Birleşmiş Milletler.. Gül, Erdoğan, Kanuni…

Birleşmiş Milletler.. Gül, Erdoğan, Kanuni…

           Birleşmiş Milletler (BM), 24 Ekim 1945’te kurulmuş uluslararası bir örgüt oluyor. İlk olarak, ‘Birinci Dünya Savaşı’nın akabinde, “uluslararası kardeşlik ve barış” gibi gerekçeler ile 28 Nisan 1919’da, ‘Cemiyet-i Akvam’ ismi ile kuruluyordu.

Birinci Dünya Savaşı’nın bitmesinden sonraki yoğun açlık ve sefalet döneminde, ‘yeniden kurulacak Dünya’yı şekillendirmek isteyen ABD’nin, Başkanı Thomas Wilson; 8 Ocak 1918’de, Kongre’ye gönderdiği mesaj ile, “ondört maddelik Wilson prensiplerini” açıklıyor; ‘Dünya Barışı’nın tesisi için bir ‘cemiyet’ oluşturulmasını istiyordu. Bu ilk kuruluşun amacı; uluslararası sorunları barışçı yollarla çözümlemek ve yeni savaşları durdurmaktı ama, o da ‘evladı’ bugünkü Brirleşmiş Milletler (BM) gibi, savaşlara engel olmayı bir tarafa bırakın, savaşları hem çıkartırıyor, hem de ‘taraf’ olarak mevcudiyetini sürdürüyordu.

Wilson’un katkıları ile “Cemiyet-i Akvam / Milletler Cemiyeti” oluşturulmuşsa da, diğer devletlerin bu cemiyete üye olmalarına rağmen de, ABD kongresi, ‘kurdurduğu cemiyete’ üye olmayı reddediyordu. Bu durum tıpkı, ‘Küresel Isınma yaşanıyor’ olduğunu kabul edip de, “varolan Küresel Isınma felaketi (!)” için çözüm olarak önerilen ‘Kyoto Protokolü’nü imzalamayan, ama “Küresel Isınma iddiası” üzerinden öngörülen değişimleri ülkelerin kabul etmesini isteyen ABD-Başkanı Bush’un, ‘kandırmacası’ gibi oluyordu. 

Dünya Barışını tesis etme amacıyla kurulan ‘Cemiyet-i Akvam’, bu amacına ulaşamıyor, II. Dünya Savaşının çıkmasına engel olamıyordu. ‘Cemiyet-i Akvam’ın devamı olan bugünkü ‘Birleşmiş Milletler Örgütü (BM)’ de, (!), İkinci Dünya Savaşı sürerken; 26 ülkenin temsilcilerinin, Amerika’nın San Fransisko kentinde toplanıp, yinedünyayı savaşlardan korumak amaçlı’ kararlar da alıp, ‘ortak bildiri’ yayınlamaları, yasasını da hazırlayıp onaylamalarıyla, 24 Ekim 1945 tarihinde kuruluyordu.

* * *

BM (Birleşmiş Milletler), “Rio/1992 Yeryüzü Zirvesi” ile, ‘Sürdürülebilirlik’ kavramını ülkelerin hayatına sokması sonrası günümüz dünyasında hükümetler dahil hemen herkes; ‘küresel sorunlara’ ‘küresel çözümler’ bulunması gerektiğine giderek daha fazla inanıyor; ‘Sürdürülebilirlik ilkesi’ ileülkeler; haliyle de insanlık; sorunlara en etkin çözümlerin “BM çatısı altında” bulunabileceğinin daha fazla farkına var(dırıl)ıyordu!..

Rio,1992” ile oluşturulan ‘karşılıklı bağımlılığın’ artması ile “Küreselleşmeye” başlayan dünyamızda, “daha güçlü bir BM”, bunlardan daha fazlasını da ‘yapabilir’ bulunuyordu. Küresel soruna “Küresel Çözüm” gerektiği,neredeyse “tüm dünya devletlerini çatısı altında toplaması” ve küresel gündemin belirlendiği yer olması hasebiyle Birleşmiş Milletler (BM), ‘Küresel Tek Yapı’ sağlanması için eşsiz bir konuma sahip bulunuyor; bir başka deyişle de; BM üzerinden insanoğluna, ‘Ortak Gelecek’ biçiliyordu. BM’nin, “ABD güdümünden çıkılamayacağı” bilinebildiğine; ABD denildiğinde de, “Anglosakson-Judea (Protestan Hıristiyanlık ve Yahudilikortaklığı” anlaşılması gerektiğine göre, kimin için ne istendiği de anlaşılabilir oluyor.

BM’li ABD’nin, 11 Eylül sonrasında başlattığı ‘terörle küresel savaş’, yani, ‘İslam/coğrafyasına başlattığı Haçlı Seferi’ konseptinin uygulanmasının getirdiği başarısızlıklar, ‘Küresel Tek Yapı’ amacına ulaşma araçları olan “askeri modeli (BOP/GOP), yani, ‘Sopa-Sert Güç Modeli’ ve “Yumuşak Güç (havuç uzatma-AB, Sorosculuk) Modeli”ni yenilemeyi gerektirip, ‘küresel işbirliği’ öngörüsünü esas alan ‘Akıllı Güç Modeli’, yani, güçlü bir askeri yapıya olan ihtiyacın önemini vurgulayan, ama aynı zamanda, Amerika’nın nüfuzunu yaymak ve ABD girişimlerine meşruiyet kazandırmak için ‘ortaklıkları(kendi yerine) kullanmak’ yaklaşımını esas alan model geliştirmiş bulunuyor (1). Akıllı Güç Modeli, ‘Arap Baharı Zırvası’ örneklerinde olduğu gibi de, “kendisini hiç sıkıntıya sokmadan, Müslümanı, Müslüman ile savaştırdığı için”, benim tanımlamam ile, ilk uygulandığı yerden hareketle, “Savaşın Afganlaşması Modeli” demek oluyor (2). 

İster “Sopa-Sert Güç Modeli”, isterse de  “Yumuşak Güç Modeli” ya da bunların karışımı olan, ‘Akıllı Güç Modeli/Savaşın Afganlaşması Modeli’ olsun; tüm bu modeller, ‘Küreselci(N)ler’ arasında tartışma konusu olsalar da, esasta hepsi aynı amaçlı; her üçü birden, ‘Batılı Beyaz Adam’ için Sürdürülebilir Gelecek; yani,  “Sürdürülebilir Küresel Tek Aile Yapısı” amacı için uygulanıyor.

Bu amaca ulaşma yolundaki uygulamalar esasta BM üzerinden yürütülmesine rağmen de, BM’nin temel belgelerine dahi tam katılım sağlanamıyor olunması ya da bütün sözleşmelerini çekincesiz imzalayan hiçbir ülkenin bulunmaması gibi zorluklar, BM üzerinden ‘tasarlanan planın’ kolay hayata geçemeyeceğini de gösteriyor. “Rio/1992 Zirvesi” sonrası doğan Küresel Isınma VAR zırvasıuygulaması bağlamında çok taraflılıktan “tek taraflılığa (küreselliğe) doğru bir kayış süreci” yaşanıyor olması  –bu durumun, ‘2002 Johannesburg Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi’nde gündeme gelmesi– ‘tehlikeli’ bulunuyordu!. Sorun/lar küresel olduğuna göre, çözümlerinin de küresel olması lazım (!) öngörüsünden hareketle, bunu sağlayabilecek olan kurumun, bütün ülke ve toplumların temsil edilebileceği zemin (!) olan ‘BM çatısı olması’ iddiasının kimilerince kaygı verici bulunması, ‘KüreselciNleri’ endişeye sevkediyor olsa da, yine de, ‘tek taraflılık’, BM süreci vasıtasıyla –onun çatısı altında– sağlanıyor. Buna karşın, BM dışındaki şeyler, mesela da; ‘devletler/ülkeler sorunları çözemez’ öngörüsü ile, “BM’nin küresel kararlar alması”; gelecekte BM’nin, kendisini kullananlarca bir başka yapıya dönüştürüleceğiveya bizzat kendisinin yeni bir yapı, yani ‘Küresel Tek Devlet’ halini alacağı düşüncesi yaşatıyor ki, bu durum, ‘akil insanlar’ için endişe verici oluyor.

* * *

BM’nin geleceğinin ne olacağı”, ‘KüreselciNler’ arasında tartışma konusu gibi görünse de, aslında “geleceği daha kolay/zararsız şekillendirme” çalışması oluyor. “Küresel Yönetişimin”, yani,“Küresel Tek Yapı’nın inşâsı” bakımından “BM’nin yerinin ne olacağı” konusu, bu sebeple ‘iki kutup’ arasında gidip geliyor. Bir ta­rafta, BM’yi yeniden yapılandırmak suretiyle ABD’nin patronlu­ğunu yaptığı ‘küresel yapıya’ uygun hale getirmek; diğer tarafta ise, tamamen bu yapının terk edilmesi görüşü ileri sürülüyor. BM’nin “geleceği” ile ilgili “sentez” bir öneride bulunan çalışma ise, 2005 yılında UNDP’nin (Birleşmiş Milletler Kalkınma Teşkilatı) başına getirilen Kemal Derviş ile, Ceren Özer tara­fından, aynı yılın ilk ayında; ‘Daha İyi Bir Küreselleşme: Meşruiyet, Yönetişim ve Reform (A Beter Globcdization: Legitimacy, Governance, and Reform)’ başlığıyla yayınlanmış bulunuyor.

Dertleri,  insanlığın sıkıntılarına çözüm değil, “BM Güvenlik Konseyi’nin” Küresel Yönetişime uygun bir yapıyakavuştu­rulması için reform önerilmesi oluyor. Önerinin temel gerek­çesi, küresel düzendışı” devletlerin ‘istikrarsızlığına, yani, ‘Küresel Tek Yapı’ya uymamasına karşı yapılacak etkili bir savaşın ancak, küresel meşruiyet ile sağlanabi­leceği ve bunun da en meşru kaynağının BM olduğu düşün­cesi oluyor. Çünkü, her ne olursa olsun, BM; Dünya Bankası (DB) ve IMF gibi yıpranmamış bir kurum oluyordu : “… Kemal Derviş ve Ceren Özer’in birlikte kaleme aldığı kitabın temel politika önerisi BM Güvenlik Konseyininin yeniden yapılandırılmasıdır… Derviş, ABD’nin liderliğinde, fakat diğer güçlü küresel aktörleri de hesaba katan bir küresel meşruiyet sistemi önermektedir. Kitap, önerdiği BM reformu sayesinde, diğer ülkelerin ABD liderliğindeki küresel yönetişimi sorgulamayacakları ve meşru görecekleri iddiasındadır. Zira önerilen reform, BM’nin karar alma mekanizmalarını dünyanın güçlü ülkelerine açmayı planladığı gibi, Asya, Afrika ve Latin Amerika gibi büyük nü­fuslu yerleri de hesaba katmaktadır. Bu yolla IMF, DTÖ, DB gi­bi küresel yönetişimin parçası olan kurumların, ülke halkları tarafından sahiplenilmesi de mümkün olabilecektir.”  (3).  Anlaşılabileceği gibi de, ‘Küresel Tek Yapı -Sürdürülebilir İdare/Yönetim-’, yani Küresel Tek Aile inşâsı’ sorunu/çözümü için, BM kullanılıyor.

Bir başka şekilde tanımlarsak, “BM üzerinden ülkelerin kendilerini tasfiye ediyor olmaları” sözkonusu oluyor. Üstelik de bu, ‘neredeyse gönüllülük esasına’ dayalı ‘teslimiyet’ şeklinde oluyor. Bizim gibi dışa bağımlıYoksul/Güney ülkeler rahat ikna edilebildikleri; idarecileri ‘işbirliğine’ uygun oldukları için, “bu tip gönüllü ülkeleri” sistemin içine almak daha kolay olabiliyor. ‘Rio,1992’ ve sonrası süreci ile başarılan da zaten (asıl) bu oluyordu. Ülkemiz insanı da, idarecileri eliyle ‘Küresel Aile Yapısı’na ‘gönüllü olarak’ sunulmuş; küresel şirketlerle ‘işbirliğinde’ bulunan şirketleri ve işadamları, sözde STÖ’leri ve de bilim adamı denilenleri ile de, ‘Küresel Trene bindirilmiş yolcular’ gibi duruyor! İşbirlikçi Kemal Derviş’e göre, BM reform planında, Türkiye’nin de ‘görevi’ bulunuyor: “Birleşmiş Milletler’in reform planlarında, Türkiye’nin kendi boyutunu aşan bir işlevi olabileceğine işaret eden Derviş’e göre ‘Türkiye, Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin’den oluşan ve BRIC diye adlandırılan grupla birlikte hareket ederse, küreselleşmenin ve G – 7’nin aşırı gücünü azaltan gelişmelere destek olabilir.” deniliyordu (4). Burada söz edilen, Küresel Tek Yapı’ya ulaşılması yolundaki uygulamasından doğacak ‘sorunların’, Türkiye üzerinde giderilmesi oluyor. Türkiye’nin, ‘onların zulümlerini, pisliklerini örtmesi, temizlemesi isteniliyor, yoksa, kimse Türkiye’yi düşünmüyor. Bu sebeple de Türkiye, AKP Hükümeti döneminde ‘Güvenlik konseyi üyeliği’ kazanması (!) sizi yanıltmasın, BM’nin ‘yeni rolünde’, BM Güvenlik Konseyi’nin, bu; ülkelerin nüfusu, milli geliri ve askeri gücüne göre “yeniden yapılandırılması gereğini” isteyen yeni yapılandırma öngörülerinde; Fransa, İngiltere gibi ne nüfus, ne de ekonomik hacim açısından en tepelerde olmayan ülkelerin veto hakkı bulunmamasıgerektiğini savunan görüşün yansıması oluyor. Turgut Özal’lı dönemle yeşeren ‘devlet örgütlenmesini’ değiştirme, yani, “Küreselleşmeye (Tek Dünya Devletine) uyumlu hâle getirme” süreci, özellikle “28 Şubat darbesinden” sonra gelen her iktidar ve de ‘Küresel Isınma iddiaları’ üzerinden de sürdürülüyor. Ülkenin tarım ve enerji politikaları başta olmak üzere tüm toplumsal yapı, kurulmasına çok yaklaşılan “Küresel Tek Yapı” modeline uygun olarak dönüştürülüyor. Şöyle ifade edersek de; Birleşmiş Milletler (BM) zirve, konferans ve toplantılarıidarecilerimiz birtakım kararlar alacak, bu kararlar uygulanacak ve sorunlarımız çözülecek (!) gibi olsa da, aslında olan bu olmuyor. Konferanslar veya zirveler; ülkelerin, Hükümetleri eliyle, ‘Sürdürülebilir kalkınma’ amacını benimsemesi ile, milli olandan (milli vatandaşlıktançözülüp, ‘Küresel TEK Aile Yapısı’na entegre olmasını Küresel Tek Devlet Vatandaşlığını pekiştiren toplantılar oluyor. Bir başka şekilde söylenirse de; ‘idarecileri eliyle’ çözülen ülkelerin – insanlığın, “Babil Yolculuğu” yaptırılan “Küresel Tren’e yüklenmesi  oluyor.

BM Genel Sekreteri Ban Ki-munBangkok/2008 müzakereleri açılışında yayımlanan görüntülü mesajında; “Tarihin akışını değiştirmek amacıyla görüşme sürecini başlatmak için toplandınız.” diyordu (5). Tarihin akışını değiştirmektenkastedilen, ABD’li ideolog Francis Fukayama’nın, Tevrat kaynaklı öngörüsü “Tarihin (Günlerin) Sonu”; 2012 (-2014)’de başlayacağı düşlenen ‘Yeni Çağ’ amacı oluyordu. BM’nin İklim Değişikliği Konvansiyonu Başkanı Yvo de Boer’un; uluslararası topluluğun, ‘tarihin en karmaşık uluslararası anlaşmalarından biri olabilecek bu anlaşmayı hazırlamak için iki yıldan kısa süresi bulunduğunu, bu süreçtekesinlikle kazananlar/İYİLERve kaybedenler/KÖTÜLERolacaktır açıklaması da (6), Francis Fukayama ve diğer ABD’li ideolog Samul Huntington’un öngördüğü; Tarihin Sonu’na gelmiş olan ülkelerin ya da Medeniyetler Çatışmasında kaybetmesi gerekenlerin, yani, Türkiye dahil Yoksul/Güney (İslam) ülkeler(i) olmaları arzuları oluyor.

Hiç şüphesiz ki de, “Küresel Tek AİLE Yapısı  inşâ” tartışmalarının  zirvesinde ya da ‘Babil Yolculuğu’nun son durağında; “Tanrının Krallığı / Tarihin (Günlerin) Sonu”, yani, “Fundemantalist Anglosakson-Judea işbirliği”nin ‘ortak inancı’,  Babil Sendromu çözümü’ amacı bulunuyor. Küreselleşme ya da Sürdürülebilirlik; ‘Babil Yolculuğu’ sonunda varılması planlanan ‘Birleşmiş Hayaller Ülkesi’, yani, “Babil Sendromu çözümü’ demek olan, “KÜRESEL Tek DİL-DEVLET-DİN”düşü’ne ulaşma yolunda kullanılan ‘yol haritası’ oluyor.

İşte, bu yolda yolculuk yapan ‘Küresel Tren’in, lokomotifi, “BM (Birleşmiş Milletler)” oluyor. Bu sebeple, “BM’nin yapısı adil değil” denilse de ya da “BM adil yapıya kavuştu” denilse de değişen bir şey olmaz, “BM, sözettiğimiz Fundemantalist amaç için” kullanılıyor…

* * *

Ekim ayı ortalarında Birleşmiş Milletler’de konuşan Başbakan Erdoğan; “Batı, artık dünyanın tek merkezi değildir” deseler de, bırakın Batı’yı, insanlığın, “üyesi ülkeler” üzerinden “Tek El’den; BM’den yönetildiği” görülebiliyor. Başbakan konuşmasında ayrıca; “Bizim açımızdan Birleşmiş Milletler, kaba kuvvet ve zulüm yerine, uluslararası hak ve adaleti, çatışmayı değil barışı, basit çıkar ve denge arayışlarını değil, insanlık vicdanını hakim kılmaya çalışması gereken bir idealin adıdır. Ben Birleşmiş Milletleri böyle anlıyorum. Bu idealin gerçekleşmesinin önündeki en büyük engel ise yarım asrı aşkın süredir devam eden Arap-İsrail ihtilafıdır.” dediler ama, “tanım da sorun da” bu olmuyor. Sadece bir örnek üzerinden ifade edersek de, Sayın Başbakan, kendi iktidarları döneminde ülkemizde hemen her yıl anılan,  “Serebrenica soykırımının/1995”; yani,  Avrupa’nın göbeğinde, 8 bini aşkın Boşnak Müslümanın, BM askeri üssü yakınında göz göre göre ölüme gönderilmesinin (7BM için, ‘katil’, detirtebilecek örnek olduğunu unutmuşa benziyor. Hıristiyanlığın Ortodoksmezhebine bağlı (bazı) Sırplar katliam yaparken, Protestan Hıristiyan Hollandalılar ile, “İsrail şemsiyesi” BM, kılını bile kıpırdatmıyordu. Tarihin cilvesi değildi bu, ‘Batılı Beyaz Adam’ın, dinini/insanını, İslam dininden/insanından ‘üstün gören inanç sorunu’, bunu hep yaşatıyor. WASP şeklindeki kısaltmasıyla Beyaz Anglo-Sakson Protestan Hıristiyan’ların, seçilmiş ve kutsanmış bir halk olduğu ve dolayısıyla Tanrı tarafından vahşi milletlere uygarlık modeli oluşturmakla görevlendirildiğine inanmak –Manifest Destiny/Belirlenmiş Kader, sahip olunan inanç/inançsızlıkgereği oluyor (8). İnsaf sahibi ‘Batılı Beyaz Adam’ da tabii ki var ama, Fundemantalist Yahudisi, Hıristiyanı, hepsi bu ‘ortak inancı’ taşıyor.

Tanrı, herkese her şeyi vermiştir ama, ne yazık ki de, “Batılı Beyaz Adam” verilmiş olana ‘itiraz’ ediyor; büyüklük taslayıp, “verilenlerin sadece kendilerine ait olmasını” istiyor. Bu itirazın kökeni; ‘sadece Tanrı O’ olan Allah’ın; ademoğlunu (insanı) yaratmak kararını meleklere açıkladıktan sonra “Şeytanın yaptığı itiraz” gibi duruyor. İblis’in, “Ben ondan hayırlıyım! Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın..(A’raf-12)” şeklindeki, ‘büyüklük taslama’ ve ‘ben ondan üstünüm’ itirazıyla örtüşüyor. Bu sebeple, sorun da, BM (Birleşmiş Milletler) değil, kendinden olmayanlara sürekli savaş açtırtan, ‘Batılı Beyaz Adam’ın ‘sözkonusu bu itirazı’ oluyor. “BM sorunu”, daha doğru bir ifadeyle de, “insanlığın asıl sorunu” da; işte bu ‘Şeytani itiraz/ahlak/inanç sorunu’ oluyor…

* * *

Ve de..

Böyle bir ‘ahlak anlayışının’ hükümferma olduğu BM’nin ‘başına’ bizden birinin ismi öneriliyor. “Aramızdaki küçük Amerikalı” olmasının yanında, “yamuk kimlik” türünün Türkiye’deki sözcüsü olarak da tanımlanan, Serdar Turgut, bugünlerde seslendiriyor; Türkiye’nin, 2014’de boşalacak BM Genel Sekreterliği koltuğuna, o günlerde görevi bitecek olan Abdullah Gül’ü getirmek için mücadele edeceğini, BM Genel Sekreterliği Abdullah Gül için en uygun görev gibi duruyordiyordu (9). Daha önce de yazmış, Abdullah Gül’e BM-Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği’nin, Tayyip Erdoğan’ın ise, AB’nin başına geçmesini öneren Erbakan Hoca’yı (rahmetliyi) eleştirimde; “Hoca’nın, Gül ve Erdoğan’ı oralara hiç önermemesi gerekiyor. Erbakan gibi liderlerin, “bilememe” lüksü yok, ‘Batılı Beyaz Adam’ nezdinde “lider görev almış” Kemal Derviş örneği de zaten ortada… Üstelik, BM ve AB’nin her ikisi de “ABD projesi” iken, Gül ve Erdoğan başlarına geçse ne olacak…BM’nin başına Afrikalılar geçti ama, “Afrikalının” açlıktan öl(dürül)mesinin durmadığı da bilinebiliyor… Erbakan Hoca da “iyi niyetli” ama, “Kendi/Öz (Türkiye’de Müslümanlar, tarihsel kültürel model sahibi) ol(a)madığı/bilemediği” için yanlışlık yapıyor.” demiştim (10). Günümüz Müslümanı, dünyada neler olup bittiğini bilemediği için de, “Savaşın Afganlaşması Modeli” durmaksızın sür(dürül)üyor.

İslam NATO”su ya da “Osmanlı Modeli” ya da ABD’nin Halifesi olacak “Halifelikten bile” söz edilmiş bulunuluyor ki (11), eyvah ki eyvah!… 

Yaşanacaklar, “Arap Baharı KANDIRMACASINI” bile yaya bırakacak gibi görünüyor. Akılçelen Çelakılgillerin2012-14 yıllarını “Kıyamet Yılları/YENİ ÇAĞ’ın başlayacağı yıllar” olarak tanımlamaların ‘açılımı’ da bu olmuş oluyor.

“Şeytani itiraz” sahibi “Fundemantalist Batılı Beyaz Adam”, ‘ellerini bulaştırmadan’, “İslam/Coğrafyasınaüzerine –Ben Müslümanım diyenler üzerinden– kâbus gibi” çökmüş bulunuyor. Müslümanın, “Müslüman ile Evcilleştirilmesi”  sürdürülüyor…

BM-Rio Yeryüzü Zirvesi/Konferansı/1992”de toplanan Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı ile devletler, yeni ve adil bir evrensel ortaklık kurmak amacıyla, kabul ettikleri maddeler arasında bulunan aşağıdaki maddeler: 
İlke 20- Kadınlar çevresel idare ve gelişme üzerinde hayati bir role sahiptirler. Devam ettirilebilir bir kalkınma için onların tam katkısı gereklidir.
İlke 21-Dünya gençliğinin yaratıcılığı…evrensel bir ortaklığı ilerletmek için harekete geçirilmelidir.
Yukarıdaki maddeler, ülkemizdeki “Kadın açılımını ve Gençlerin de öne çıkartılmasını-18 yaşında seçilmesi düşüncesini de” açıklar mı (?), ne dersiniz!...

Ya da, ‘BM-Bin Yıl Zirvesi/6-8 Eylül 2000’de; aralarında Türkiye Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in de bulunduğu 189 ülkenin devlet veya Hükümet başkanlarının katılıp da, günümüzün en güçlü ve öncelikli küresel taahhüt belgelerinden biri olarak kabul edilen, ‘BM Binyıl Bildirgesi’ni imzalayıp; dünya ölçeğinde üstesinden gelinmesi gereken en temel sorunun, “Küreselleşmenin ‘tüm insanlık için’ olumlu bir güce dönüştürülmesi” olduğunun vurgulanması;yani, ‘Küreselleşmiş insanlık’ öngörülmesi, “ ‘Küresel Tek Yapı’ inşâsı” demek olmuyor mu! Yine aynı (Binyıl) bildirge(sin)deki; “I.Değerler ve İlkeler” başlığı altındaki:

Kimi temel değerleri, yirmibirinci yüzyılın uluslararası ilişkileri açısından zorunlu görüyoruz. Bu temel değerler:..Hoşgörü: Uygarlıklar arasında bir Kültür ve Barış Diyalogu aktif biçimde desteklenmelidir. ”

Maddesinin de ‘kabul edilmesi’, size neyin niye öngörüldüğünü de mi akletirmiyor!..

* * *

Başbakan Erdoğan, İstanbul Kongre Merkezi’nde düzenlenen “İstanbul Küresel Forumu“nda yaptığı konuşmada (12); “Kimse Birleşmiş Milletler’in yapısının adil bir anlayış üzerine bina edildiğini söyleyemez” dese de, Batılı Beyaz Adam’a ‘hizmet veren’ bu yapının, adil ol(a)mayacağı gerçeği zaten önümüzde duruyor.

Aynı konuşmasında, Kanuni Sultan Süleyman‘ın “Meyve dalına konsa bir karınca/Vebali olur mu karıncayı kırınca?” diye sorusuna, Şeyhülislam’ın; “Yarın Hak divanını kurunca/Kanuni’den hakkın alır karınca” cevabını verdiğini de belirten Erdoğan; “Bugün dünyanın yeniden adaletin hakim olduğu bir yer haline gelebilmesi noktasında, zalimin karşısına dimdik durabilmesi için, bizim işte bu anlayışla çalışan uluslararası kurumlara, liderlere, dini liderlere ihtiyacımız var” da dediler ama, bu –mümkün olamayacağı için– yanılgısı oluyordu.

Sayın Başbakanın söylediği gibi de, “Tarih adil bir bakış açısıyla okunmalı“.. kabul edilebilir ki de; Turgut Özakman’ın, ‘Çılgın Türkler’ dedikleri ile, ‘Bugün ki Türkler’in hiç ilgisi yok.. tıpkı, döneminde ‘Batı(lı)ya emir veren’ idarecilerle ile, sonraki idarecilerin benzer olmadıkları gibi…

Sayın Başbakan Erdoğan,  -“BM, bugün Suriye’de de acizlik içindedir…Adalet, Suriye halkının da hakkıdır.” da dediler..

Varsayalım ki de; şu “BM denilen” yapı, “ülkemize de ‘adalet getirmeye kalkarsa’ ne olacak!..

Ben ‘tespit yapmak için’ yazarım…

Bu ülkede “yazar (da) pek bulunmadığını” düşündüğüm için de…

Tarihe göndermek için’ yazdığım zaten bilinebiliyor…

Ahmet MUSAOĞLU

Bu gönderiyi paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir