Kur’an, bilimdünyasına bildiriyor..

Kur’an, bilimdünyasına bildiriyor..

Evren’in ‘Genişleme hareketi’ duracaktır..

Kıyametin Alâmeti yoktur…

     Maya Takvimi hurafeleri veya benzer bilimsel çöplükte bile yer bulamayacak hurafelerde de bir tarafa, Kur’an; bilimadamlarının, “Kıyametin, nasıl gerçekleşeceği” konusunda ileri sürdükleri teorilerini yanlışlarken, aynı zamanda; Evren Sistemi’nin, nasıl yokolacağı konusundaki ‘aradıkları cevabı’ da kendilerine bildirmiş bulunuyor.

     Kur’an, Evren’in “nefes alması/VAROLMASI” demek olan “Genişleme hareketini” bildirdiği gibi (Zariyat-47); “nefes alamaması/YOKOLMASI” demek olan, KIYAMETİN; “Evrenin Genişleme hareketinin ‘DURACAK’ olmasıyla” olacağını da bildirmiş bulunuyor :

      “Göğü kendi ellerimizle biz kurduk ve biz (onu) elbette genişleticiyiz.” Zariyat-47

     “Göğün ve Yerin O’nun buyruğu ile DURMASI da O’nun (varlığının) delillerindendir. Sonra sizi topraktan bir çağırdı mıhemen (kabirlerinizden) çıkıverirsiniz.”

                                                                              Rum (30) 25

     Rum Suresi, 25’inci Ayette sözedilen, “dirilişe çağrı”dan hemen önceki “DURMA” tanımı; Evren Sistemi’ndeki hareketlerinin kesilip “DURMASI”, haliyle de; trafikteki gibi; birbirleriyle ‘zincirleme çarpışmaları’  olduğunu anlamamızı mümkün kılmaktadır. Evrenin ‘yoğunluğu’ belli bir “kritik değer”in üzerine çıktığı zaman, “Kütleçekim Kuvveti” üstün gelip “Evrenin Genişleme Hareketini DURDURACAK”; Kıyamet, işte o zaman kopacaktır…

***

     Evrenin “Son Günü”,Genişleme hareketi “DURMA” noktasına geldiğinde, o durumda Evren ‘durağan kalmayacak’; hâlen, her an birbirinden gittikçe ‘hızlanarak uzaklaşan’ gökadalar; “Genişleyen mesafeler daralıp kapanacağı için” birbirlerine yaklaşıp ‘çarpışmaya’ başlayacaktır. “Genişleme hareketi DURUP”, Evren, nefes alamaz hale gelinceeşi benzeri görülmemiş, MÜTHİŞ bir DEPREM yaşanacaktır:  

     Ey insanlar!..kıyamet vaktinin depremi müthiş bir şeydir!” Hacc (22) 1

     “Fakat biz büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün…”Duhan (44) 16

     “O kullar, şiddeti her yere yayılmış olan bir günden korkar…” İnsan (76) 7

     İşte, Kur’an’ın,  bilimdünyasına bir katkısı da bu oluyor..

    Tüm Evren Sistemi’ni ‘saracak’, Kıyametin ‘müthiş depremi’ sonucu, yerkabuğunun, “Çatlaklı ve hareketli” olan “denge yapısı” altüst olup bozulacak; ayrıca da, hâlen, “ÇATLAKLI (Yarıklıolmadığı” için, o güne kadar ‘Dengede’ bulunan Gökler; “Son gün”, “YARILIP ÇATLAKLI” hâle geleceği için, ‘dengesizleşecek’, Kıyamet başlayacaktır…

      Bu gerçeğin dışındaki her iddia zırvadır, bilimdışıdır..

   ***

     Kur’an, “Evrenin Genişleme hareketinin DURMASI”nın yaşanacağı ‘Kıyamet Gününe’ kadar ise, “Evren’in DENGEDE tutulduğunu/KORUNDUĞUNU” bildiriyor (Hacc: 22 / 65).

     “..Allah..Göğü de… yer üzerine düşmekten korur..” Hacc (22) 65

   “Süregiden Denge/Koruma”, “Genişleme Hareketi’nin ‘Dur(durul)masıyla” dengesizliğe dönüşecek, Evren Sistemi’nin “yokoluşu/Kıyameti” başlayacaktır. Evrenin ‘yoğunluğu’, belli bir “kritik değer”in üzerine çıktığı zaman, “Kütleçekim kuvveti” üstün gelip “Genişleme hareketini DURDURACAK”; işte, o “Son Gün”, Kıyamet kopacaktır…

***

    Bilimsel gelişmeler; şu andaki ‘yoğunluğu’ hassas bir değer arasında bulunan Evren’in, “ortalama yoğunluk” değerinde ‘yeterli madde artışı’ olması halinde, uzay boyutlarında ‘ANİDEN ÇÖKECEĞİNİ’; VAROLUŞU gibi, Evren Sistemi’nin YOKOLUŞUNUN da, ‘YİNE ANİDEN’ olacağını bildirmesine paralel olarak, Kur’an-ı Kerim’in pek çok ayeti de; bilimin, ‘Big Crunch’ dediği KIYAMETİN; ANSIZIN/Aniden GELECEĞİNİ bildirmektedir:

     Pek çok Kur’an ayeti; Kıyametin ‘ANSIZIN’ geleceğini bildirmektedir…

     “Onlar…ansızın yakalayacak korkunç bir sesi bekliyorlar.”Yasin (36) 49

     “..kendilerine o (kıyamet)öyle âni gelir ki, onları şaşırtır….” Enbiya (21) 40

     “..kıyamet gününün ansızın gelip çatmasını..” Muhammed (47) 18

     “..Kıyametin kopması…göz açıp kapama gibi…bir zaman…”Nahl (16) 77

    “…O size ansızın gelecektir…”A’raf (7) 187

   “…Kıyamet vakti ansızın gelip çatınca…” En’am (6) 31

   “…kıyametin ansızınkopması…” Yusuf (12) 107

   Kıyamet, AniDEN geleceği için de, hadisenin “ne zaman” yaşanacağını insanoğlunu bilemez. Zaten de, Kıyametin “ne zaman kopacağı” bilgisi, Hz.Peygamber dahil, hiçbir insana verilmemiştir. Çünkü, onun bilgisi, “Allah katındadır”, bildirilen de budur :

Sana kıyameti, ne zaman gelip çatacağını soruyorlar. De ki: Onun ilmi ancak   Rabbimin katındadır…vaktini O’ndan başkası açıklayamaz…sen onu biliyormuşsun gibi sana soruyorlar. De ki: Onun bilgisi ancak Allah’ın katındadır…” A’raf (7) 187

   Ayetlerin bildirdiği gerçek bu iken, kimi insanlar, Peygambere atfen, bazı Hadis’lerin bildirdiğini ileri sürmektedirler. Oysa “Gerçek Sahih Hadis-i Şeriflerin” bildirdiği de insanoğlunun Kıyamet saatini bilemeyeceği olduğudur.

    Mesela..

   Cibril Hadis’i olarak bilinen Hadis-i Şerif’te; “Kıyametin ne zaman kopacağı” sorulan Hz. Peygamberin; “Bu meselede kendisine soru sorulan, sorandan daha bilgili değildir” açıklaması da zaten, ayetlerin bildirdiği gerçeği ortaya koymaktadır. Demek ki de, Hadi-i Şerif denilen rivayetler, Kur’an-ı Kerim’in bildirdiklerine ‘uygun’ olmalıdır. Haliyle de, Kıyamet’in “ne zaman kopacağı” bilgisi, sadece “Allah’a” mahsustur:

   “İnsanlar sana kıyametin zamanını soruyorlar. De ki: Onun bilgisi Allah katındadır. Ne bilirsin, belki de zamanı yakındır.” Azhab (33) 63

    “Allah katında bilinen vaktin gününe kadar…” Hicr (15) 38

   “De ki: Tehdit edilegeldiğiniz (azap), yakın mıdır, yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi koyar, ben bilmem .” 

Cinn (72) 25

     “Sana kıyameti, ne zaman gelip çatacağını soruyorlar. De ki: Onun ilmi ancak   Rabbimin katındadır…vaktini O’ndan başkası açıklayamaz…sen onu biliyormuşsun gibi sana soruyorlar. De ki: Onun bilgisi ancak Allah’ın katındadır…” A’raf (7) 187

     “..Allah ne yücedir! Kıyamet saatini bilmek de O’na mahsustur…” Zuhruf (43) 85

    “Onun nihai ilmi yalnız Rabbine aittir.” Naziat (79) 44

    “..Allah ne yücedir! Kıyamet saatini bilmek de O’na mahsustur..”  Zuhruf- 85

    Dolayısıyla da, hiç kimse, Peygamberimize ait; “Sahih kaynaklarda yer alsa bile”, “Gerçek Sahih olmayan”; yani, “Kur’an’a uymayan” rivayetleri, “Sahih Hadis” olarak önermemesi; “Kıyamet Alâmeti” gösterdiği ileri sürülecek “Hadis”lerin, “Tozlandırılmış (Gerçek Sahih olmayanHadis’ler” olmaması gerekiyor.

    Ne yazık ki de, Kur’an’ın bildirdiği; “Kıyametin, ANİDEN geleceği, ZAMANINI KİMSENİN BİLEMEYECEĞİ” gerçeğini YOKSAYAN , ister ‘âlim’ denilenlerden olsun; isterse de, onların ‘yakınlarından kimseler’ olsunlar, kimi kişilerin; bazı konuları “tasniflere” tabi tutup, olmayacak “Kıyamet Alâmetleri” oluşturmamaları da gerekiyor… Dahası ise…

***

   “Kıyamet Alâmetleri”nin “küçüğü” veya “büyüğü” OLMAZ; sadece “Alâmetleri” olur… “ANİDEN” yaşanacak olan “KIYAMET”in de zaten; bilmem kaç yıl veya onlarca yıl ÖNCEDEN görünecek alâmeti de olmaz..

   Bilimsel olarak da bu böyledir..

   Mesela..

   Geçmiş ışık konisinden bize doğru gelen bir fiziksel etki (darbe) varsa ve bu ‘etki’ bize doğru geliyorsa, gelmekte olan bu darbe UYARISIZ-ÂLÂMETSİZ gelmekte; o ancak, “gelip bize çattığında”, yani, “Kıyamet yaşanırken” görülecektir. Kısaca, “Kıyametin öncesinde” görülecek alâmet yoktur. Mürselat Suresi’nin, “7-18 no’lu” ayetlerinde de görülebileceği gibi, “Kıyamet Alametleri”, “Kıyametin YAŞANMASI SIRASINDA” görünecektir; yoksa, ‘Kıyamet öncesinde’ görülmeyecektir.

   Kıyam Suresi’nin 6-11’inci ayetlerinde bildirilen,  “kozmik yıkım-yokoluş” ortaya çıkacak olması; yani, “gözün kamaşması, Güneş ile Ay’ın bir araya getirilmesi, insanın, kaçacak yer neresi (?)” diye soracağı gün yaşanacak hadiseler de, “Kıyamet Alâmeti” ama, Kıyamet “öncesinde değil”, Kıyamet sırasında yaşanacak alâmetler olmaktadır.  Bunlar gibi, Dabbetü’l-Arz’ın ortaya çıkacak olması (Neml : 27/ 82); “Ay’ın yarılacak olması” (Kamer : 54/1), insanları bürüyecek duman hadisesi(Duhan:44-10,11) gibi hadiseler de, “Kur’an’ın bildirdiği Kıyamet Alâmetleri ama, ‘öncesinde değil’, Kıyametin kopmasıyla yaşanacak hadiseler” olmaktadır.

  Zaten; aşağıdaki Enam Suresi’nin 158’nci ayetinde, ‘meleklerin geldiği’ günün artık kimseye, “imanın fayda sağlamayacağının” ifade edilmesi de, bu düşüncemizi doğrulamaktadır:

   “Onlar ancak kendilerine meleklerin gelmesini veya Rabbinin gelmesini yahut Rabbinin bazı alâmetlerinin gelmesini bekliyorlar. Rabbinin bazı alâmetleri geldiği gün, önceden inanmamış ya da imanında bir hayır kazanmamış olan kimseye artık imanı bir fayda sağlamaz..” En’am (6) 158

   Ayette bildirilen, “meleklerin gelmesi” hadisesi –herşeyin ölümünü doğuracak olaylar anı-, Kıyametin kopması sırası yaşanacak hadisedir. Ayetteki, “Rabbinin alametleri (işaretleri)” manasına yorumlanan ifade de, ‘Kıyamet Alâmetleri’nin, bilmem ne kadar yıl veya bilmem ne kadar asır önce değil, “Kıyametin kopmasıyla” birlikte yaşanacağını açıkça ortaya koymaktadır. Aşağıdaki, Furkan/25 Sure’sinin, 22, 25’inci ayetlerinde görülebileceği gibi de:

   “O gün gökyüzü beyaz bulutlar ile yarılacak ve melekler bölük bölük indirileceklerdir.”

                                                                                 Furkan (25) 25,

  “(Fakat) melekleri görecekleri gün, günahkârlara o gün hiçbir sevinç haberi yoktur ve: (Size, sevinmek) yasaktır, yasak! diyeceklerdir.”

                                                                                 Furkan (25) 22

    ‘Kıyamet Alâmetleri’ denilenler,  “Kıyametin kopuşuyla yaşanacak olaylar” olduğu için de; “Kıyamet Alâmetlerini” de ancak, “Kıyamet anını yaşayacak insanlar” bilebilecek durumda olacak; öncesinde yaşayan insanlar ise görmeyeceklerdir. Haliyle de, Kıyamet Alameti denilen rivayetler, ‘Kıyamet öncesinde’ yaşanan hadiseler olmaMalıdır…  

***

   Çeşitli Hadis-i Şerif’lerde tek tek veya bir arada sayılan “Alâmetlerin” en toplayıcısı olan, Huzayfe b.Üseyd el-Gıfari’den gelen, “On Alâmeti”, Tirmizi’nin Sünen’inden yazarsak da, bu Hadis-i Şerif’te gösterilen “ilk dokuz alâmet’ konusunda bir ihtilaf yoktur. Bunlardan ‘üçü’ de zaten, Kur’an’da bildirilen hadiseler olmaktadır:

    H – 2183 :  “Huzeyfe b.Üseyd (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Biz aramızda kıyameti müzakere ederken Rasûlallah (s.a.v.) üst kattan bize baktı ve şöyle buyurdu: “ON alâmet görülmeden Kıyamet kopmayacaktır:

    -Güneşin Batı’dan doğması (-1’nci alâmet),

    -Ye’cûc ve Me’cûc’ün çıkması (-2’nci alâmet),

    -Neml sûresinin 82. ayetinde belirtilen Dabbe’nin çıkması (3’nci alâmet),,

   -Biri Doğu’da, biri Batı’da, bir diğeri de Arap yarımadasında meydana gelecek “yere batma hadisesi (3 ayrı Yer’deki), çöküntüler (-4,5,6’nci alâmet),

    -Aden’den çıkacak bir Ateş ki (-7’inci alamet) daima insanlarla beraber olacak, onlarla beraber gelip gidecek… (İbn Mâce, Fiten:29)

   Mâhmud b. Gaylân, Vekî vasıtasıyla Sûfyân’dan ve Furat’tan bu hadisin bir benzerini rivayet edip ilave olarak ‘Duman (-8’inci alâmet)- dedi. (x-Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir)

  -Mâhmud b. Gaylân, Ebû Davut et Tayalisî vasıtasıyla Şu’be ve Mes’ûdi’den ki bu ikisi Furat el Kazzaz’dan işitmişlerdir.  Abdurrahman’ın Sûfyan’dan ve Furat’tan rivayeti gibi rivayet etmişler ve ilave olarak ‘Deccâl (-9’uncu alâmet)…demişlerdir. Ebû Musa Muhammed b. Müsenna; Ebû Numan el Hakem b. Abdullah el-İclî vasıtasıyla Şu’be’den, Furat’dan, Ebû Davûd’un, Şu’be’den rivayeti rivayet ederek şu ilaveyi yapmışlardır: “Onuncusu (-10’uncu alâmetise ya onları denize dökecek olan bir RÜZGAR veya Meryem oğlu İSA’nın gelişidir.”. Tirmizî: Bu konuda Ali, Ebû Hûreyre, Ümmi Seleme ve Safiye b. Huyey’den de hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis hasen sahihtir.” (Sünen-i TİRMİZİ Tercümesi:Konya Kitapçılık,Cilt:2, 2004, s.213).

  Yukarıdaki “10 (On) Alâmetin” dokuzunda görüldüğü gibi de, ‘Dokuz’ alâmet, ‘Gerçek Sahih Hadis’ bildirileri olmaları yanında; Kur’an’ın bildirdiği ‘Kıyamet alametleri’ ile de “uyumlu” olmakta; yani, Kıyamet öncesinde görülecek hadiseler değil, Kıyamet sırasında yaşanacak hadiseler” olmaktadır.

    “10 (On)’uncu alâmet olan; RÜZGAR veya Nüzül-i isa (-haliyle de, ikisinden biri doğru) olmaktadır.

   Fakat, ne yazık ki de, ‘Kıyamet Alâmetleri’ anlatılırkensözkonusu bu “RÜZGAR” Hadis’inden hiç sözedilmemekte, kimileri için, “Mehdi’nin gelmesi gerektiğinden (!)”, bu “Hadis” gizlenilmektedir. Çünkü, “Gerçek Doğru Hadis” RÜZGAR Hadis’i şerif-i ise, “Nüzül-İsa ve Mehdi” gel(e)meyecektir! Mehdi’nin gelebilmesi için ise, kimileri, “Rüzgar” Hadis-i Şerif’ni yoksaymaktadır.

    Fakat…

    Maide Suresi’nin 117’nci ayetinde; Ahiret Yurdu’ndaki dirilişten sonra, Peygamberlerin toplandığı gün ki konuşmalarda geçen, “beni vefat ettirince” haberi de, Hz.İsa’nın yeryüzünde iken öldüğünü, haliyle de ‘Kıyamet Alameti’ olamayacağını, çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır:

    “Allah: Ey Meryem oğlu İsa! İnsanlara, “Beni ve anamı, Allah’tan başka iki tanrı bilin” diye sen mi dedin, buyurduğu zaman o, “Hâşâ! Seni tenzih ederim; hakkım olmayan şeyi söylemek bana yakışmaz. Ben onlara, ancak bana emrettiğini söyledim…Beni vefat ettirince artık onlar üzerine gözetleyici yalnız sen oldun….”                                      Maide (5)116-117 

     Ayet-i kerimelerde (Maide-116-117), Hz.İsa (a.s.)’ın, içlerinde bulunduğum müddetçe onlar üzerine kontrolcü ben idim, içlerinde iken her peygamberin ümmetini kontrol ettiği gibi ben de ümmetimi kontrol ederdim, fakat sen beni “teveffi ettin;yani “beni vefat ettirdin, böylelikle ümmetim benim kontrolümden çıkıp senin kontrolüne geçti. O günden beri üzerlerine kontrolcü yalnızca sensin” demesi, Hz.İsa’nın yeryüzü yaşamında öldüğünü; haliyle de, ‘Nüzül-i isa gerçekleşemeyeceğini’ zaten ortaya koymaktadır.

    Aynı hadiseyi yansıtan aşağıdaki Hadis-i Şerif de, Hz.İsa’nın, dünya yaşamında öldüğünü; ‘Nüzül-i isa’ yaşanmayacağını (Kıyamet Alameti olmadığını) bize göstermektedir:

H-5023  – Bir diğer rivayette İbnu Mes’ûd şöyle demiştir: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm va’z etmek üzere aramızda doğruldu ve dedi ki: “Ey insanlar! Sizler (Kıyamet günü) Allah’ın yanında yalınayak, çıplak ve kabuklu olarak toplanacaksınız. (Sonra şu ayeti okudu:) “İlk yaratışa nasıl başladı isek, üzerimizde hak bir vaad olarak yine onu iade edeceğiz…” (Enbiya 104). Haberiniz olsun, o gün ümmetimden bazı kimseler getirilir ve sol tarafa alınırlar. Bunun üzerine ben: “Ey Rabbim! Bunlar ashabımdır!” derim. Bana: “Sen bilmiyorsun, bunlar senden sonra neler yaptılar” denilir, ben sâlih kul (İsâ)’nın dediği gibi diyeceğim: “Ben içlerinde bulunduğum müddetçe üzerlerinde bir kontrolcü idim. Fakat vakta ki sen beni (içlerinden) aldın, üstlerinde nigehbân yalnız sen oldun. (Zaten) sen (her zaman) her şeye hakkıyla şâhidsin… (Mâide 117-118).

   Ayrıca da…

    “Biz, senden önce de hiçbir beşere ebedîlik vermedik. Şimdi sen ölürsen, sanki onlar

ebedî mi kalacaklar? / Enbiya (21) 34

   “Biz onları (peygamberleri), yemek yemez birer (cansız) ceset olarak yaratmadık. Onlar (bu dünyada) ebedî de değillerdir.”  / Enbiya (21) 8

   Yukarıdaki, Enbiyâ suresinin 34’ncü âyetinde; Hz.Muhammed’den (Sav.) önce hiçbir insana ebedî yaşama verilmediği, ondan öncekilerin hepsinin öldüğü; Hz. Muhammed’in de (Sav.) bir gün öleceği belirtil­diğine göre, Hz.İsâ’nın öldüğüne zaten inanmak gerekir. Enbiyâ Suresi’nin 34’ncü âyetinden anlaşılabileceği gibi de, hiç ölmemiş, yemek yemeyen, hâlâ yaşayan, ‘ebedi olan İsa’ anlayışı; dolayısıyla da, ‘Nüzül-i isa’ iddiasının ‘Kıyamet Alameti’ olduğu doğru değildir…

    İslam geleneğinde, “RÜZGAR” Hadis-i Şerifi bulunmasına rağmen, bu Hadis-i Şerif’in “gözlerden uzak” tutulmasının sebebi; “gelecek olan Hz.İsa olmayacaksa”, ortaya çıkacak olan “Mehdi de olmayacak olması” olmaktadır. “Mehdi’nin gelebilmesi (iddiasını sürdürmek) için,  ‘Nüzül-i isa’ iddiası ‘Kıyamet Alameti’ olarak yaşatılmaktadır… Kur’an dışı olarak da, her tarih verilmesinde gelen giden olmamasına rağmen de, tarih sürekli yenilenmektedir.

   Konu ile ayrıntılı ilgilenmek isteyen olursa da, önerebileceğim iki eser; Kıyamet hadisesini, “her bilim önermesini”, aynı konudaki “her bir Kur’an bildirisi” şeklinde yazdığım, 400 küsur sayfalık, “Ölüm Yeniden Doğuş İçin Kıyamet” isimli eserim ile, “İsasız Mehdisiz İslam Olmuyor mu” isimli eserim oluyor… Bilgilenmek isteyen için…

                  Ahmet MUSAOĞLU 

Bu gönderiyi paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir