NİHAT HATİPOĞLU DA BIKTIRIYOR!

NİHAT HATİPOĞLU DA BIKTIRIYOR!

Genel bilim dallarını bilmeyen ilahiyatçıların, “Kur’an’ı gereği gibi konuşamayacakları” görüşüm bilinebiliyor. Belki bir yerlerde vardır ama, bu ülkede ortalıkta olanlardan “olması gereken gibi” bir ilahiyatçı bulup okuyamadığım da…

Bilimsel bildirilerden/esasından habersiz kişilerin, “Kur’an’ı gereği gibi konuşamayacakları” görüşümü, 2009 yılında katıldığım “Cevizkabuğu” programında belirtince; birlikte stüdyoda ‘canlı yayında’ olduğumuz profesörlerden ilahiyatçı olanı, –Bu sözünüzü kabul edemem, düzeltmelisiniz, diye ‘hak arasa” da, “-Kur’an’ı konuşacak olanlar genel bilim dallarından bilmelidirler” diyerek noktamı koymuştum!

İlahiyatçılarımız da Kur’an’ın, “Allah’ın ilmi” olduğunu söylerler ama, hemen hiçbir bilim önermesi yoktur konuşmalarında, yazmalarında; ilmihal bilgileri sunmaktan öteye gidemedikleri de zaten görülebiliyor. Kur’an’ın, “bütün bilim dallarının rehber/köken kitabı olduğu” farkındalığı yaşanamadığı için de günümüzde televizyonlarda hâlâ, “gece rüyalanan biri yıkanmalı mı?” gibi/benzeri soru cevaplarla ‘İslam anlatıldığı’ zannediliyor. Daha fazla değinmeyeceğim, hasıl-ı kelam; durumumuz bu olduğu için “’İslam olan’ ortada görünmüyor!”; görünen, “İslam olandan başka bir şey” oluyor! 

İşte bu noktada yazıma Nihat Hatipoğlu hocamız giriyor!

Uzaktan görebildiğim kadarıyla iyi bir insan, seviliyor, izleniyor, kimseye de itici gelmiyor. Kendisine gıyabında sempatim de var ama, o bile bana “itici!” geliyor. Çünkü, gelenekteki yanlış bilgileri ‘İslam zannedip’ anlatması ‘beni incitiyor’, –Artık yeter, demek gerektiği için bu yazıyı kaleme alıyorum. Tamamen kardeşlik duyguları içerisinde yazıyorum, konuşmalarında hâta yapıyor.

Aylar önceden fazla oldu, “Kıyamet Alametlerini” konuştuğu bir program sonrası, kendisine ulaştırılmasını ısrarla istediğim, “sözettiklerinin ‘Kıyamet alametleri’ olamayacağı” görüşüm üzerine aldığım cevaba karşın –bilim-Kur’an ilişkisi üzerinden tek Kıyamet kitabı yazarı olarak değil, sıradan bir vatandaş gibi– ‘ayet delil’ gönderdimse de dönüş olmamıştı; “Kıyamet Alametleri” denilenler, onlarca veya asırlarca yıl önceden görülen alametler değil, “Kıyametin/Big Crunch sırasında görülecek alametler” olduğu görüşümü, şimdi buradan bir kez daha, ama başta Diyanet işleri Başkanlığı tüm ilahiyatçılara vb.. duyuruyorum; yaptığım “Kur’an’ın bildirisini” paylaşmak, “bilgilendirmek” amacı güdüyorum…

Bugün de yaptığım bu, sevgili kardeşim Hatipoğlu, dün (13.02.2014) geceki programında “Hz.Adem’in çocukları” kıssasını konuşurken hâta yapıyor; izleyicisinin, “kıssada olmayan şeyleri Kur’an haberi” gibi algılamasına sebebiyet vermiş bulunuyor.       

Makale yazmayı severim ama, kısa yazmak istiyorum; Maide Suresi’nin 27-31’inci ayetinde geçen kıssaya ait ayetleri yazarak devam ediyorum:

Maide/27- Onlara, Adem’in iki oğlunun haberini gerçek olarak anlat: Hani birer kurban takdim etmişlerdi de birisinden kabul edilmiş, diğerinden ise kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen kardeş, kıskançlık yüzünden), “Andolsun seni öldüreceğim” dedi. Diğeri de “Allah ancak takvâ sahiplerinden kabul eder” dedi (ve ekledi:)

28- “Andolsun ki sen, öldürmek için bana elini uzatsan (bile) ben sana, öldürmek için el uzatacak değilim. Ben, âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.”

29- “Ben istiyorum ki, sen, hem benim günahımı hem de kendi günahını yüklenip ateşe atılacaklardan olasın; zalimlerin cezası işte budur.”

30- “Nihayet nefsi onu, kardeşini öldürmeye itti ve onu öldürdü: bu yüzden de kaybedenlerden oldu.”

31. Derken Allah, kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini ona göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. (Katil kardeş) “Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar da olamadım mı ki, kardeşimin cesedini gömeyim” dedi ve ettiğine yananlardan oldu.

Sevgili hocamız, ayetlerde sözedilen, kardeşin, diğer kardeşi öldürme hadisesine sebep olarak; rivayetlerde ismi Kabil olarak geçen kardeşin, İklima ile evlenmesi isteğine, dolayısıyla aşk-kıskançlık üzerine rivayetlerde ismi Habil olanı öldürdüğünü izleyicisine sunmuş bulunuyor. Buna yaparken, –izlediğim kısa bölümde ben duymadım– kıssaya yaptığı değerlendirme için; –Bu anlattığım görüş Kur’an’da yoktur “uyarısı” yapmıyordu. Haliyle de yanlış olması muhtemel bir görüşü doğru bir görüş gibi sunuyordu…

Gelenekteki “yanlış bilgilerden” esinlendikleri için hata yapıyordu.

***

Ayetler yukarında..

Sözkonusu kıssada esas, “Adem’in iki oğlu”nun “Kurban kesmeleri” hadisesi; kurbanlardan birinin kabul edilip, diğerininkinin ise ‘kabul edilmemesi’ hadisesi oluyor. Nihat hocamızın, “Adem’in iki oğlu” kıssasını anlatırken  söyledikleri ise şunlar oluyordu…

Hocamızın anlatımında “Kabil ile Habil’in kıssası”, bir ‘aşk/kadın/kıskançlık’ üzerine kurulmakta ve bu ‘kıskançlık sonucu Kabil, Habil’í öldürüyor; böylece, yeryüzünde ‘ilk cinayet’ bir kadın yüzünden-üzerine işlenmiş oluyor. Kabil, Lubud(Lebuda) ile değil, ‘İklima’ ile evlenmek istemiş, onun için Habil’i öldürmüş şeklinde anlatılıyor. 

Peki de “bu ileri sürülenler” ya da “Kurban hadisesi” dışında anlatılanlar sözkonusu ayetlerde var mı?

Yok…

O zaman nereden çıktı bu kadın meselesi? El cevap; rivayetlerden. Böyle bir şey BİLDİRİLMEMESİNE RAĞMEN, sözdilen kıskançlık, sadece “kadın” üzerine oturtuluyor. Bu olunca da ileri sürülen görüş kesin doğru olmaz, olmuyor.

Kur’an’ın bildirdiği üzerinden değil de bildirmedikleri üzerinden “bilgi” elde edilmeğe çalışılınca da hurafe üretilmesi de kaçınılmaz oluyor.

Nihat hocamızın “Adem’in iki oğlu”nun anlatımında sözettiği “Karga” olayı da bunun gibi olmuş oluyor.

***

Hocamız anlatımında, kimi rivayetlerden gelen, “Karga, başka bir Karga’yı öldürdü, onu gömdü”; kendi ifadesiyle “iki Karga” haberi sunmuş bulunuyor.

Peki de ilgi ayet de “İki karga” sözkonusu mu?

Yok. Maide-31’de görülebileceği gibi de aksine, ayette “bir adet Karga”dan sözediliyor.

Nihat Hocam nasıl bu hatayı yapabilir, sözkonusu Kur’an kıssasını anlatırken nasıl olur da “İki Karga”dan sözedebilir anlayabilmiş değilim; kendileri dahil hiç kimse bu anlatımı anlamamı benden beklemesin; “Kur’an bildirisine” rağmen “iki Karga” olmasından kimse sözedemez, etmemesi gerekiyor; umar ve dilerim ki, haftaya programında bu yanlışlığını düzeltsin istiyorum.

Gelenekte tabii ki güzel şeyler de var ama, önemli oranda neredeyse yanlış şeyler de bulunuyor. Bunu bir ‘gelenekçi’ olarak söylüyorum.

Taşla öldürme, Habil’i sırta alıp taşıma da Kur’an kıssasında yer almıyor ama, sevgili hocam bunları da ‘uyarısız!’ anlatıyor.   

***

Televizyondaki dini programlarda hakkıyle, kaydıyla “olayın zatî gerçeğine dikkat çekilmiyor”; rivayetler gerçekmiş gibi anlatılıyor. Kur’an bütün bilimlerin rehber-köken kitabı ama, dini (denilen) programlar, neredeyse ‘dinin dışında!’ sunuluyor. Yanlış olması ihtimalleri bulunan çeşit çeşit rivayetler ve açıklamalar, “Kur’an üzerinden!” anlatılıyor.

Kur’an, pek çok ayetinde, “-Ben apaçık/aşikâr kitabım” diyor; ilahiyatçılar ve hacı hocaların çok önemli bir kısmı bu gerçek üzerinden değil, rivayetler üzerinden İslam olanı anlatıyor. Bu tarzın bizi getirdiği hâl ortada –Akif rahmetlinin dediği gibi Müslümanlık göklerde– ama,  terkedilmeyip sürdürülmesi, ‘İslam olanı’ yıkıp geçiyor!

Bu ‘gidişatın’ önüne geçilmesinin önlenmesi mutlaka gerektiği için de tüm Müslümanların; hacı hocalarımızın ve ilahiyatçılarımızın, haliyle Nihat Hatipoğlu kardeşimizin de rivayetleri, efsaneleşmiş anlatımları bırakıp, “Kur’ân’ın nassını takip etmesi/Kur’an’ın esası üzerinden konuşması” gerekiyor. Yoksa gelecek olan ‘vebaliyle’ geleceği bilinebiliyor!

Nihat Hocam, ayette bildirilen Karga’yı da ‘gereği gibi’ sunamadı; “Karga’ya atfedilen güvensizliğin”; “Klavuzu Karga olanın burnu b..tan kurtulmazmış deyiminin anlamsızlığını; Kur’an-ı Kerim’in, “Karga’yı ‘yol gösterici!’” olarak ortaya koyması yanında, bilimsel gerçeklerin Karga’nın hayvanlar dünyasının ‘en zeki’ hayvanı olmasını ortaya koyan; “Siz ‘siz’ olun kendinize bir ‘KARGA’ bulun…” başlıklı yazımın da okuması gerekiyor.

***

Bugünkü hassasiyetim üzerine, anlatımlarda “Kur’ân’ın nassını takip edilmesi gerektiği”ni ifade ettiğim için, bilmediğini de bilmeyen cahiliyet/bilgisizlik, şahsımı “hadis reddediciliği”ile karşılamasın (!), varsa eğer bilgileriyle karşılasın (!), öyle-tek bir düşüncem bugüne değin hiç olmadı, bundan sonra da olmaz; kimilerinin, ‘Hadis-i Şerif’ adı altında “Kur’an’a ters gelen” rivayetleri; insanın, arkadaşı için bile sözetmeyeceği ifadeleri  ‘Hadis’ adı altında ‘bize yutturmalarına’ itirazımız ise tabii ki olur, oluyor. 

Yeri gelmişken de belirtmeliyim ki, bize öğretilen; “Kur’an bir din kitabıdır, bilim kitabı değildir” sözü yanlış olmasının yanında, böyle bir iddia ‘Kur’an dışı da oluyor. Çünkü, Kur’an; sadece ve asla İlahiyat kitabı değildir, O; hem jeoloji, hem biyoloji, hem astraonomi, hem fizik, hem edebiyat (vb.), yani “BİLİM KİTABIDIR (Allah’ın İlmidir)”; bütün bilim dallarının rehber (kaynak-köken) kitabıdır; bunu herkesin zihni yapısına yerleştirmesi gerekiyor…  

Nihat Hocam…

Rivayetleri kendimiz için değil, ‘İslam olan’ için istemiyoruz.”

Sözüm şahsınızda herkese, yetsin gitsin bitsin artık, rivayet-destan dinlemek istemiyoruz; Kur’an istiyoruz!

Mehmet Akif rahmetlinin dediği gibi:

Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp İslamı

Asrın idrakine söyletmeliyiz İslamı

Çünkü “Gerçek Bilgi” ile bilgilenmek istiyoruz…

Ahmet MUSAOĞLU

Bu gönderiyi paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir