAB Musa’nın isteğini yerine getirdi. Kurbağalar evlerde, avlularda, tarlalarda öldüler.

14-Kurbağaları yığın yığın topladılar. Ülke kokudan geçilmez oldu.

15- Ancak Firavun ülkenin rahatladığını görünce, RAB’bin söylediği gibi inatçılık etti ve Musa’yla Harun’u dinlemedi.

***

Eski Ahid anlatımdaki; “Eğer..reddedersen, bütün ülkeni kurbağalarla cezalandıracağım” şeklindeki haberde görüldüğü gibi de, “Fundemantalist Küresel IsınDIRmacılar”, inançlarına benzer şekilde; “Eğer Küresel Isınmaya veyadediklerimize uymazsan, ülkeni cezalandıracağım” demek istiyor.

Kurbağa metaforu, işte bu ‘ahlakın’ anlatımı oluyor. “Firavun Musa’yla Harun’u çağırtıp, ‘RAB’be dua edin, benim ve halkımın üzerinden kurbağaları uzaklaştırsın’ dedi” anlatımı da zaten, pişmekte olan kurbağa’ya, yani ‘kabul etmediği için’ cezalandırılan ülkeye uzanan, ‘dış yardımı (Eli)” tanımlıyor.

Bu noktada sorun şu: İnsanlar da kurbağalar gibi mi davranıyor? Bir başka şekilde sorarsak da, dünya Hükümetleri, zamanında zıplayabilecek mi? Ya da bir ‘dış yardım (Eli)’ neden olması gerekiyor ki?.

Kiralık Bilimsilahşörleri” olan ‘Bilim adamı denilenler’, Küresel Isınmanın tehlikeleri konusunda uzlaşsalar da, kurbağalar hakkındaki bu hikayenin doğru olmadığını;  “Oklahoma Üniversitesi Zooloji Bölümünden Profesör Victor Hutchison, uzun yıllardır sürüngenlerin termal toleranslarını incelediğini, bir hayvanı yavaş yavaş kaynatmaya çalışsanız da ısı dayanma sınırını aştığında kendisini kurtarmaya çalışacağını belirtiyor.” (8). Bu durumda ‘Kurbağa metaforu’, doğru olmayabiliyor.

Peki de….

Yıllardır ‘iftiraya uğrayan’ kurbağalar bile, ısı yükselince zıplayacak kadar zeki olabildiklerine göreinsanoğlu için de umut var diyebilir miyiz?

Bir başka deyişle de, ‘dünya/ülkeler hükümetleri’ neden zıplamasınlar ki!..

Sahi, neden “dışardan uzatılan El’e” sarılsınlar ki!..

Dahası…

‘Köktendinci Batılı Beyaz Adam’, ‘zihni (yanlış ahlak) yapılarını’ temizlemiş olsa, ortada zaten “insanlık sorunu;Küresel Isınma (!) sorunu da” kalmayacak, kalkacak ama; ‘sahip olunan yanlış ahlak/inanç’ terkedilmediği için de, ‘kurbağa metaforu’ ile; “söz dinlemeyecek Hükümetlere, ülkelere”, dolaylı bir “tehdit” gönderilmesi hâlen de sürüyor. Yani, “kurtarılacak olanı” ancak, ‘kendi elleri’nin –kurbağaya uzanan dış yardımın– belirleyeceği öngörülüyor.

Peki de, Dünya hükümetleri/ülkeleri ‘dış yardım’ olmadan” zamanında neden zıplamasınlar ki? Ya da kurbağalar bile ısı yükselince zıplayacak kadar zekiyse, ‘hükümetler’ neden zeki olamıyor! Hemen her ülke ve hükümet, KüreselciNlerle neden işbirliği yapıyor, kimler neden “Fundemantalist Batılı Beyaz Adam’ın ‘El’ine niye uzanıyor ki! Ya da şöyle soralım: Sürdürülen “ekolojik terör/KÜRESEL TEHDİT ve işbirlikçi yönetimler yüzünden” KüreselciNlerle işbirliği yapanlar da karşısında, insanoğlu için hiç mi umut yok?..

Cevabımız şu…

Eğer insanlık, “gerçek idarecilerini” bulamaz, “Küresel Tek Devlet” kurma amacı için sinsi ve yavaş sürdürülen bu tehlikeyi göremezse; dünya ve insanlık için ‘tehdit’ oluşturan fundemantalist bu insanlara karşı ‘pek umut var’ diyemiyoruz. Ya da hangi idareci; “Ben küresel ısınmam (!!); tarım politikamı da, enerji politikamı da, toplumumun yaşam biçimini de değiştirmem”, diyebiliyor. Bu düşünceyi seslendiren, farkındalık yaşayan kimler var!..

Kıyametçi Anglosakson-Judeo ortaklığı’nın, ‘Babil Sendromu çözümü (Tek Dil-Devlet-Din)’ ile uyanmadan (!) uyanmamız gerekiyor.

Hadi bakalım kolay gelsin, tercih sizin; “köktendinci İyilere ve onların makinisti Birleşmiş Milletler’e ‘Durrr..’ demeniz gerekiyor!.. Yoksa, BM üzerinden işletilen ‘Küresel Tuzak’a yakalanmamak; “pişirilen kurbağa” olmamak mümkün görünmüyor!..

Kimse için, “Allah, akıl fikir versin” demeyeceğim, çünkü, “Allah, akıl-bilgi verdi ama”, kişi, “akılsızlığı” seçip zırvaların yaşamasına sebep verebiliyor. Aman dikkat..

Aklınıza mukayyed olun…

Ahmet MUSAOĞLU

Bu gönderiyi paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir