ÇETİN ALTAN, ‘Ne inançsız’ olmakla da..

ÇETİN ALTAN, ‘Ne inançsız’ olmakla da..

İfade edeceklerimizden önce, Çetin Altan’ın, “Evrenin düzeni inançlara göre değişmez” başlıklı, 20.06.2012 tarihli yazısının hemen tamamını okuyoruz, imdi:

İnsanlar hangi dine inanırlarsa inansınlar, ister Müslüman, ister Yahudi, ister Hıristiyan,  ister Budist, ister Mecusi olsunlar. Yahut bunlardan hiç birine inanmasınlar…
* * *
Hepsi de evrenin yasalarına uymak zorundadırlar.
Su içmeden, yemek yemeden ve uyumadan yaşayamazlar.
Korunmadan seviştikleri zaman çocukları olur.
Ve bir süre sonra mutlaka ölürler.
* * *
Kollarını çırparak uçamazlar.
Bir metrekareye elli kişi birden sığışamazlar.
On metre yüksekten atlayamazlar.
* * *
Ne Müslüman olmak yeter bunları aşmaya, ne Yahudi olmak, ne de Hıristiyan olmak…
* * *
Tüm insanlığın çaresiz uymak zorunda kaldığı bu evren yasalarınıDİLERSENİZ BİRER TANRI BUYRUĞU OLARAK DEĞERLENDİREBİLİRSİNİZ.
İster şu inançta olsun, ister bu inançta olsun; ister inanın, ister inanmayın…
Aygıt kullanmadan beş dakika bile suyun dibinde kalamayacağınıza göre…
* * *
Demek ki evren yasaları, yahut TANRI BUYRUKLARI; insanların inanç ve eğilimlerine hiç mi hiç aldırmadan, hepsini kurumuş çiroz hevenkleri gibi aynı ipe dizmekte…
Hem de öyle dizmektedir ki, ibadet etseniz de dizmektedir, ibadet etmeseniz de…
Ne Gregoryen olmakla kurtulabilirsiniz bundan; ne Protestan olmakla, ne Sunni, ne Alevi

* * *
İnsanın yeryüzünde sadece 2 milyon yıldan bu yana var olduğu söylenir.
Özellikle sinema gündemine daha sık gelmeye başlayan eski zaman dinozorları ise, 75 milyon yıl önce yaşamışlardı. Üstelik 450 milyon yıl boyunca…
Sonra birden kayboluverdiler ortalıktan.
* * *
Birdenbire öyle nasıl kayboluverdiklerinin nedeni, bir türlü kesin saptanamıyor.
* * *
Kimi:
– Aşırı beslenmeden ötürü erkek dinozorların iri hayaları, apış aralarına sürtüne sürtüne kısırlaştı da, ondan kaybolup gittiler, diyor.
* * *
Kimi:
– O dönemde de bir buzul çağına girildi, ondan kaybolup gittiler, diyor.
* * *
İnsanlık 148 milyon yıl daha kalabilecek midir yeryüzünde?
Çok kuşkulu…
* * *
Müslüman olsalar da, Yahudi olsalar da, Hıristiyan olsalar da, inançsız olsalar da; 10 milyon, 100 milyon, 500 milyon, 1 milyar, 2 milyar, 5 milyar yıl sonra; tıpkı dinozorlar gibi hiç gelmemişçesine kaybolup gideceklerdir sonsuz bir boşluğun içinde…
* * *
Sonra daha kimbilir neler olacak?..
Çünkü Arz küresi 50 milyar yıl daha duracak Samanyolu galaksisindeki toplu iğne başı kadar görünen kimliği içinde.
Ve sonra o da kaybolup gidecek.
* * *
Tanrıya inansanız da böyle olacak bu, inanmasanız da…
Ne inanmak değiştirebilir evrenin düzenini, ne inanmamak

* * *
Bir başka anlatımla TANRI, CANLILARIN KEYFİNE BIRAKMAMIŞTIR BUYRUKLARININ UYGULANIP UYGULANMAMASINI…* * *
Sadece o buyrukları, yani evrenin düzenini merak ederseniz; mucizeler gösterme olanağına kavuşursunuz.
Uzayda da yürüyebilirsiniz. Ay’ın üstüne de çıkabilirsiniz. Bir anda bütün evlerde görünebilirsiniz. Oturduğunuz yerden, başka gezegenlerin yakın plan fotoğraflarını izleyebilirsiniz…
* * *
Ama TANRI’YA VE ONUN YANSIMASI OLAN EVRENİ MERAK ETMEZSENİZ, hiçbir mucize gösteremezsiniz. Dualarınız teke tek bir pazarlıktan ibaret kalır:
– Ben sana sığınıyorum, sen de beni ölünce cennetine kabul et ya Rabbi…”

***    ***    ***    ***    ***

İMDİ DE…

“BEN, Ahmet Musaoğlu, DİYORUM Kİ..”

Çetin Altan gibi ‘inançsız’ olarak tanınan birinin bu yazısını, –Ben Müslümanım diyen köşe yazarlarında bile okuyabilmiş değilim.. Bu sebeple, kendisini kutlarım..

Ama tabii ki de, ‘yazdı’ kendilerini Yazar/BİLGİLENDİREN olarak görmüyorum, aksine; oğulları ve dahası gibi, BİLMEDİĞİNİ BİLMEYENLERDEN buluyorum, bu da biline…

Sonram ise…

Yazısının “esasını” ortaya koyan; yani, “TANRI’YA ve ONUN YANSIMASI OLAN EVRENİ MERAK ETMEZSENİZ, hiçbir mucize (!!) gösteremezsiniz.” kısmına, yürekten inanıyor ve zaten bende bunu savunuyorum. Altan’ın, bilmeden sözettiği, ‘Müslüman olanın’ okuması gereken ‘iki kitap’ oluyor. Bu kitaplardan “ilki”; TANRI’nın, ne kim olduğunu ortaya koyan “Kur’an-ı Kerim”, ikincisi ise, “Evren Kitabı” oluyor. Altan’ın; “..merak etmezseniz…” öngörüsü, Benim; “TANRISAL GERÇEKLERİ BİLMEZSENİZ İNSANİ GERÇEKLERİ BİLEMEZSİNİZ” çağrım demek oluyor. Tabii ki de altına, ‘imzamı’ atıyorum… 

***

Gelelim, Altan’ın, ‘imzamı atmadığım’ yazdıklarına… 

DİYORLAR Kİ: “İnsanın yeryüzünde sadece 2 milyon yıldan bu yana var olduğu söylenir… eski zaman dinozorları ise, 75 milyon yıl önce yaşamışlardı. Üstelik 450 milyon yıl boyunca…Sonra birden kayboluverdiler ortalıktan. Birdenbire öyle nasıl kayboluverdiklerinin nedeni, bir türlü kesin saptanamıyor…İnsanlık 148 milyon yıl daha kalabilecek midir yeryüzünde? Çok kuşkulu…Müslüman olsalar da, Yahudi olsalar da, Hıristiyan olsalar da, inançsız olsalar da; 10 milyon, 100 milyon, 500 milyon, 1 milyar, 2 milyar, 5 milyar yıl sonra; tıpkı dinozorlar gibi hiç gelmemişçesine kaybolup gideceklerdir sonsuz bir boşluğun içinde…Sonra daha kimbilir neler olacak? Çünkü Arz küresi 50 milyar yıl daha duracak Samanyolu galaksisindeki toplu iğne başı kadar görünen kimliği içinde. Ve sonra o da kaybolup gidecek.”

***

İMDİ…

İnsanın yeryüzünde sadece 2 milyon yıldan bu yana var olduğu iddiası, “Avrupamerkezci İlerlemeci Evrim Kuramı”nın bir zırvasıdır. M.Ö.10.000’den önceki tarihlerden bulunmuş “bir tek fosil insan iskeleti” yoktur. İnsanın yeryüzü yaşamı bundan önceye gitmez. Dinozorlar da, yaklaşık 200 milyon yıl önce ANİDEN ortaya çıktılar, 65 milyon yıl önce de ANİDEN ortadan kalktılar. Dinozorlar yaşamında olduğu gibi, tüm Evren Tarihi boyunca yaşanan bu “ANİDEN OLUŞ” ve “ANİDEN YOKOLUŞ”lar da “TANRI VAR” GERÇEĞİ oluyor, “Evren Yasaları” olmuyor. Evren’in de, ANİDEN/BİRDENBİRE ortaya çıkması, “Evren’deki hiç bir şeyi Tanrısız izah edemezsiniz” bilimsel gerçeği oluyor. 

İnsanlık 148 milyon daha kalacak bir hurafe/bilimdışılık, ne zaman “son bulacağını” kimse bilemez; bilimin BİG CRUNCH olarak bildirdiği –Evrenin yokoluşu demek olan– KIYAMET’in de ne zaman yaşanacağını kimse bilemez. “Kaybolacak” denilen arz, hatta Samanyolu da değil, tüm Evren Sistemi olacak, ancak; yaşanacak bu ANİ YOKOLUŞ sırasında “saklanacak bilgi”, Ahiret Evren’in’de “Yeniden Doğuş İçin” yeniden kurulacaktır.. İnsanoğluna ait bilgi; Çetin Bey de, Ben de kaybolmayacağız, ‘yeniden varolacağız’; çünkü, “iki safhalı” bir yaşamı yaşamaktayız…

***

İmdi de gelelim, ALTAN Yazısındaki, yapılması gereken ‘diğer’ düzeltmelere;  ‘Akledilebilmesini’ sağlamak için..

Çetin Altan; “Tüm insanlığın çaresiz uymak zorunda kaldığı bu evren yasalarını, DİLERSENİZ BİRER TANRI BUYRUĞU OLARAK DEĞERLENDİREBİLİRSİNİZ.” diyorlar ama, bilimsel gelişmeler “Evren Yasaları” dediklerinin “sonradan” ortaya çıktıklarını, yani “Yaratıcı/Sanatkâr/TANRI” değil, “ESER” olduğunu, herkesin gözüne sokuyor! Bu sebeple, Altan’ın, “Evren Yasaları” denilenleri “TANRI” gibi sunması doğru olmuyor. Tabii ki, kendisi ya da benzer başkaları da, “Tanrıya İnanmayabilir”; cüz-i iradesiyle, “Tanrı’ya inanmıyorum” diyebilir(ler) ve de bu tercih(ler)ini de kimse kınayamaz. En fazla, “Leküm diniküm veliyedin/Senin dinin (dinsizliğin) sana, benim dinim bana” derim..  Ama, hiçbir dinsizin de, “Eser” olanı, “Sanatkâr” yerine koyma lüksü olamaz. Çünkü, böyle bir hâl, “Tercih/Cüz-i irade” meselesi değil, ‘bilimsel gerçeği’ değiştirmek, hurafe yapmak, “insan(lığ)ı kandırmak da” demek oluyor. Kanmadığım için de, Çetin Altan’ın dikkatine sunuyorum: “Evren yasaları, yahut TANRI BUYRUKLARI” dediniz ama, değil; “TANRI BUYRUKLARI/TANRI” demeniz gerekiyor..

Altan’ın; “TANRI’YA VE ONUN YANSIMASI OLAN EVRENİ MERAK ETMEZSENİZ, hiçbir mucize gösteremezsiniz.” şeklindeki ifadelerinden hareketle de, kendilerine ayrıca diyorum ki de: Bilebildiğim kadar inançsızsınız (yanlışsam düzeltiriz), yazınızda “son ifadelerinizi” bu şekilde ortaya koyup da, hem de “İnançsız/Çetin Altan olamazsınız!” Bu ‘sorununuzu’ çözmezseniz de, ‘hiçbir mucize’ gösteremezsiniz!..

Bu düşünceme bir itirazınız olursa; bırakınız bir Evren Sistemi’ni ortaya çıkarıp, yasalarını da koyup, düzene de sokup, dengesinin de sürmesini sağlamanızı; Siz sadece, Evren’de minicik bir nokta olan “Dünyayı Tanrısız inşâ edin de, ondan sonra mucizenizi (!) kabul edelim” denir “Adama ya da Akla”

***

Çetin Altan Aklı’, yazısının sonunu haklı olarak; “Tanrı’yı ve onun yansıması olan evreni merak etmezseniz, hiçbir mucize gösteremezsiniz. Dualarınız teke tek bir pazarlıktan ibaret kalır: – Ben sana sığınıyorum, sen de beni ölünce cennetine kabul et ya Rabbi…” şeklinde bitirirken; farkında mı bilemiyorum, Kur’an’ın; “taklidi” değil, “tahkiki iman” isteğini ortaya koyuyor. Diğer taraftan, Altan’ın “aynı aklı”, Tanrıya insansız da böyle olacak bu, inanmasanız da…Ne inanmak değiştirebilir evrenin düzenini, ne inanmamak. Bir başka anlatımla Tanrı, canlıların keyfine bırakmamıştır, buyruklarının uygulanıp uygulanmamasını…” deyip de, hâlâ da “Tanrısız kalabiliyorsa”, bu durum, sahip olunan Aklın, ‘Sahip olunması gereken Akıl/Bilgi’ olmadığını gösteriyor…

***

İNSAN” denilen varlık “OT”mu ki!..

Ya dainsan yer’den “OT GİBİ” bitmedi ya.

Böyle olunca da, insanın “Sahip olduğu Akıl” konusunda kim ne söyleyebilir?

Ya da “Tanrıya inanmadığını” söyleyen “Akıl” için ne diyebiliriz?..

***

İnsanda bulunan “AKIL” için; “Doğruyu yanlıştan ayıran idrak kuvveti” denilebiliyor ama, “Kimilerinin Aklı”, bilimin Labarotuvarlarda pek çok kez DENEYSELLEŞTİRDİĞİ ”Gerçek (Doğru) Bilgi”yi; mesele da, “Yaradılışı yine de kabul etmeyebiliyor”. Sözkonusu bu “Akla” karşın “Yaradılışı kabul eden Akıl” da bulunabiliyor. 

Bu “İki Akıl”dan ilk’i; hadiselerin hakikatini “idrak” edebilecek mahiyetteyken, “İdrak etmeyen Akıl” oluyor; ikincisiise, “İidrak edebilen Akıl” oluyor.

İlk’i “Çarpık Akıl” ; ikincisi ise, “Gerçek Akıl” oluyor.

Demek ki de, Her “Akıl” için “AKIL” denilmemesi –Gerçek Akıl ve Çarpık Akıl denilmesi– gerekiyor.

Çünkü, AKLEDİP & AKLEDEMEYİŞ”, çok önemli oluyor..

İnsanoğluna, “Akıl” gibi, “Cüz-i irade” denilen bir “Nimet” de verilmiş bulunuyor..

Herkes istediği ‘Tercihi’ yapmakta ‘özgürdür’ ama, “SEÇME İRADESİ” göstermek gerekiyor…

***

Ortaçağ Avrupasından bir felsefi hikayeye değinirsek de..

Denilir ki.. “Açlık ve Susuzluk”tan kırılan “Eş(ş)eğin” bir tarafına “Yulaf Sepeti”, diğer tarafına ise, bir “Su Kovası” konuyor. Eş(ş)ek, o perişanlık içerisinde bir türlü hangisinden başlayacağını bilemiyor. “Seçme İradesi” gösteremediği için de, “Açlık ve Susuzluktan” ölüyor/

Bu noktada…

İnsanoğlu “Eş(ş)ek değil” demeye gerek bile yok..

Ama…

“Seçme İradesi” de göstermek gerekiyor…

Gösterilmezse!.. Eyvah..  Aii!!…

***

Seçme İradesi” gösterememeyi, Kur’an’ın, Enbiya Suresi (21)52-65’nci ayetleriyle izah edersem de:

Enbiya: 52-54, 58:O (Hz.İbrahim), babasına ve kavmine: Şu karşısına geçip tapmakta olduğunuz heykeller de ne oluyor? demişti. Dediler ki: Biz, babalarımızı bunlara tapar kimseler bulduk. Doğrusu, siz de, babalarınız da açık bir sapıklık içindesiniz, dedi. Sonunda İbrahim onları paramparça etti. Yalnız onların büyüğünü bıraktı; belki ona müracaat ederler diye.”

(Nakledildiğine göre de: Hz.İbrahim, putları kırdıktan sonra BALTASINI, sağlam bıraktığı BÜYÜK PUTUN boynuna asmıştı. Putperestler, dönüşlerinde PUTLARININ KIRILMIŞ olduğunu gördüler. Bunun üzerine…)

Enbiya: 59, 60,62-65 : “Bunu tanrılarımıza kim yaptı? Muhakkak o, zalimlerden biridir, dediler. (Bir kısmı:)..bir genç duyduk; kendisine İbrahim denilirmiş, dediler. Bunu ilâhlarımıza sen mi yaptın ey İbrahim? dediler…şu büyükleri yapmıştır…onlara sorun; eğer konuşuyorlarsa! dedi…Bunun üzerine, kendi vicdanlarına dönüp (kendi kendilerine) “Zalimler sizlersiniz, sizler!” dediler. Sonra tekrar eski inanç ve tartışmalarına döndüler: Sen bunların konuşmadığını pek âlâ biliyorsun, dediler.”

* Bu noktada şu : Kıssadaki putperestler, “sahip oldukları AKILLARI” ile, “bir putun diğer putları kıramayacağını” vicdanlarında ‘aklettiler/bilebildiler’

Çünkü, “Her şey çift yaratılmıştır” ayet(ler)i gereği, “kişi/İNSAN” aynı zamanda, “İKİ AKIL (Bilinç/Bilgi)” bulunduruyor. Bunlar, “Çarpık Akıl/Bilinç/Bilgi” ve “Gerçek Akıl/Bilinç/Bilgi” oluyor. Ayetlerde bildirilen “Putperest AKIL”; aynı zamanda sahip oldukları ‘Gerçek Aklı’ dışlayıp, yerine bir başka aklı; ‘Çarpık Aklı’ koyması sonucu, “zalim” olduklarını kabul ediyor. Fakat, ‘vicdanları/Gerçek Akılları’ kendilerine, “zalim” olduklarını söylemesine rağmen de, hemen peşinden, tekrar “eski vicdanlarına/Çarpık Akıllarına” dönüp, Hz.İbrahim’e kızılabiliyor. Bir başka ifadeyle, kişi/insanoğlu, “Gerçek Aklı Seçebilme İradesi” göstermesine  rağmen de, “Yanlış olanı; Çarpık AKlı seçme iradesi de” yaşanılabiliyor..

İşte bu noktada da, Kur’an’ın, “AKLETMEZ MİSİNİZ?” çağrısı yankısını buluyor!.. 

***

Son bilimsel çalışmalar, “ ‘Tanrı Parçacığı’ bulundu” diyor..

“Bilim”, bu bildirisiyle, yaşadığımız Evren Sistemi’ için, “Tanrı yarattı” demek istiyor..

Peki de.. Bilimsel çalışmalar “Yaradılışı kesinleştirip, Tanrı’nın varlığını” ortaya koydu diye, bu durum, “herkes Tanrı’ya inanacak mı?” demek oluyor..

Tabii ki hayır..

Ünlü teorik fizik-matematikçi, aynı zamanda inançsız da olan Stephan Hawking’in; “Evren’in ortaya çıkışı (Yaradılışı)” konusunda, –Siz buna yapana Tanrı diyebilirsiniz, demesine rağmen yine de, “Tanrıya inanmayan Aklı” seçmesi; yani, AKLEDEMEYİŞİ, bu görüşümüzün bir delili oluyor…

***

Çetin Altan Bey’in ‘hangi aklı” tercih ettiği anlaşılamıyor. Bilgilenirsek eğer, ‘tarihini’ doğru yazabiliriz, yoksa incitmek değil amacımız… Sadece, “Camiye gerek olmaz” diye biliriz..

Altan’ın “..TANRI BUYRUKLARI; insanların inanç ve eğilimlerine hiç mi hiç aldırmadan, hepsini..aynı ipe dizmekte… Hem de öyle dizmektedir ki, ibadet etseniz de dizmektedir, ibadet etmeseniz de…Ne Gregoryen olmakla kurtulabilirsiniz bundan; ne Protestan olmakla, ne Sunni, ne Alevi” ifadesine de katkım şu olsun: “Ne inançsız”olmakla da..

Kurtulamazsınız, çünkü, “Küllü Akıl” sizi bulur, istemeseniz de ‘gerçeğinizi’ size anlatır!..

            Ahmet MUSAOĞLU

Bu gönderiyi paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir