Terbiyesizlik yapıyorsun Yavuz!… Heyy… Diyanet…

Terbiyesizlik yapıyorsun Yavuz!… Heyy… Diyanet…

Muhtemelen ‘başlık’ dikkatinizi çekmiştir. Fakat, hemen her yazımda olduğu gibi, konuya hemen girmeyeceğim… Öncelikle sorgulamak istediğim bir husus var. O da zaten, yazı konum ‘Terbiyesiz Yavuz’ ile ilişkili oluyor…

Okuyucum görüyor, yazılarımda sıklıkla –hem başka ‘şair/münevver tanımadığım, hem de Asım neslinden olduğum için– Mehmet Akif Ersoy’a atıfta bulunuyorum. O’nun, “Müslümanlık, bilmem amma, galiba göklerdedir” düşüncesini zaman zaman kullanıyor, bu düşüncesinin bugünlerde de aynen geçerli olduğunu da değiniyorum. Merak ettiğim ise, Akif’in söz ettiği, “Müslümanların göklerde olması” durumunun, 20. asırdaki Akif, yani II.Meşrutiyet ve sonrası dönemde mi, yoksa, II.Tanzimat Dönemi dediğim, 21. asırdaki, “Muhafazakar-Kiliseleşme Dönemi”nde mi daha ‘yaygın olarak’ yaşandığı oluyor…

Bu soruma kim/nasıl cevap verebilir bilemiyorum ama; “Müslümanların göklerde olması” durumunun, Akif rahmetlinin yaşadığı dönemde değil, “Muhafazakar-Kiliseleşme Dönemi” dediğim yaşadığımız bu dönemde ‘daha yaygın olarak yaşandığı’ benim düşüncem oluyor. Bu öngörümü dayandırdığım husus, Akif’in yaşadığı dönemde –farkındalık yaşayan Müslüman sayısı pek fazla olmasa, gerçekleri göklerde olsa da– “dış ve işbirlikçisi iç (kendi/özü olmaktan çıkmış)” mihrakların “belirgin olması”, yani safların netliği, dolayısıyla da “İslam olana” yapılan saldırılarda onlarla mücadelenin daha kolay olduğu, ama aynı zamanda, ‘farkındalık’ yaşayabilen idrak sahibi Müslüman insan sayısının “bugünlerdekine göre” daha fazla olduğu düşüncem oluyor. Yaşadığımız bu dönemde, “İslam olana saldırının” yaygınlaştıkça yaygınlaşmasına rağmen, bu durumu görüp “sorgulayabilecek” ‘idrak sahibi Müslüman’ göremeyişimiz de zaten bu oluyor….

İşte, “Müslümanların göklerde olması” durumunun “daha yaygın bu dönemde” yaşadığını ileri sürmem bu gözlemime, –Ben Müslümanım diyenlerin “neredeyse” tamamının, Allah’ın, sıklıkla yaptığı, “Akletmez misiniz?” uyarısına rağmen de “akıllarını” siyasetçisine, hacısına hocasına “terk etmeleri” sonucu, “Müslümanların yeryüzünden kaybolmalarının”, artık göklerde görülmeleri (!) oluyor

Hâl bu olduğu için de zaten, hâlen de bir Mehmet Akif Ersoy, bir Elmalılı M.Hamdi Yazır çıkmadı, çıkmıyor…

Müslümanlar ‘yeryüzünde olmadıkları için de’, “kutsalımıza” yapılan ‘saldırıların’ farkındalığını yaşayacak kimse ortalıkta pek görünmüyor!.. 

Müslümanların “göklere çekilmişliğine” bir  örnek, “Fundemantalist Anglosakson-Judea ortaklığı”nın “baskısıyla” Katolik Hıristiyanlık kapsamında da “meşrulaştırılmaya” çalışılan ve yabancı film ve dizilerde nerede ise olağan hâle getirilen “eşcinsellikten”; ‘eşcinsel –erkek erkeğe- aşk’ yatak sahnesi “ülkemizde ilk kez” bu dönemde, bir Tv dizisi üzerinden Müslümanlara bulaştırılması oluyor!..

Müslüman olmanın gereklerinden olan, “sorumluluk” ve “sorgulamak” başkalarına terkedildiği, artık “Müslüman olanın yitik malı” olduğu için, kimse de bu durumu yadırgamıyor. Bunun önemli bir sebebi, dizinin senaristinin, Milli Gazete’de köşe yazarlığı, Kanal 7’de üst düzey yöneticilik, programcılık, senaristlik yapan S.B., yapımcısının da, televizyon sektöründe ‘milliyetçi muhafazakar’ kimliğiyle tanınan O.S. olması oluyor. Bu tip “muhafazakâr kimlikler” dışından verilecek bu tip sahneler ‘avamca’ kolayca “hazmedilemeyecği” için, “reformizm (kimliğimize yapılan saldırı)” bizden bildiğimiz insanlar üzerinden gönderiliyor!.. Müslüman “kimlikleriyle” tanınan insanlar eliyle, gelecekteki “Toplu Erkek Düğünleri”ne zemin hazırlanması uğraşları, Müslüman olanın, “Müslümanı” pasifize etmesiyle yeşertiliyor. Avamın/kimliğin/geleneğin “kırılması” bu metotla gerçekleştiriliyor…

Müslümanların göklerde olması” durumunun bu dönemde daha yaygın olduğu görüşümüzün sebebi de bu; bu metodun, Mehmet Akif’in yaşadığı dönemde pek işletilemiyor olması oluyordu. O dönemlerde bu metot pek işletilemediği (işe yaramadığı) için, avam (halk), “kendi/özü gibi” olmayanı ya da “kutsalına yapılan saldırıyı” hemen hiç tereddütsüz ‘gavur’ diyerek defediyor, çünkü, “tercihini, idrakini yansıtabiliyordu. Bu dönemlerde “akıl (sorgulama)”, başka akıllara ‘terk edildiği’, idrak yaşatılamadığı için, bu ‘karşı çıkış/savunma’ pek görülmüyor. Çünkü, saldırı, “gavurluk (gayrimüslim-gibileşme, Müslüman olanı yabancılaştırma)” Müslüman halka, “gavurdan” değil, “Müslümanlar eliyle” geliyor…

Bu ‘idraksizliğe’ ya da son yıllardaki, “kimliğe/kendine yabancılaşmaya”, halkın “önündeki/önder” insanların, “Müslüman olana” “başka bir kimlik” biçmeleri sebep oluyor. Kimliği ‘çalınan’ Müslüman da, idraksizlik yaşamaya başlayınca, son zamanlarda Tv dizilerinde, “Allah’ımıza  yapılan saygısızlığın” gittikçe yaygınlaşmasının “farkındalığını” da yaşayamıyor, ‘izleyici’ olmaktan öteye geemiyor…

 İşte, “Terbiyesizleşen Yavuz”da buna paralel olarak, bu noktada sahneye çıkıyor!…

Söz ettiğimiz “Yavuz”, ATV’nin, Adanalı dizisindeki Başkomiser –oyuncu Oktar Kaynarca’nın  canlandırdığı– karakter oluyor…

Dizinin Cumartesi akşamı yayımlanan bölümünde, “Yavuz/karakteri”; kızmış olduğu biri yüzünden, başını “göğe” çeviriyor, –Ey Allah’ım, yarattığın delileri takipetsene, ne terbiyesizlik yaptım ki bunları başıma veriyorsun, mealindeki sözler sarfediyor/du…

Geçen yıllardaki Sıla, Elveda Rumeli, Yabancı Damat gibi dizilerde, “İslam olan” ile, olmayanın (ötekinin) özdeşleştirilmesini (aynileştirilmesini), Müslüman genç kızların (olmaması gerekirken) gavurlara (Müslüman olmayanlara) aşık olması “gerektiği” gözümüze sokulmuştu… Ya da Müslümanlar dururken, gavurlarla “dost” olunması gerekliliği de doğurtulmuştu!.. “Muhafazakar-Kiliseleşme Dönemi”mizin yeni sürecinde bu durumun bir adım daha ötesine geçiliyor; “Tanrı sadece O olan” “Allah’ımıza/kutsalımıza” ‘saldırı’ da izlettiriliyor… Adına saygısızlık veya cahillik ya da ne derseniz deyiniz, ama tabii ki de, “kastilik” de sözkonusu, “kutsalımız üzerinden” hem incitiliyor, hem de değiştirilip dönüştürülüyoruz…

Yapılan saygısızlığı şöyle ortaya koyarsam da:

1- Adanalı dizisinin yapımcısı, senaristi ya da oyuncu veya değil, ilgili her kimlerse hepsine soruyorum: Müslüman olun veya olmayın –ki, bu beni ilgilendirmiyor– ama, Müslümanlarsanız eğer;  dizinizdeki ‘Yavuz’un yaptığı itiraz’, “İslam olan”da var mı? Ya da “olmaması” gerektiğini bilmiyor musunuz?..

2- “Yavuz”cu saygısız diyalogların, “biz Müslümanları” rahatsız edeceğini, inciteceğini ve inancımıza saygısızlık olarak göreceğimizi kavrayamayacak kadar “bilimsel akıl” yoksunu musunuz?..

3- Diyelim ki de yoksunsunuz… Fakat bu nasıl cahillik ki, Allah’ın; yarattığı bir insanı, bahsedildiği anlamda “takip etmesi” gibi bir durumun İslam’da sözkonusu olmadığını, kişinin davranışlarını belirleyenin, “kendi tercihleri”, yani “cüz-i iradesi” olduğunu, dolayısıyla da (olumlu ya da) olumsuz (dizide Yavuz’un beğenmediği) halleri, “Allah’ın takip etmesi gibi” bir durumun sözkonusu olmadığını nasıl bilemez de bizi incitiyorsunuz?..

4- Allah’ın, yarattığı eseri insana, dizide sözedildiği gibi bir “müdahalesi” olmayacağını bilmeniz gerektiğine ya da sorup öğrenebileceğinize göre, bu tür “saygısız diyaloglar” neden yaptırılıyor?..

6- Yapılan eğer “cahillikten” yapılıyorsa, yapılmaması gerektiğini bu yazımdan öğrendiğinize göre, bundan sonra bu tür ‘saygısız sahneleri’ verecek misiniz?..

5- Bu tür “rezillikler” yeni sezonla birlikte başka dizilerde de izleyiciye seyrettiriliyor. O  zaman da (bu durum), “Tanrımıza” yapılan ‘bilinçli’ bir “saldırı” olmuyor mu?..

7- “Yavuz itirazınızla”, “benim Tanrımı/Kutsalımı”, (haşa) basitleştirdiğinizin, (haşa) alay edilir duruma düşürdüğünüzün, “tanrılığını sulandırdığınızın” farkında mısınız? 

Kıvırma yok… olan aynen bu oluyor…

Bilerek veya bilmeden yapılan bu tür faaliyetlerin ‘arka planı’nın, “peygambersiz/tanrısz din”, yani “lego dinler (her dertten biraz alınan din/tanrı anlayışı ile oluşturulacak yeni bir din/tanrı inancı) inşâsı olduğunu, bu “karma din/tanrı anlayışının” bir üst aşamasının da, “Küresel –Tek- ‘Devlet, Dil, Din’ ” kurmak olduğunu bilebiliyoruz ki, bu da bahs-i diğer…    

İmdi :

1- Dizi yetkililerine ve -milliyetçi muhafazakar Oktay Kaynarca kardeşime de sesleniyorum: Dizininizin geçen yılki bölümlerinde –Adana’da/Ülkede bir Müslüman kız bulamadınız herhalde ki!..- “Yunanlı bir kıza” aşık ettirilip, çocuk sahibi de yaptırttınız; bu ‘saldırıyla’, “benim Adana/kültürümle”, “benim olmayan Yunan kültürünü” “özdeşleştirdiniz”, bunu yutmadık da, bu son bölümde, ‘Yavuz’un yaptığına terbiyesizlik demeyeceksek ne diyeceğiz?..

2- Ulusal Basındaki “İslamcı denilen” cahiller, sizlere hiç seslenmiyorum, çünkü, bu “saygısızlığı/saldırıyı” siz/ler görüp yazmalıydınız, fakat, tıpkı karşıtlarınız gibi, aranızda “Yazar (bilgilendiren)” yok, “Yazan” ise çok olduğu için, siz/ler/i anızda “çelik çomak oynamaya” bırakıyor, okuyucularınıza sizleri (de) okumamalarını tavsiye ediyorum. Eğer bunu yaparlarsa hem “reforme” olmazlar,   hem de “bilgisiz” kalmazlar diyorum…

3- Şimdi de size sesleniyor, “Eyyy Diyanet İşleri Başkanlığı” diyorum: Tv dizilerinde “kutsalımıza yapılan saygısızlıklar” azgınlaştıkça azgınlaşıyor, artık görmeli değil misiniz?.. 

Söyledim…

Mehmet Akif rahmetli döneminden daha kötü bir dönem yaşıyoruz…

O günler gibi, bugünlerde de “Müslümanlar göklerdedir!”…

Yeryüzünde bulunmuyor!..

Yıllar önce yazmıştım… Müslümanlar İslama ihanet ediyor…

Uzaylılar ‘Mekke’yi/Kutsalı’ vurur mu!..” başlıklı yazımı (12.07.2010),“Tabii ki, bir delinin bile,kimsenin kutsalına bunu veya benzerini yapmaması gerekiyor”… diye bitirmiştim…  

Ahmet MUSAOĞLU / 21.09.2010

Bu gönderiyi paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir